26 Şubat 2011 Cumartesi

Süper Olmak Için Pelerin Takmak Şart Değil

     Biz anneler, ikili hayat yaşayan süper kahramanlar gibiyiz. Çaktırmadan etrafımıza , insan üstü mücadeleler veriyoruz. Tüm bunları yaptıktan sonra da Clark Kent hayatımıza geri dönüyoruz. İşin fena yanı da kahramanlığın o afilli tadına varamamamız. Alkış yok, manşet yok, kırmızı-uçuşan pelerin yok. Biz kadınlar severiz halbuki böyle seramonileri. Bebişimizin uyurken dudağındaki  tatlı kıvrım en büyük hediyemizdir aslında. Ama yeter, 3 saatlik uykuyla durup, çocuğa okula götürüp, işe gidip, eve gelip, yemek yapıp, falan filanlarımızdan sonra daha fazla alkış alsak diyorum…
     Sen annesin hasta olamazsın, sen annesin çocuk menüsüz bir yere yemeğe gidemezsin, sen annesin yorulamazsın, şikayet edemezsin..... Tüm bunlara rağmen, anneler gün, doğum günü ve bilumum yıl dönümleri formaliteye dönüştüğünden , bir öpücükle atlatılır artık eşiniz tarafından.  Öyle harika yaratıklarız ki, iki elimizde birer çocuk, ayağımızda topuklularımız, rimelimiz ve çantamızla sabahın bir saati kendimizi sokağa atabiliyoruz. Sanki akşam eve gelip, bir saat içinde dört çeşit yemek yapacak olan biz değilmişiz gibi.
      Duyun ey insanoğlu, tüm kadınlar her işi başaracak güçtedir. Enerji kaynağımız ilgi ve sevgidir. Lütfen cimri davranmayın bu konuda. Aksi takdirde başlar o zaman gemide isyan.... 
Esra ATEŞ AKIN

14 Şubat 2011 Pazartesi

GENÇLERLE İLETİŞİM


Gençleri anlamak çoğu zaman zor gelebillir. Özellikle ergenlik döneminde çözülmesi zor bir denkleme dönüşebilirler. Saatlere odasından çıkmayan, aynanın karşısından ayrılmayan, anne babasını acımasızca eleştiren gençle iletişim ebeveynleri hiç olmadığı kadar zorlar.

Ancak, anne babanın bakış açısını değiştirmesi, ergenlik döneminin binlerce yıldır görülen özelliklerini değiştirmekten daha kolaydır aslında. Ailesi tarafından sürekli eleştirilen genç, uzlaşma içerine grmeyecektir. Çünkü artık o bir çocuk değil, bir bireydir. Elbetteki anne babalar çocuklarının zarar görmemesi için telaş içerisindedir , ama bazı püf noktalarını atlamamak gerekir.

  • Dinleyin. Ergenlik döenmine adım attığında değil, bebkliğinden itibaren ona kulak verin, size bir şeyler anlatmaya çalıştığında göz teması kurun. O konuşurken, ona değer verdiğinizi ve saygı duyduğunuzu hissettirin
  • Kıyaslamayın. Gençlerin aileleriyle ilgili en büyük şikayetlerinden biridir, kıyaslamaları. Genç de anne babayı arkadaşlarınınkilerle kıyaslamaya başlayacak ve anlaşmazlıklar daha da artacaktır.
  • Vakit geçirin. O büyüdükçe, ortak zevkleriniz de artacaktır. Bunları keşfedip, sizin yanınızda hoş vakit geçirmesini sağlayın. Onun zevklerini eleştirdiğinizde, onlardan vazgeçmeyecektir. Uzlaşmacı olamk ve bunu çocuğuna öğretmek, anne babanın görevidir.
  • Sorumluluk verin. Erken çocukluk döneminde verilmesi gereken kazanımdır sorumluluk. Ev içinde, kendiyle ilgili işlerin sorumluluğunu erken yaşta alması gençlik döneminde de kazanç olacaktır. 
  • Empati kurun. Kendinizi onun yerine koyun, yaşadığı zorlukları daha iyi anlayacaksınız
  • Hedefini seçmesine yardımcı olun. Bir çok genç, gelecek kaygısı taşır. Sürekli sınavlarla mücadele eden genç, ailesine mahcup olmaktan, arkadaşlarından geri kalmaktan korkar. Okul rehber öğretmeniyle iletişim halinde olun. Önemli olan sizin değil, onun hayalindeki mesleği seçmesi ,unutmayın.
  • Başkalarının yanında eleştirmeyin. Ergenlik dönemindeki genç, baştan aşağı gururdan yaratılmıştır. En ufak bir darbe onu paramparça edebilir. Komşuların , akrabaların yanında çocuğunuzdan olumsuz emsaller vermek, kişiliğine büyük saygısızlık olacaktır. 
  • Eşler arası anlaşmazlıklarınıza şahit olmamalı. Anne , baba arasındaki tartışmalara şahit olan genç, kendini evde huzurlu ve güvende hissetmez. Dışarıda , arkadaş gruplarıyla daha fazla birlikte olmak ister. Yeterince ilgilenilmediğinde olumsuz çevrelerin de etkisinde kalabilir. Ne yazık ki, eşler arsı  incir çekirdeğini doldurmayan tartışmalar yüzünden ailesinden uzaklaşan bir çok gencimiz var.
  • Olumlu örnek olun. Saygı istiyorsanız, saygı gösterin. Sesini yükseltmemesini istiyorsanız, siz de yükseltmeyin. Sabır ve anlayışla bir çok sorunun üstesinde zamanla geleceğinizi unutmayın.
Esra ATEŞ AKIN
Psikolojik Danışman

12 Şubat 2011 Cumartesi

İLETİŞİMDE AKTİF DİNLEME

İletişim bireyin karşısındaki tarafından anında ve açıkça anlaşılmasını sağlayacak şekilde kendisini ifade etme davranışıdır, iki kişinin karşılıklı etkileşimi söz konusudur.
Mesajlar sözlü ve sözsüz olmak üzere iki türdür. Sözel İletişim kullanılan özel sözcüklere, ses tonuna, sesteki iniş ve çıkışlara işaret eder,
Sözsüz iletişim ise, beden diliyle ilgilidir, beden dilini beş temel davranış grubunda toplamamız mümkündür:
1.    Göz teması: sözsüz iletişimde kişilerin uyumlu bir etkileşime kolayca geçmeleri için ilk bağlantı noktaları gözlerdir, bu nedenle göz teması insan iletişiminde önemli bir yere sahiptir. Ancak göz temasıyla ilgili gözetilmesi gereken bazı noktalar da vardır. Bazı kişiler iletişim esnasında çok az ve çok kısa süreli göz temasında bulunabilirler. Karşıdaki kişinin böyle bir özelliğinin olduğunun fark edilmesi durumunda, göz temasını mümkün olduğunca kısa kesmekte yarar vardır. Bu tür kişilerle ısrarlı göz teması kurmak, karşımızdaki kişi için iletişimi rahatsız edici bir duruma getirebilir. Bu nedenle karşıdaki kişinin göz teması konusunda sergilediği tavra dikkat etmek çok önemlidir. Karşıdaki kişi göz temasını önemseyen biri olması halinde bile, gözleri hafif sağa veya sola kaydırarak göz temaslarının aralarına kısa süreli molalar yerleştirilmelidir, çünkü sürekli göz teması zaman içinde olumsuzluk yaratabilir.
  1. Baş ve İnce Yüz Hareketleri: Karşıdaki kişinin mesajını almaya hazır olunduğunu ve dinlendiğini göstermek için yapılabilecek en yalın baş hareketi onaylamadır, yani başı öne ve arkaya yavaşça hareket ettirmektir. Burada önemli olan, mesajı gönderen kişinin mesajına egemen olan duyguyu yakalamak, mesajında özellikle neyi vurgulamak istediğini anlamak ve onay hareketini söz konusu duygunun veya vurgulanan düşüncenin dile getirildiği zamanlarda yapmaktır. Anlaşılacağı gibi, başla onaylama hareketinin zamanlaması da önem kazanmaktadır, çünkü sık sık baş sallama, karşıdaki kişiyi, neyin dinlenip dinlenmediği veya neyin onaylanıp onaylanmadığı konusunda belirsizliğe itebilir. Başı bedenle birlikte geri çekme hareketi ise, iletişimden çekilmeyi yansıtan bir davranıştır. İletişimde ince yüz hareketleri, yani mimikler de duyguları yansıtmaları bakımından önemlidir. Örneğin, kaş çatma, alın kırıştırma kızgınlığa, kaşların kalkması ve gözlerin biraz açılması şaşkınlığı işaret edebilir.
  2. Kol – Bacak Hareketleri ve Beden Duruşu: kol ve bacak hareketleri de kişinin duyguları açısından bazı ipuçları verebiliri, kişinin kollarını göğüs hizasında kenetlemesi, kişinin karşısındakinin görüşüne kapalı; iki yana açık tutması ise karşı görüşe açık olduğunu ifade eder. İki yana sallama, ayak parmakları üzerinde yaylanma gibi bacaklarda genelde bir hareket gözlenmesi, kişinin bir tedirginlik içinde veya stres altında olduğunu yansıtır, bedenin dik duruşu ise, kişinin kendinden emin olduğuna işarettir.
  3. Mesafe: duygularda bir yakınlaşma olmasının en somut göstergesi, iki insan arasındaki mesafenin azalmasıdır. İşitsel kanalı baskın bir kişi ile iletişime geçme durumunda, mesafe görsel ve kinestetik kanallar baskın kişilere oranla daha az önemlidir. Mesajlarda duyguları algılamaya eğilimli olan kinestetik algılaması baksan kişilerde, mesafe özellikle önem taşır. Hatta bu kişilerde, mesaja uygun olması koşuluyla, mesafenin hafif ve kısa süreli dokunma davranışıyla sıfıra indirilmesi, mesajın gücünü daha da arttırır. Benzer bir şekilde, mesajların nasıl gönderildiğine duyarlı olan görsel kanallar baskın kişilerde de, mesafe önemle üzerinde durulması gereken bir beden dili türüdür. Bu nedenle, mesafenin özellikle kinestetikler ve görseller için kısa tutulması büyük önem taşır. 1.5-3 m. Sosyal mesafe olarak kabul edilir. 3 m.den sonra ilişki kurmak zorlaşır. Yakın olunan kişilerle aradaki mesafe 30 cm. den başlar.
  4. Oturuş Düzeni: her görüşmede, ille de iletişim sürecini işletmek gerekmez.  Örneğin görüşmenin amacının danışma olduğu ve karşıdaki kişinin karara bilgi sağlama dışında karışmayacağı durumlarda, toplantıya katılan kişilerin oturuş düzeni önem taşımaz. Buna karşılık, çözümünü hiç kimsenin bilmediği belirli bir sorunla ilgili olarak herkesin görüşünün alınmasının ve herkesin ortak bir çözümde birleşmesinin gerektiği bir toplantıda ise, birinin masa başına oturması, toplantının anacıyla ters düşen bir oturma biçimidir. Bu durumda yuvarlak masa ise, en iyi oturma düzenini sağlar. Kişiler nereye otururlarsa otursunlar, fiziksel anlamda eşit durumdadırlar. İletişimde önemli olan da budur. Etkin iletişim, mesajı alanın mesajı gönderenin amaçladığı şekilde mesajı yorumlaması sonucunda gerçekleşir.
·         Sorunu olan birey karşılanmayan bir gereksinimi olduğu için bir mesaj iletir. Dengesi bozulmuştur.
·         Aktif dinleme yöntemini kullanan kişi, karşılıklı iletişimle mesajı gönderen kişiyle derinlemesine ilgilenir.
·         Dikkatini gönderilen mesajın ne anlama geldiği üzerinde yoğunlaştırır.
·         Sonra, mesajı alan kişi (Dinleyen), anladığını kendi cümleleriyle mesajı gönderen kişiye iletir, yani mesajı gönderen kişiye geri yansıtır ki buna geri bildirim (Feed Back) denir. Böylece doğru anlayıp anlamadığını denetler.
·         İşte bu geri bildirim prosedürüyle, dinleyen, mesajı gönderen kişiye doğru olarak anlaşıldığına ilişkin bir kanıt vermiş olur,
·         İnsan anlaşıldığını hissetmeden kabul edildiğini zor anlar.


Kaynak: YAŞAM BECERİLERİNİ GELİŞTİRME KILAVUZU

10 Şubat 2011 Perşembe

SORUMLULUK VE ÇOCUK

Bir çok anne baba çocuklarının sorumluluk sahibi olmadığından şikâyetçidir.  Çok da zamanında yapılmayan ya da hatırlanmayan ödevlerden şikâyetçidir ebeveynler. Ancak benim çocuğum neden bu kadar sorumsuz diye hayıflanmak, hem anne babanın kendine olan güvenini hem de çocuklarına olan güvenini yıpratıcı bir düşüncedir. Çocuk için sorumluluk eğitimi çok küçük yaşlarda başlar. Sadece ders başarısı önemli, başka hiç bir şeyle ilgilenmesin tarzı bir yaklaşım, çocuğun sorumluluk duygusunu köreltecektir,
                Sorumluluk duygusu, kendi başına bir şeyler başardıktan sonra alınan hazdır. İşi kendi başarmalı ve sonucundaki haklı gururu kendi yaşamalıdır. Oyuncağına ulaşmak için emekleyen bebeğin eline o yorulmasın diye oyuncağı veren anne babayı zor bir ergenlik dönemi bekliyordur büyük olasılıkla; çocuğun üst başı kirlenmesin,  yemek etrafa dökülmesin diye evladının eline çatal kaşık veremeyen nice anne babalar vardır, onların da işi ileride şimdikinden daha zor olacaktır,
                Bebeğin kendini ve çevresini keşfetmesiyle sorumluluk becerisi kazandırılmalı. İstediği oyuncağa ulaştığında, sevinç çığlıkları atması, mutluluk içinde yemeğini kendi başına yemeye çalışması, tek başına huzur içinde uyuyabilmesi sorumluluk duygusunu güçlendiren ilk basamaklardır.
                Küçük yaşlarda öz bakımıyla ilgili sorumluluklar verilmelidir. Ellerini yıkamak, dişlerini fırçalamak, tuvalet eğitimi… gibi. Böylelikle çocuk kendi sorumluluğunu almaya başlayacaktır. Ama elbette ki   gelişim dönemlerine göre sorumluluklar verilmeli. 6 aylık bebekten tuvalet eğitimi bekleyemezsiniz ya da 3 yaşındaki bir çocuktan tırnaklarını kesmesini.
                Okul çağı çocuğunda da ödevleri, tekrarları konusunda aileler hatırlatıcı olmalı. Onun yerine çanta düzenlendiğinde, ödevler yapıldığında iyilik yapmamış olur aslında anne baba. Büyüdükçe, evdeki sorumluluklarda paralel olarak artırılabilir, Çöpü çıkarma, sofrayı toplamaya yardım etmek, salatayı yapmak gibi. Ama ebeveynler bu konuda özendirici ve örnek olmalıdır. Sert ve katı bir üslupla çocuğa emir verilmemeli.  Yardım ettiğinde işinin kolaylaştığı ve mutlu olduğunu söyleyen anne babalara çocukların ve gençlerin yaklaşımı daha olumlu olacaktır.
                Sorumluluk sahibi olmasını istediğimiz çocuklarımıza sorumlulukla yaklaştığımızda, mükemmeliyetçiliği bir kenara bırakıp, korkularımızdan sıyrıldığımızda , onlara güvendiğimizde ,gerçek bir aile olmanın keyfine varabiliriz.
Esra ATEŞ AKIN
PSİKOLOJİK DANIŞMAN

6 Şubat 2011 Pazar

KARDEŞ KAVGALARI

                 Habil ve Kabil'den bu yana süregelen her anne babanın kabusu olan  kardeşler arası geçimsizlik hemen hemen her evin yaşadığı bir sorundur aslında. Anne babalar, bir elmanın yarısı gibi gördükleri çocuklarının küçük bir sorunu büyük bir savaşa dönüştürmeleri karşısında endişeye düşer, panikler ve kaçınılmaz olarak hata yapar.
Bir oyuncak, televizyondaki bir çizgi film, hatta bir çorap bile dinamiti ateşleyebilir.  Sonuç, zincirleme iletişim kazası. Anne babaların kardeş geçimsizliğini engellemek için yapabilecekleri kesin ve tam doğru bir davranış yoktur aslında ama dikkat edilecek hususlar işlerini kolaylaştırcaktır.

  • Çocuklar için kimin önce doğduğunun bir anlamı yoktur aslında. Ortak yaşam alanını kullanan bireyler olduklarını anne babaların unutmaması gerekir. O ablan, öncelik onun yada o daha küçük, ağlatma kardeşini tarzında yaklaşımlar bir tarafı bastırmaya yöneliktir. Eşit haklara sahip kişiler oldukları hissini kazandırmak için hiyerarşik tutumlar sergilenmemelidir.
  • Ailelerin sık yaptığı hatalardan biri de cinsiyet ayrımcılığı yapmalarıdır.' Abinin kız arkadaşı olabilir, senin olamaz.' gibi yaklaşımlar özellikle ülkemizde sıkça yapılan hatalardandır. 
  • Kıyaslama yapmayın. En üzücü, en kırıcı davranışlardan biridir kıyaslama. Sadece kardeşler arası değil, sosyal hayatın her alanında kıyaslama ya da halk arasındaki tabiriyle örnek vermekten vazgeçmek gerekir. Ders başarısı, düzen , yemek yeme ve bir çok davranışları kardeşlerin farklı olacaktır. Olumlu olan tarafı hedef tahtası haline getirmeyin.
  • Hata yaptıklarında sevgisizlikle cezalandırmayın. 'Artık kardeşini daha çok seviyorum' tarzı yaklaşımlar gereğinden ağır bir ceza olacaktır.
  • Hakem olmayın. Tartışmaların anında veya sonrasında bir tarafı suçlu bulmak , diğer tarafa cephe almak kırgınlıkları arttırır. Anne babaya duyulan güveni azaltır. Kendi problemlerini çözmeleri için fırsatlar verin. Ufak tartışmalarında araya girmeyin. Takipçi olun ancak çok gerekmedikçe müdahale etmeyin.
  • İşbirliğine yöneltin. Ortak sorumluluklar ve ortak başarılarına küçük hediyeler verin. Onlara küçük bir takım oldukları hissini verin.
  • Tartıştıklarında ne kadar çok üzüldüğünüzü , endişelendiğinizi belirtin. Hakaret etmeyin, şiddet uygulamayın. Sadece kötü örnek olmuş olursunuz. 
  • Dinleyin, dinlemeden anlamazsınız. İletişimin birinci kuralıdır dinlemek. Çocuklar , anne babaların yansımalarıdır. Eşler arası huzursuzlukların onların dünyalarında derin yaralar açtığını ve bunu çeşitli yollarla yansıttıklarını unutmayın.
Esra ATEŞ AKIN 
    Psikolojik Danışman

    SINAV KAYGISI VE AİLENİN TUTUMU

    SINAV KAYGISI VE AİLENİN TUTUMU
    Günümüz şartlarında çocuklar, iyi bir gelecek için, sürekli sınavlara girme, başarılı olma telaşı içerisindedir. Hayatını etkileyebilecek olan bu sınavlar, ergenlik dönemi ile çakışıyor olması ise gençler için bir dezavantajdır. Ergenlik dönemi içerisinde genç, fiziksel olduğu kadar duygusal ve bilişsel bir gelişim içine girer ve bu durum gençte bir takım çatışmaların oluşmasına yol açar. Her insanın birincil sosyal ihtiyacı kendisi ifade etmek ve kanıtlamaktır. Bu dönemde genç, bu çaba içerisinde kendisi için zararlı olabilecek alışkanlıklar ve gruplar içerisine girebilir. Bu duruma yol açan en önemli etken; gencin üzerinde hissettiği sınav, aile ve okul baskısıdır. Sürekli yaşanın üzerinde sorumluluklar yüklenen genç sınav kaygısı yaşamaktadır. Sınav kaygısında en önemli etken, öğrencinin kendine güvenmemesidir.
     Ergenlik dönemi ile birlikte aile içi huzursuzluklar da gencin başarısını olumsuz yönde etkilemektedir. Ailenin gençten örnek bir insan olmasını isteme çabası gencin aileden uzaklaşmasına ve grup arkadaşlıklarına daha fazla ağırlık vermesine yol açar. Alkol, sigara, uyuşturucu gibi maddelere bağımlılık ergenlik dönemi ile birlikte başlar. Okul ve aileden baskı gören genç kendisini olduğu gibi kabul eden, eleştirmeyen çevrelere yönelebilir. Gence ailenin gerekli rehberliği yapmaması durumunda genç depresyona girebilir ya da kendini arkadaş çevresine ispat etmek için alkol, sigara, uyuşturucu gibi maddeleri kullanmaya başlayabilir. Aile gence rehberlik etmelidir yani yol göstermelidir. Yanlış iletişim yöntemleri kullanan aile ve genç arasında derin uçurumlar olabilir. Bu dönemde gencin çevresinden beklediği en önemli davranış kendisinin olduğu gibi kabul edilmesidir.
      Aile, öğrencinin sınavlarda başarılı olması için gerekli koşulları hazırlamalıdır. Ancak sürekli olarak “senin için o kadar masraf yaptık, kazanamazsan paralar çöpe gidecek” tarzında mesajlar vermemelidir. Böyle bir yaklaşım sınav kaygısını tetikler.
      Aile, sınavlara hazırlanan genci başkaları ile kıyaslamamalıdır. “Kuzenin Anadolu Lisesini kazandı, senin ne eksiğin var” tarzındaki yaklaşımda gencin kendisini yetersiz hissetmesine yol açar.
      Aile, genci sürekli olarak olumsuz yönde eleştirmemelidir. “Çok sinirli oldun bu günlerde, üstelik dağınık ve vurdum duymazsın” tarzındaki yaklaşımda öğrencinin kendine olan güvenini azaltabilir. Kendisini beceriksiz ve işi yaramaz görebilir. Bu dönemde gençler kendilerine yakıştırılan kimliklerin çabuk tesirinde kalır.
     Aile gencin ders çalışma sistemine yargılayıcı şekilde müdahale etmemelidir. “Çok az ders çalışıyorsun, herkes kazanacak sen kazanamayacaksın” tarzındaki bir yaklaşım öğrencinin ders çalışmasını zorlaştıracaktır. Öğrencinin ders çalışma ile ilgili problemleri varsa bu durum sınıf öğretmeni ve rehber öğretmenle görüşülmelidir.
      Sınavlara hazırlanırken öğrenciler daha sinirli ve kaprisli olabilirler. Aile bu durumda hemen yargılamamalıdır. Tartışma anında genç çok kırıcı olabilir. Aile bu tip durumlarda daha olumlu bir iletişim tutumu sergilemelidir.
      Gençler sınavlarda kendi gelecekleri için başarılı olmayı hedeflemeliler. “Ailem ne der?” tarzındaki düşünce sistemi gencin sırtındaki yükü daha da ağırlaştırır. Ailelerin çocukları için kaygılanmaları çok doğaldır. Ancak bu kaygılarını gence yansıttıklarında, genç daha fazla kaygı yaşar ve kendisinden çok ailesini düşünür.
     Ev ortamının huzurlu ve sakin olması da ders çalışmayı kolaylaştırıcı bir tutumdur. Anne ve babaların aralarında çıkabilecek tartışmalar çocuğun yanında yaşanmamalıdır. Kendini evde huzurlu hissetmeyen genç, ders çalışmak istemeyebilir, depresyona girebilir ya da zararlı bir takım alışkanlıklar kazanabilir.

    Esra ATEŞ AKIN
    Rehber Öğretmen