17 Haziran 2017 Cumartesi

Karşınızda Motifli Çanta

      Aklı karışık bir hazirandan, motifli çantamla merhaba. Gün içerisinde dört mevsimi yaşarken güneşi gördüğüm her noktaya sessizce sızıyorum. Yaz geliyor hevesiyle başladığım motifli çantamı hazirana yetiştirdiğime seviniyordum ki bulutu ve nemi bol bir haziranın beni beklediğini bilmiyordum tabii. Okullar tatil olunca parmak arası sandalet, bandana ve beyaz tişört kombinime kavuşurum sanıyordum oysa. Ama itiraf edeyim yaz yağmuru sonrası iğde ağaçlarından yükselen kokulara topraktan çıkan buğu eşlik ediyor ya, bayılıyorum.


         Motifli çantamı yapımına nisan ayında başlamıştım, şükür hazirana yetişti. Renkleri, dokusu  bulut bulut oldu. İçine astar olarak penye yastık kılıfı kullandım. Motif örmeyi çok seviyorum. Minik bir zincirden hayallere ilmek ilmek ulaşmak çok güzel. Daha doğrusu, insanın bir hobisinin olması çok güzel. Zihni dengelemek, olumlu bir iş için çaba göstermek, el emeğinin kıymetini bilmek biz modern çağın köleleri için ne büyük bir nimet aslında.

          Tatilde çocuklarla hobi çalışmaları için çok güzel bir fırsat. Her şeyi çabuk elde edip çabuk sıkılmalarından şikayet ediyoruz ya, onlara bu konuda doğru rehberlik edemediğimizden. Kendilerini mutlu eden işlere vakit ayırmanın en önemli hayat kalkanlarından biri olduğunu gösterebiliriz.   En azından, gazete kağıdından şapka yapmayı öğretebiliriz. El emeği, göz nuru ne demekmiş küçük yaşlarda yaşayarak öğrenirlerse hayatlarında bir çok şey  olumlu  gelişecektir.

            Biraz yorucu bir iş oldu benim için. Ama tatlı bir yorgunluk derler ya, işte öyle bir şey. Özellikle çocuklarım tarafından yaptığım işin beğenilmesi , en önemlisi emeğimin takdir edilmesi beni çok ama çok mutlu etti.

          Kavuşmuşum yaza, biraz nemli de olsa. Şimdiden sonra, takarım çantamı koluma :))

31 Mayıs 2017 Çarşamba

Ne Var Ne Yok

       
       Görüşmeyeli epey zaman oldu dostlar. Halbuki, bir kaç sene öncesinde her gün yazdığım zamanları hatırlıyorum. Bahane mi? Bahanesi yok, bildiğiniz tembellik işte. Instagram sosyal medyanın tüm iplerini ele geçirmişken, blogumun boynunu bükük bırakmak inceden canımı sıkıyordu. Bu akşam yazarım, yarın sabah paylaşırım, laptopun  şarj aletini bulamadım derken ben bu ara Esra'dan Dünya'yı çok fena ihmal ettim. Halbuki yazmak beni en çok mutlu eden eylemlerden biri. Ama akıllı telefonların gazına gelip aklını yitirenlerden biri de benim. İtiraf ediyorum. Bu kadar itiraf sonrası neler yaptım neler ettim kısmına gelelim.

          Bahar geldi geçiyor, ben hala bir çiçek resmi paylaşmamışım. Olacak iş değil. Ömrümde gördüğüm en karlı ve soğuk kıştan sonra bir yeşil yaprağa hasretken şimdi acısını çıkarmak istiyorum izninizle. Ayvalar, kirazlar, portakallar, erikler çiçeklere durmuş güneşi selamlarken insanın içinden dertleri  alıp götürüyor. Bu bahar annemler tavuk sektörüne hızlı bir giriş yaptı. Bu duruma en çok tabii benim Peter Pan'lar sevindi. Geh billi bili diye peşlerinde koşup ota, çamura bulanmalarını izlemek oldukça keyifli doğrusu.








           Küçümenim Ege, bu sene ilkokulu bitiriyor. Seneye ortaokul öğrencisi olacak inşallah. Değişen müfredat, yeni sitem derken seneye yoğun bir tempo bizim evi bekliyor belli ki. Tüm öğrenciler için mutlu başarılarının olduğu bir eğitim hayatı dileğindeyim. Ama keşke özel yetenekleri ve zeka türlerine göre eğitim alıp değerlendirilebildikleri bir sistem olsa. O zaman anne babaların eğitimle ilgili en büyük sıkıntıları sona erecektir. Neyse bu bambaşka bir konu. Bunu başka zaman kaynatırız artık.

            Seramik kolye denemelerimi daha önce yayınlamıştım. Bir heves başlayıp, sonra gönlüm geçti sanmayın. Epeyce bir üretim yaptım ancak , tembellikten paylaşamadım işte. Okulumuzda düzenlenen kermese ben de çorbada  tuzum olsun diye kolyeler hazırladım. Karşılık beklemeden, sadece minik bir katkı için bu işle uğraşmak beni çok mutlu etti. Sadece ben değil tabii, arkadaşlarımla birlikte süper bir takı tezgahı hazırladık. Özellikle Aslım , tek tek takıları organize etti, düzenledi. Öğretmen arkadaşlarımın hediye kolyeleri, fularları, bileklikleri derken hem kaynaştık hem de okulumuza katkı da bulunduk. Birlikte büyük emek harcadık, yorulduk, eğlendik, kimi zaman da dertlendik. Ama hepsine değdi neticede. Aslı, Emel, Çiğdem, Eylem, Gülsevil, Fatma, Elif, Özlem, Aynur, Emine, Duygu, Esma, Gülsüm... aklıma adları gelenler. Katkıda bulunan tüm arkadaşlarıma on yüz milyon kere teşekkürlerimi sunuyorum efenim.




          Sınavlar, projeler, etkinlikler derken bir eğitim öğretim yılının daha sonuna geldik. Geldik gelmesine de ben de fıtık diye bir arkadaşla tanıştım bu arada. Şimdi evde raporlu olarak istirahat halindeyim. Her gün fizik tedavi alıp, kuzu kuzu evimde oturuyorum. Ama çarşı pazar gezmek istiyorum, bahar temizliği yapmak, köpük köpük iş yapmak istiyorum ama zalim fıtık, büktü belimi. Buna da eyvallah diyorum, zıp zıp zıplayacağım günleri dört gözle bekliyorum.


13 Mayıs 2017 Cumartesi

ANNELER VE ANNE ADAYLARI! GELECEKTEKİ SİZE MEKTUP GÖNDERMEYE HAZIR MISINIZ?



Arçelik’in gözünde tüm anneler kraliçedir.

Anneler günü’nüz kutlu olsun!

Anneler ve anne adayları!

Gelecekteki size mektup göndermeye hazır mısınız?

Bu sayfadan gelecekteki bir güne mektup yazın, hem bugünden geleceği düşünmek için kendinize zaman ayırın hem de kendinize gelecekten bakma imkanı yaratın. “Anneyim” ya da “Anne olacağım” butonlarından birine basın. Mektubu doldurun. Gelecekte bir tarih belirleyin. Size o tarihte kendinize yazığını mektubu gönderelim.

İnsanın düşünceleri her gün değişiyor. Hele ki anne olmak insana bambaşka bir duygu kazandırıyor. Bu mektubu göndererek bugünkü hislerinizi gelecekte de hatırlamak ve geçmişteki hislerinizle o günkü hislerinizi karşılaştırma fırsatı bulacaksınız.
Bir boomads advertorial içeriğidir.

30 Nisan 2017 Pazar

Heştegini Kapan Geliyor

         
           Bebelerden ninelere kadar ortaklaşa görsel paylaşım platformumuz Instagram gün geçtikçe kalabalıklaşıyor. Blogların pabucunu dama atan, sofra sunumundan, makyaja hatta mutlu aile temalı fenomenler yaratan Instagram'da paylaşımlar çoğalıyor, çoğaldıkça da  kimi zaman bana göre tuhaflaşıyor. Bazen doğal bazen de özenli paylaşımlar hoşuma gidiyor. Ama botokstan uzaylıya dönen annecik temaları, sunum önemlidir heştegine sarılıp aklın sınırlarını zorlayanları, her paylaşım altına içindeki tüm kasveti döküp saçan yorumcuları en dayanamadıklarım Instagram aleminde.

         Bu aralar günün yemeği ve sunum önemlidir temaları çok popüler. Her gün yaptığım yemeklerin  tencere tencere fotoğrafını çekmek bana biraz tuhaf geliyor açıkçası. Tatlısından çorbasına kadar en az dört çeşit yemeğinin resmini çekip paylaşmak sıkıcı değil mi ? Ezogelin çorba, tavuk sote ve pilav 1600 beğeni alıyor ve internet bir mecrasında daha yeni fenemoneni yaratıyor. Yemek tarifi sayfalarının başımın üstünde yeri var. Epey bir tarif kaydettiğim sayfalar var doğrusu. Ama her akşam tencerelerin , tavaların fotoğrafını çekmek bana çok tuhaf geliyor. Güzel bir sunum ya da özel bir yemek ya da hoş bir sofra hoşuma giden paylaşımlardan ama tencere ne kardeşim.

            Pembik gelinlerden bahsetmeye hiç gerek yok hatta demode bile oldular. Onların yerini sunum delisi sayfalar aldı. Bir bardak çayı fındık, fıstık, çikolata, kurabiye , kek ve  patlamış mısır ile fotoğraflayıp altına da eşine olan bağlılığı , aşkı, muhabbeti ile ilgili ağdalı ağdalı sözler paylaşan fenomencan, seni de unutmadık. Kocası getirir, karısı pişirir diye mutfağına tabela astıran , bilmem ne butiğin pabuçlarının reklamını da araya sıkıştıran girişimci instacı seni hiç unutur muyum?

            Sevgili hesapları ise beni şaşırtmıyor, resmen utandırıyor artık.  Adem ile Havva'nın mutluluğa yelken açmış hallerinin en cıvık halleri ve hiç tanımadığı insanlar tarafından alkışlanması nedir yahu? Sevgilinle el ele tutuşup melul bakarken 3. bir şahsın o fotoğrafları çektiği düşüncesi bile bir garip. Yok yok ben yaşlandım, kesin. Her gün düğün fotoğrafçısı ile gezinen genç aşıklara mutluluklar  diliyorum.

           Çocukların ekonomik istismarının alenen yapıldığı hesaplar ise en çok beğeni alan mecralar. Bebeklikten itibaren çocuklarını reklam panosu gibi kullanan anneler ve bu duruma göz yuman babalar ne büyük bir yanılgıdadır aslında. Büyük bir beğeni ordusu eşliğinde bebeklerinin hayatlarını paylaşmak ve reklam aracı olarak kullanmak uzun vadede çocuğun ruh sağlığını olumsuz etkileyecektir. Annelik paylaşımları ile reklam annesi paylaşımları arasındaki farka da dikkat etmek gerek. Çocuklu hayatla ilgili paylaşımları keyifle takip ediyorum ama reklamdan ibaret paylaşımlar çocuk üzerinden yapılınca çok canım sıkılıyor. Yetişkinler isterlerse boyunlarına ışıklı reklam tabelası asıp gezsin ama çocuklarınıza lütfen yapmayın bunu.

          Instagram,  dev bir alem. Heştegini kapan geliyor. Elbette herkes istediğini paylaşsın, özgür olsun. Ancak  meşhur olmak hevesi, reklam kapma arzusu adına samimiyetin yitip gittiğini görmek hiç hoşuma gitmiyor. Samimi , sıcak , beğeni kaygısı olmayan, içinden geldiği paylaşan hesaplara ise bayılıyorum. Herkesin hayata bakışı farklı. Yaşam değerlerimiz, tercihlerimiz farklı olabilir. Ancak dejenere olmadan , ruhumuzu like'lara  satmadan yaşasak fena mı olur hani?

Görsel:https://tr.pinterest.com/pin/835347430852817286/

16 Nisan 2017 Pazar

Mutlu Başarılar Dilerim

       
      Sınavlar, sınavlar. Hepsi birbirinin aynı, sadece adları farklı.  Ortak ve mutlak beklenti ise mutluluk. Falanca liseyi ya da filanca fakülteyi kazanan çocuğu ailesini mutlu ediyor, akrabalarını ve öğretmenlerini de mutlu ediyor haliyle. Apartman sakinleri hatta tüm konu komşu kazanılan okulla ilgili mutlu oluyor. Bu kadar mutluluğun içinde binlerce soruyu çözmüş, zorlu virajları ustalıkla dönebilmiş genç de haliyle mutlu oluyor.

    Ana sınıfından itibaren sınavlara entegre biçimde yetiştirilen genç eğitim hayatı boyunca ne kadar mutlu acaba? Yani mutlu bir kazanan olmak için mutsuz bir öğrencilik hayatı mı geçirmek gerekir? Soru bankaları, ödevler, projeler, deneme sınavları çocukların hayatında artık bir ayrıntı değil de bir esas olmaya başladı. Başarı sıralaması, yıl sonu başarı ortalaması artık çocuklar için çok erken yaşlarda bir hedef haline geldi. Önceden çalışkan olmak bir değerdi , şimdi  ise başarılı olmak bir değer haline geldi. Yani başarılıysan, değerlisin. Peki ya başaramazsan? Dizleri kanamadan büyüttüğümüz çocuklarımızın özsaygılarını hunharca katlediyoruz işte.

           Eğitim sistemi sürekli yenileniyor, daha iyi hale getirilmek için sürekli yenilikler yapılıyor. Örneğin ben, kredili sistem mağdurlarındanım. Liseye başladığımda kıyametler kopmuştu. Kredili sistem şöyle süper olacak, aman evlatlarımız böyle Amerika ile yarışacak. Sonrası malumunuz. Tarihin lüzumsuz projeler rafında yerini alalı yüzyıllar oldu sanırım. 

            Eğitim sisteminin zorlu ve çetrefilli. Peki ya öğretmenlerimiz bu sistemi bazen daha da zorlu ve anlaşılmaz kılmıyor mu? Tatillerde ödev verilmemesi  ile ilgili her sene MEB açıklama yapsa da tatil kitabı denen sevimsiz test kitapları ne yapıp edip evlere kimi öğretmenlerce gönderiliyor. Artık öğretmenler de başarı odaklı çünkü. İlkokul 1. sınıf öğrencisi için daha çok test çözmeli diye velisine öneride bulunan bir öğretmen benim için ayrı bir gezegene aittir. Kitap okumayı özendiren, yaratıcı yazılar yazmaya teşvik eden, gerçek üstü resimler yapması için cesaretlendiren öğretmenler görmek istiyorum. Öğrencinin içindeki merak duygusunu yakalayan öğretmen , gerçek öğretendir. Öğrenciyi merak duygusundan yakalamak bir öğretmenlik refleksidir. Çocukta bunu görür ve büyütürsün. İşte bütün mesele bu.

           Sınıfta kımıldamayan, gülmeyen, dersi kaynatmayan , bir seferde anlayabilen, gözünü öğretmenden ayırmayan, dikkat süresi 40 dakika olan süper öğrenciler beklentisinde olan tüm öğretmenler keşke başka meslek seçseymiş diyorum. Sınavlar, sistem zorlayıcı olsa da öğrencilerinin farklı öğrenme özelliklerinin farkında olan öğretmenler daha mutlu öğrenciler yetiştirecektir.

          İşte tüm bu keşmekeşin içinde çocuklarım mutlu bir öğrencilik hayatı geçirip mutlu olabilecekleri meslekler seçsinler istiyorum. İmkansız değil ama  zor biliyorum. Ama anne olarak da beklentilerimi  Kaf Dağı’na çıkartmıyorum. Herkese mutlu başarılar dilerim.

Görsel:https://tr.pinterest.com/pin/193162271500062375/

19 Mart 2017 Pazar

Baharlık Seramik Kolye Bunlar

   
       Kış perdesini sıyırıp bahara uyanırken doğa her taraf renklere, çiçeklere boyansın istiyorum. Hani şu bahar yorgunluğunu bile özlüyorum. Ömrümde görmediğim kadar çok kar görmemin ,  günlerce soğuktan eve kapanmanın , geçmeyen gribe yakalanmamın da baharı özlemem de payı büyük tabii. Hazır cemreler düşmüşken, Mart soğuklarını da pek ciddiye almazken yeni uğraşılar için mükemmel zamanlama benim için.


       Seramik hamuru denemelerimden bahsetmiştim. Hızımı alamadım elbette. Baharlık tişörtler , tiril elbiseler, kot ceketlerle takıp takıştırmalık seramik kolyelerim de sunuma hazırlar artık. Aslında fazla takı kullanmam, pek takı zevkim olduğunu da söyleyemeyeceğim. Ama dedim ya, bahar işte ; insanın içini kıpır kıpır ediyor. Kafamda milyonlarca seramik bulutu resmi geçit yapıyor. Bakalım, neler olacak? Bir yandan da Game Of Thrones hasreti başımda. Ne güzel bahardan bahara izliyordum ama bu sene 16 Temmuz'da 7. Sezon başlıyor. Yerli dizilerden birazcık örnek al Ey Amerika. 1 yılda 10 bölüm çek, sonra meraktan kuduralım burada.  Khalesi Targaryen Daenerys Fırtınadadoğan hatırına izliyorum , fazla uzatmayayım neyse. Ortam gerilmesin.
          Seramiklerim kuruduktan sonra, boyadım,  vernikledim. Herşey tamam ama çaktırmayın kordonları için bitirme aparatı almayı unutmuşum. Fiyonkla, düğümle idare edeceğim artık. Detaylara değil, büyük resme bakıyorum ve çok mutlu oluyorum. Dünyanın en  güzel kolyelerini üretemedim belki ama kendi ellerimle, emeğimle, sabrımla ortaya bir iş çıkardım. Sadece canım istedi diye hem de. Ve bu bana kendimi çok iyi hissettirdi.

           Bu kadar bahardan, renklerden bahsetmişken Orhan Veli'ye selam etmeden olmaz ama değil mi?  Şen kalın...

Dalgacı Mahmut
İşim gücüm budur benim, 
Gökyüzünü boyarım her sabah, 
Hepiniz uykudayken. 
Uyanır bakarsınız ki mavi. 

Deniz yırtılır kimi zaman, 
Bilmezsiniz kim diker; 
Ben dikerim. 

Dalga geçerim kimi zaman da, 
O da benim vazifem; 
Bir baş düşünürüm başımda, 
Bir mide düşünürüm midemde, 
Bir ayak düşünürüm ayağımda, 
Ne haltedeceğimi bilemem. 

Orhan VELİ 

7 Mart 2017 Salı

Kızkardeşlikle

"Kadınlar olmasaydı erkeklerin hali ne olurdu? Biterlerdi dostum, biterlerdi." 

Mark Twain

           Koca dünyaya sığamamış iki cinsiz topu topuna. Adem ile Havva'dan bu yana var olma mücadelesinde yan yana durmamız gerekirken karşı karşıya gelmişiz. Erkeğin beden gücü ile otorite kurma arzusu gerçek olmuş. Peki var olma mücadelesini sadece  beden gücü ile sağlamak mümkün mü? Kadının rolü yalnızca erkeğin  yardımcısı, destekçisi olmak mıdır? Erkek getirir, kadın pişirir mantığı ile kadının rolünü kısıtlamak ne kadar doğrudur? 
          
         Toplumsal cinsiyet ayrımcılığının ve  süslü püslü sözlerin ardına saklanıp kadın olmayı saksıdaki çiçek olmakla bir tutmak kadınların en büyük tehdidir aslında. Sen  kadınsın yapamazsın. Sen kadınsın gülemezsin. Sen kadınsın koşamazsın...
         
        Kadın bu ön yargılara boyun eğerse yenilir esas. Azim, kararlılık, güç, bilgelik, sabır kadınların içindeki gerçek cevherdir. Kirpiklerinden dökülen gözyaşları zayıflığından değil, gücündendir. Ellerinin narinliği güçsüzlüğünden değil, merhametindendir. Yangın sonrası orman yeri gibidir kadın. Her an yeniden yeşermek , filiz vermek için çabalar. Hoyrat rüzgarlara boyun eğmeden kendini ve sevdiklerini ayakta tutmak  için son gücüne kadar çabalar. Erkekleri yetiştiren kadınlar bu değerleri yeni nesillere aktarırsa kadın daha güçlü var olur.

           Kadın ve erkek bir elmayız sadece yarısı sen, yarısı ben. Ne ben senden üstünüm ne sen benden. Birbirimizle aynı melodiyi paylaşırsak, dürüst, onurlu ve merhametli davranırsak birbirimize bu dünya yangın değil, düğün yeri olur. 
             Dünya Emekçi Kadınlar Günümüz ve kızkardeşliğimiz kutlu olsun. 




Video Kaynak: http://bigumigu.com/haber/kadinlar-ciceklerden-yapilmaz/
Görsek Kaynak: https://tr.pinterest.com/pin/326511041710502605/