31 Mart 2012 Cumartesi

DOĞRU BİLİNEN YANLIŞLAR

   İnsanların kalıplaşmış değer yargılarını kırmak zordur. Hele bir de doğru bilinen yanlışlar vardır ki bilerek hata yapmamızı sağlar. Çocuk eğitiminde ve aile içi iletişimde bu durum telafisi zor durumlara yol açabilir. Anne babaların da sık kullandığı doğru bildiği yanlışlar elbette var. Bakalım neler bu vazgeçemediğimiz yanlışlarımız.

  • Çocuk anne babanın sözünü dinlemediği zaman cezalandırılır. Yanlış. Ceza kavramı uzmanlar tarafından  da sıkça tartışılan geçerliliği tespit edilememiş bir disiplin yöntemidir.  Ceza kavramının sürekli kullanıldığı bir ev ortamı çocuğun baskı altında hissetmesine ve anne babasına öfkelenmesine yol açabilir . Bunun yerine ev kuralları çocukla belirlenir ve uyulmadığı zaman sonuçları çocuğa önceden bildirilebilir.  Ev kurallarına anne babayla ilgili maddeler de konulmalı ve onlar da kurallara uymadığında sonuçlara uymalıdır. Ceza kelimesinin sıkça telaffuz edilmesi tehdit unsuru olarak kullanılması anne baba çocuk arasındaki diyaloğu zedeleyebilir. Ceza yerine kuralların sonuçları kavramı kullanılabilir.
  • Anne babasının isteklerini uyguladığında çocuk hediye ile ödüllendirilmelidir. Yanlış. Ödül, eğitimde sıkça kullanılan bir yöntemdir. Ancak maddi ödüller ve koşullandırmalar olumlu  davranışı gölgede bırakabilmektedir. Ödül kavramı da sık ve yanlış kullanıldığında çocuğun hayatı algısını zedeler. Zamanla her olumlu davranışının maddiyatla karşılanmasını bekleyebilir. Maddi ödüller yerine manevi ödüller vaat edebilirsiniz. Pikniğe gitmek, sinemaya gitmek, birlikte balık tutmak gibi aktivitelerle hem çocuğunuzu keyiflendirir hem de birlikte etkin zaman geçirebilirsiniz.
  • Küçük bir tokat dayak sayılmaz. Yanlış. Dayak , fiziksel güç uygulamaktır. Kategorilendirmek yanlıştır. Küçük bir tokat da şiddet içerir. Canlılar içinde kendi yavrusuna kasıtlı şiddet uygulayan tek canlı insanoğludur. Sonrasında anne babanın yaşadığı pişmanlık çok olsa da şiddete maruz kalan çocuğun hayal kırıklığı zamanla öfkeye dönüşecektir.
  • Derslerinde daha iyi olması için başarılı arkadaşları örnek gösterilebilir. Yanlış. Her çocuk kendine has özelliklerle dünyaya gelir. Her canlı kıymetli ve biriciktir. Ebeveynler örnek göstermek isterken kıyaslama yapıverirler . Hiç kimse kıyaslanmaktan hoşlanmaz. Hele uzun vaazlar sonunda , senin neyin eksik yaklaşımlarıyla çocuğun özgüveni anne babası tarafından parçalanır, yok edilir.
  • Spora sanata zaman ayırmasın, derslerinden geri kalır. Yanlış. Gelişim tek taraflı değildir. Bir yöndeki gelişim diğer yönleri de olumlu etkiler. Spor yapan bir çocuk fiziksel olarak gelişirken sosyal gelişimi de hızlanır. Duygusal ve zihinsel gelişim de olumlu olarak etkilenir. Sanatla uğraşan bir çocuk kendini ifade etmenin mutluluğunu yaşar. Bu durum da O'nu mutlu ve başarılı kılar. Hayat planlamasını yaparken yardımcı olmanız derslerindeki başarısını olumlu etkileyecektir.
Aslında hiç de  zor değil çocuklu hayat. Onlar büyüdükçe dertleri de büyüyor diye yakınıyoruz kimi zaman. Küçük bir detay tüm bunları daha iyi anlamamızı sağlayacak aslında. Kendine nasıl davranılmasını istiyorsan karşındakine de o şekilde davran. Elbette ki anne babalar tüm iyi niyetleriyle yaklaşıyorlar yavrularına . Unutmayın  olumlu örnek olmaya çalışırken tüm zorlukları uzun vadede daha kolay atlatabiliriz...

ANNE BEBEK DERGİSİ NİSAN

              Anne Bebek dergisi editörü Aslıhan Gündüz blogger anneleri desteklemeye devam ediyor. Her ay dergisinde kadın bloglarını tanıtan Aslıhan Gündüz bu ay Esra'dan Dünya'ya da yer vermiş. Kendisine bu güzel çalışmanın içine benim blogumu da dahil ettiği için çok teşekkür ediyorum. Nice güzel haberlerde birlikte olmak dileğiyle...
Aslıhan Gündüz'ün blogu için tık

29 Mart 2012 Perşembe

SINAV KAYGISINDA ANNE BABANIN ROLÜ


            Sınav kaygısı , öğrencilerin hangi yaşta olursa olsun sıkça karşılaştığı sorunlardan biridir. Sınava günlerce , titizlikle hazırlanan bir çok öğrenci kaygıya yenik düşüp sınavda bildiklerini unutabilmektedir. Sınav öncesi veya anında karın ağrısı, terleme,nefes darlığı,  titreme, ağlama gibi belirtiler kaygılı ruh durumunu gösterir.  Hayatın çok başında olan çocukların böylesine bir yükün altında kalması ve sonuç olarak da bu tepkileri vermesi pek de garip değil aslında. Sınav kaygısı aşılabilecek bir durumdur. Ancak çocuk bu yükü tek başına yüklenmediği gibi tek başına da çözmesini beklememeliyiz.Sınav kaygısının en büyük nedenleri ve çözümleri de aile tutumlarında gizli.   Peki çocuklara aileler nasıl yardımcı olabilir.


- Sınava giren öğrencilerin hedefleri olmalıdır. Çocukların kısa zamanlı ve uzun zamanlı hedefleri olmalıdır. Uzun zamanlı hedefleri gelecekteki mesleklerine yönelik, kısa zamanlı hedefleri ise karne zamanına  kadar olan hedefleri olabilir. Çocukların hedef seçme sürecine aileler destekçi olmalıdır.  İlgi ve yetenekleri doğrultusunda öğrencinin   gelecekteki mesleğini seçmesine ailelerin olumlu yaklaşımı kaygıyı azaltıcı tutumlardandır.


-  Kıyaslamalardan kaçınılmalı. Çocukların özgüven kazanması için kabul görmeleri çok önemlidir.  Kıyaslamak, başkası gibi olmasını istemektir. Ebeveynlerin sürekli kıyaslama hali içinde olmaları çocuklarda özgüven eksikliğine yol açabilir. Sınav kaygısını tetikleyen en önemli etkenlerden biri de öz güven eksikliğidir.


-Çocuklar spora ve sanata zaman ayırmalıdır. Rahatlamaya, kendilerini ifade etmeye ihtiyaçları olduğunu unutmayın. Her insan kendini ifade etme telaşındadır. Okul çağı çocukları ne yazık ki  artık kendilerini deneme sınavlarında ifade eder oldu. Duygusal, bedensel ve sosyal olarak gelişen çocuk zihinsel olarak da kendini geliştimeye imkan bulabilir.


-Ders çalışması konusunda baskı yapılmamalı. Bunun yerine bir program hazırlanmasını ve takip etmesini sağlayabilirsiniz. Okul rehber öğretmeni ile birlikte bir ders çalışma sistemi geliştirebilir. Önemli olan çok ders çalışmak değil, etkin öğrenmedir. Her gün aynı saatte düzenli ders çalışması için gerekli ortamı yaratın. Çocuğunuz ders çalışırken bilgisayar ve televizyonun kapalı olmasına dikkat edin. Siz de o sırada bir kitap, dergi okuyarak O'nu destekleyebilirsiniz. 


-Başarısızlığında cezalandırılmamalıdır . Sınavda başarılı olmayı her çocuk ister. Sınavdaki başarısızlığı onun için yeterince kırıcı ve moral bozucu bir durumdur. Ancak bundan dolayı ceza vermek, ihtiyacı olan durumlardan mahrum bırakmak zarar verici bir tutum olacaktır.


-O'nu dinleyin. Duygusal ihtiyaçlarından, zevklerinden, hayallerinden haberiniz olsun. Sizinle paylaşımlarda bulunması için uygun ortamı yaratın. Çocukların büyüdükçe yabancılaştığından bahsedip duruyor büyükler. Halbuki bizler de bazen onların hiç beklemediği tepkilerde bulunuyor, incitiyoruz en kıymetlilerimizi. Gelecek kaygısıyla çocuklardan önce biz büyükler baş etmesini öğrenelim ve en önemlisi koşulsuz sevdiğimizi çekinmeden  belirtelim.

28 Mart 2012 Çarşamba

BİRLİKTE BÜYÜYELİM

             Birlikte Büyüyelim. Bir kitap için konabilecek en güzel isimlerden olsa gerek. Prof. Dr. Bengi Semerci 'nin kitabı  0-12 yaş arası çocuk ruh sağlığını ele alıyor. Çocuğun ruhsal gelişimi, çocuklarda olabilecek sorunlar ve özel durumlar olmak üzere üç kısımdan oluşuyor kitap.  Benim bir numaralı başvuru kaynağım. Okulda ve evde karşılaştığım sorunlarla ilgili bu kitap en büyük yardımcım oldu. Benden tüm anne babalara, adaylarına ve eğitimcilere tavsiye, bu kitap kaçmaz. Anlatımı rahat ve akıcı olan kitapta okul öncesinden ergenlik dönemine kadar olan döneme ait sık görülen soruların cevabını rahatlıkla bulabilirsiniz. 
          Kitapla ilgili Prof. Dr. Bengi Semerci diyor ki;
   ' Hemen hepimiz kendi anne babalarımızdan, özellikle onlara sorun çıkardığımızda, şu sözü duymuşsunuzdur;'Hele bir anne baba ol, o zaman anlarsın' . Gerçekten de anne baba olunca, bir çocuk için karar vermenin , onu büyütmenin , korumanın ve bunları iyi yapmanın zorluğunu anlarsınız. Kendinizi en çaresiz hissettiğiniz zamanlar, sorun çıktığı zamanlardır. Nasıl davranmanız gerekir, doğruyu nasıl bulacaksınız? Çocuğunuzun davranışları gelişim özelliği mi yoksa bir hastalık mı? Tüm bunlarla baş etmeye çalışırken, bir yandan kendinizi çaresiz hisseder, bir yandan da anne baba olmanın zorluğunu düşünürsünüz. Yine de anne baba olmak en büyük mutluluktur. Yeter ki hazır olalım, yeter ki öğrenelim...'

27 Mart 2012 Salı

HAYAL GÜCÜNÜ SERBEST BIRAK


   Büyürken ağırlıklarımızdan kurtulurcasına hayal gücümüzden de vazgeçebiliyoruz. Aceleyle büyümek istiyoruz, büyüyünce de çocuk olmak istiyoruz. Ama unuttuğumuz bir şey var hayal kurmak için çocuk olmak şart değil. Sadece hayal gücüne kaybettiği itibarı geri verelim. Çocukluktan bu yana neler mi kaybettik?   İşte cevabı burada


Bave Circus from DuDuF on Vimeo.

İzlemeye doyamadığım bir video benim için. Çocukları kimi zaman suçluyoruz hayalperestliklerinden ötürü.  Çünkü çocuk olduğumuz günleri unutuyoruz çoğunlukla. Çocuklarınızın hayallerini paylaşın, onlardan öğreneceğimiz çok şeyimiz var...


KİTAPLAR KİMİN İÇİN?

         Kitaplar, az kahrımızı çekmiyorlar hani. Herkes onlardan bahsediyor. Ne kadar önemli oldukları, bir milletin kurtarıcıları oldukları anlatılıp duruluyor . Kitapların yazarlarından saygıyla bahsedilir. E, kitap okumanın zor olduğu bu evrende kitap yazmak her baba yiğidin harcı olmasa gerek. Sahi, neden bu kadar zor gelir kitap okumak. Hep bir alternatifi vardır bu hakkında çok konuşulan ama kendisiyle hiç görüşülemeyen kağıttan dünyanın.Hepimizin , çocuklara attığı nutukların başında kitap okumanın önemini gelir . Evdeki kitaplık sadece çocuklar için yaratılmıştır bazı büyüklere göre.   Halbuki bir evin kütüphanesi, o evin kronolojisidir. Evdeki tüm bireylerden ruh halleri  taşır
      Okuduğu her kitapta ruhundan bir parça kaldığına inananlardanım. O yüzden canımdır, cicimdir onlar benim. Bir yerleri kırışsın istemem, leke olsun, yırtılsın hiç istemem.  Ama kitap okumak soyut bir eylem olarak kalıyor akıllarda çoğu zaman.Yazıyla başlıyor tarih ama çoğu insana göre daha fazla ilerlemiyor. 
        Her akşam tüm ev ahalisiyle birlikte okuma anları yaratalım. Zorlama olmadan. Büyükler, diziden, maçtan, komşudan, işten kafalarını kaldırsın. Televizyon, bilgisayar, telefonlar kapatılsın. 10-15 dk büyükler kitaplarıyla buluşsun. Çocuklara nasihat etmeden davranış kazandırmanın basit ama etkili yoludur bu. Ama her şeyden öte kendimize yaptığımız en büyük iyiliktir kitap okumak. Kah yaşlı bir balıkçı olursun okyanus ortasında kah bir parfüm satıcısı olursun Paris'te 18. yüzyılda kah bir kız çocuğu olursun bir tavşanın peşinde, firarda.
       Kitaplarla başkaları olursun. Kendinden başka kimselerin de duyguları olduğunu görürsün.  Böylece karşındakini anlamayı başarırsın. Hani çağımızın şikayeti anlamamak, anlaşılmamak.  
        Kitaplarınıza ve ruhunuza sağlık...
Bu kısa filmde, bir kitabın  hayal kırıklığıyla dolu  bir yılı anlatılıyor.
The Diary of a Disappointed Book from Studiocanoe on Vimeo.

25 Mart 2012 Pazar

ÇOCUK VE DOĞA

  Hepimiz çocuklarımızın sevgi dolu bir kalbe sahip olmasını, vicdan sahibi olmasını, çevresine duyarlı olmasını bekleriz. Masallar, oyunlar hep bu değerleri kazandırmanın üzerinedir. Sadece çocuklarda değil tüm insanların sahip olması gereken özelliklerdir aslında tüm bunlar. Hayvan sevgisi ve çevre bilincini öğretmenin en iyi yolu yaşayarak öğretmedir. Kitaplardan, filmlerden çocuklara bu konuda çok güzel mesajlar veriliyor , ancak çocuklar uygulamaya geçirirken zorlanabiliyor. 
  Hayvan sevgisi diye kısıtlamamak gerek durumu . Bana göre asıl amaç , doğadaki tüm varlıkların bir var oluş amacı olduğunu bilmek. Dünyamızda sadece insanların yaşamadığını, diğer canlılara da ihtiyacımız olduğunu çok küçük yaşlarda çocuklarımıza kavratabilmeliyiz. Peki neler yapalım?

  • Evimizde bir canlı besleyerek işe başlayalım. Bir bitki ya da bir hayvan. Mümkünse her ikisinin de olması evin ve içinde yaşayanların enerjisini yükseltecektir. Hayvan seçimi de başlı başına önemli bir konu. Evin şartları, evdekilerin alerjik durumları göz önünde bulundurularak evcil hayvanınızı seçebilirsiniz. Seçerken çocuğunuzla ortak karar vermeye dikkat edin. Aynı durum bitkiler için de geçerli. Çocuğunuz birlikte karar verdiğiniz bitki ve ya hayvanla  ilgili sorumluluklar verebilirsiniz.
  • Sorumluluk sahibi olduğu canlının büyüme aşamalarını kaydetmesini isteyebilirsiniz. Her gün fotoğraflarını çekebilir, ölçülerini alabilir, hakkında günlük tutabilir. Hatta birlikte canlınızla ilgili blog bile açabilirsiniz. Bu durum çocuğunuzu araştırmaya sevke edecektir. Araştırdıkça, doğanın sırlarına doğru yol alacaktır. Çünkü edindiği her yeni bilgi , yeni kapılar açacaktır.
  • Ağaç dikme mevsimini  kaçırmayın. Hatta arkadaşlarına, sevdiklerine ağaç fidanı hediye etmesini sağlayın. Hatta meyve çekirdeklerini dikin, zamanla minik fidanları olsun. Hatta buğday tanelerinden çim  de üretebilirsiniz.
  • Sokağımızdaki kedilere, köpeklere sahip çıkalım. Yaz kış demeden kapımızın önünde bir kap su bulundurmayı unutmayalım. Bunu da yaparken elbetteki en büyük yardımcımız , küçük doğa insanımız olacaktır. 
  • Kuşları da unutmayalım. Penceremizin önüne ufalayacağımız bir dilim ekmek onlar için ziyafet değerindedir. Hem hangi çocuk istemez pencerenin önünde cıvıldayan kuşları.
A.V.M.' lere yani  post modern tapınaklara  akın edip duruyoruz hafta sonları. Plastik oyuncaklarla oyalıyoruz çocuklarımızı, plastik kaplardan yediriyoruz hormonlu gıdalarını. Kene, güneş ışınları, polenler ...derken doğadan uzaklaşmanın türlü yollarını sunuyorlar önümüze. Haydi bir değişiklik yapalım, biraz da uçurtma sevdasına  tutulup bu sefer  kırlara açılalım.


PESTO SOS SEVER MİSİNİZ?

   Ben çok severim ama bu videoyu izleyince benimkiler de sos mu demeye başladım. Fesleğenleri, fıstıkları zeytinyağını vs rondoya at yeter sanıyordum, yanılmışım. Özür dilerim makarna. 
     Şefe bravo diyorum. İşte el emeği göz nuru bir paylaşım. Ben izleyince acıktım, benden söylemesi;))


classic pesto from tiger in a jar on Vimeo.


24 Mart 2012 Cumartesi

HOŞGELDİN ÇOK RENKLİ KELEBEK

Canım arkadaşım çok renkli kelebek de artık aramızda. Işıktan bir halka vardır onun etrafında. Konuşurken dinlemeye doyamazsınız. Şimdi de okumaya doyamayacaksınız. 


Çok Renkli Kelebek blog dünyasına hoş geldi. Zengin yaşam öyküleri ve sıcacık yüreğinden dökülen pırıltılı paylaşımlarıyla hepimize çok şeyler katacak, biliyorum. sevgiyle kelebeğim:))) 


http://cokrenklikelebek.blogspot.com/2012/03/hastalikta-sagliktaa.html 


23 Mart 2012 Cuma

ÜSTÜN DÖKMEN'LE İKİ SAAT



      Bugün benim , bir çok eğitmen ,  ebeveyn ve öğrenci için Samsun'da çok güzel bir olay yaşandı. Üstün Dökmen Hocamız iki saatlik bir seminerle bizlerin karşısındaydı. Bu O'nunla ikinci karşılaşmaydı benim için. İstanbul Acıbadem İstek Vakfı'nın düzenlediği bir seminerde kendisini izleme şansına sahip olmuştum. Aradan 13 yıl geçti. İlk karşılaştığımızda henüz bir iki aylık öğretmendim. Mesleğe yeni başlayan biri için edindiğim izlenim, bakış açısı hiç aklımdan çıkmadı. Ben de hocamın yazdıklarından , anlattıklarından yola çıkmak istedim , hem mesleğimde hem de hayatımda. Gelelim bugüne. Salonda herkes büyük bir heyecan ve coşku içindeydi. Seminerin başlamasına yarım saat vardı ama salon çoktan dolmuştu. İnsanlar yerlerde oturmaya bile razı oldu. İki saatlik programın nasıl geçtiğini anlamadık. Bu arada Üstün Dökmen'in bitmek bilmeyen enerjisi, izleyenlere olan sonsuz hürmeti ve sevecenliği  hepimizi adeta hipnoz etti. 
     Hayatta atladığımız küçük ama değerli şeylerin altını çizdi hocam. Çok sevdiğim, Küçük Ağacın Eğitimi kitabına da değindi. Benden tavsiye, her eğitimci, anne , baba mutlaka okumalı. Ayrıca toplumda kadın erkek rollerine dair verdiği önemli mesajlar için de sonsuz teşekkür, tebessümü bol hocamıza.



22 Mart 2012 Perşembe

MAD MEN YAKIŞIKLISIYLA DÖNÜYOR

 Ekranların   en stil sahibi dizisi Mad Men 25 Martta A.B.D.'de  5. sezonu ile geri dönüyor.  Dizi daha çok erkeklerin dünyasına bir bakış olsa da biz kadın izleyicilerin daha fazla dikkatini çekiyor. 1960'ların zarafetini tüm o karışık ilişkiler arasında biz sadık izleyicilerine sunan dizi çok yakında Türk seyircisiyle de buluşacak. Genelde yabancı dizileri aylar sonra bizlerle buluşturan e2 16 Nisan'da Don Draper'i geri getiriyor. Dizinin konusu, karakterleri, o dönemin ruhu , hepsi Mad Men'le ilgili özlediğimiz şeyler. Ama başrol oyuncusu Jon Hamm'in  karizması ve yakışıklılığıyla dizinin  en çok aranılanı olduğu ise en büyük gerçek. 16 Nisan'dan sonra  hepimize iyi seyirler...














21 Mart 2012 Çarşamba

NE GÜZEL DEMİŞ EZOP

    Yengeç anne , kızını bir türlü beğenmezmiş. Her hareketini eleştirir, gün boyunca kızını durmadan azarlarmış. Kızına arkasından seslenir: Öyle  yapma , şöyle yap. Doğru dürüst yürü. Şöyle yürü, böyle yürü , diye öğüt verirmiş. Yengeç  kız, annesinin söylediklerine çok üzülüyormuş. Artık canına tak etmiş. Günün birinde dayanamamış: ' Yengeç annem, ben yürümeyi senden öğrendim. Tıpkı senin gibi yürüyeceğimi bilmeliydin. Bana düzgün yürümeyi öğret. Eğer bunu yapamazsam o zaman beni eleştirirsin' demiş.
    
      Evet yüzyıllar ötesinden Ezop, anne babalara böyle sesleniyor. Yargılamak, eleştirmek, küçümsemek biz büyükler tarafından yapılan, sözüm ona iyi niyetli ama olumsuz sonuçlu davranışlardır. Her çocuk yengeç kızımız gibi kendini düzgün ifade edemeyebiliyor. Sonuç ise yıkılan köprüler olabilir. Elbette olumsuz gördüğümüz durumlarda çocuklarımızı uyarmalıyız. Ama kendimizi de zaman zaman uyarmak gerektiğini  de unutmayalım lütfen...  

18 Mart 2012 Pazar

BAHARI GÖRDÜM SANKİ

          Evet , bu sefer gerçekten baharı gördüm. İki gün karlı bir gün güneşli havalara alışır olduk ama bu sefer gerçekten baharı hissettim. Attık kendimizi kıra, bayıra, çam ağaçlarının mis gibi kokusunu çektik içimize. Uyanan baharı görünce daha bir sevesim geldi her şeyi. Sanki kış gelince insanın gözüne bir perde iniyor. Baharla birlikte o isli perde fırlatılıp atılıyor. Bugün çocuklarla Amisos tepesine gittik. Adından da anlaşılacağı gibi biraz mitolojik , sofistike bir mekan. Bu tarihi mekanda baharla birlikte o harika rölyefler eşliğinde , mitolojik bahar hikayesi aklıma geldi. 
      Persophone, bereketin, mevsimlerin  ve anne sevgisinin  tanrıçası olan Demeter'in kızıdır. Babası da Zeus'tur. Kötü kalpli Hades, güzel Persophone'u yeraltına kaçırır , karısı ve ölüler diyarının kraliçesi yapar. Kaçırılan kızımız Hades'in ikram ettiği nardan sadece bir tane yer. Halbuki bu bir tuzaktır. Çünkü yeraltı dünyasında bir şey yiyen yeryüzüne çıkamazmış. Demeter büyük üzüntü içindedir kızı için. Tarlalardaki ekinler solar, her tarafı kıtlık sarar. Bunun üzerine Zeus araya girer Hades'ten kızını bırakmasını ister. Hades nardan yediği için tamamen özgür bırakamayacağından sadece yılın üçte birinde ölüler dünyasında kalmasına , üçte ikisinde yeryüzünde annesiyle geçirmesine razı olur. Kızının  ölüler diyarına gitmesiyle Demeter'i her sene bir hüzün kaplar. Ekinler solar, güneş kaybolur, kış gelir. Kızına kavuştuğundaysa toprak çiçeklenir, ağaçlar yeşerir, dünya tekrar ısınır. 
         Anne sevgisi ne güzel betimlenmiş bu öyküde. Her kültürde, dünyanın her köşesinde baharın gelmesi insanlarda yeni umutlara yol açar. Tüm umutlarınız baharla canlansın, sevdikleriniz sizden hiç ayrılmasın...














16 Mart 2012 Cuma

MUTLU YILLAR CANIM OĞLUM ORHUNUM




Bugün sen çok gençsin yavrum
Hayat ümit neşe dolu
Mutlu günler vaad ediyor
Sana yıllar ömür boyu
Ne yalnızlık ne de yalan üzmesin seni
Doğarken ağladı insan bu son olsun bu son


14 Mart 2012 Çarşamba

ÇOCUKLARI YARGILARKEN

        Karşımızdaki insanı değerlendirirken , kullandığımız kelimeler ne kadar önemlidir. Özellikle anne babalar, çocuklarına yol göstermeye çalışırken ne çok yanlışlar yaparlar. Öncelikle ebeveynler iletişimdeki yanlışlarını ortaya çıkarabilmelidir.  Çünkü biz değil miyiz çocuklarımıza örnek olacak olan?
     Aileler çocuklarının hata yapmasından endişe ederler. Öyle ki bu endişe zamanla korkuya dönüşür. Korkulu insan panikler, panik de size yapmayacağınız şeyleri yaptırır. Paniklemiş olan anne babanın çocuğu olmayı kimse istemez. Bu ruh halindeki ebeveynler sürekli çocuklarında bir zayıflık arama eğilimine girerler. Bu hastalık , başarı ya da düzen konusunda bile olabilir. Bu kaygılı ama bir o kadar iyi niyetli olan büyükler çocuklarından kısa vadede  büyük  atılımlar beklerler. İşte en büyük hataları yapıldığı an da bu andır. 
      Çocukların  olumsuz davranışlarından dolayı kişiliklerini yargılamak. Küçük bir ayrıntı gibi gelse de başta sık yapılan ve büyük uçurumlar yaratan da yargılamaktır yavrularımızı.  Örneğin :Odasını toplamayan çocuğa annesi , 'çok pasaklısın' der. Derslerinde başarısız olan çocuğa babası 'tembel ve beceriksizsin' der. Su içerken bardağı düşürüp kıran çocuğa annesi 'ne sakarsın sen böyle' der. 
       Elbetteki anne babalar çocuklarının düzenli, çalışkan, dikkatli, terbiyeli hatta olağan üstü olmasını bekler. Tüm bu beklentileri yansıtmanın yolu çocuğa hakaret etmek olmamalıdır sadece. Tabii beklentilerimizi de abartmamak, çocuklarımızın ayrı bir kişiliği olduğunu kabul etmemiz de en önemli iletişim anahtarımız olacaktır.  Tüm yerine sadece yaptığı davranışın zararlarından bahsetmeli büyükler.  Atlanılmaması gereken bir durum da var ki, o da çocuklarımızın robot olmadığıdır. Günlük hayatın basit kaosları uğruna çocuklarımızı örseliyoruz. Mazeretimiz, daha mükemmel olmalarını sağlamak.  Bir de terbiyeli ve disiplinli olmalarını sağlamak. Çocuklarımıza biz güvenmedikten sonra kendilerine güvenmelerini bekleyebilir miyiz?
 Gandhi  diyor ki:
      Söylediklerine dikkat et; düşüncelere dönüşür. Düşüncelerine dikkat et; duygularına dönüşür. Duygularına dikkat et; davranışlarına dönüşür. Davranışlarına dikkat et; alışkanlıklarına dönüşür. Alışkanlıklarına dikkat et; değerlerine dönüşür. Değerlerine dikkat et; karakterine dönüşür. Karakterine dikkat et; kaderine dönüşür . 

12 Mart 2012 Pazartesi

EKMEK YAPTIM

   Ev ekmeğine kim hayır der ki? Ben asla demem. Mayalı ürünlerde pek başarılı değilimdir ama bu ekmek işini çok sevdim. Hem yapması hem yemesi çok zevkli. İşte malzemeler:
1 paket yaş maya
1 tatlı kaşığı tuz
1/2 tatlı kaşığı toz şeker
3 su bardağı kadar un
1/2 su bardağı süt
Tercihe bağlı ceviz, zeytin, susam...
Yaş mayayı 1 su bardağı ılık su ile eritin diğer malzemelerle birlikte hamur haline getirin. Hamurun katı olmaması gerekli. Fırından aldığınız hamurlar kıvamında olmasına dikkat edin. Hamuru iyice yoğurduktan sonra ılık bir ortamda  ağzı kapalı bir kapta 2 saat kadar bekletin. Hamurun mayalandığını göreceksiniz.

 Tekrar yoğurun ve tekrar ağzı kapalı bir kapta 1 saat kadar bekletin.  İkinci mayalanma işleminden sonra tekrar yoğurun.  Yoğururken içine istediğiniz malzemeyi koyabilirsiniz. Ben ceviz tercih ettim. Siz de zeytin, mavi haşhaş, susam, keten tohumu koyabilirsiniz. Zevkinize kalmış. Bu sefer kullanacağınız fırın kabını margarin ile yağlayın ve hamurun el mayasının gelmesi için fırın kabında  1 saat daha bekletin.

 Uzun sürdüğü bir gerçek ama sonuç buna değer.Kızgın fırına vermeden önce ekmeğinizin üstüne çok az su sürün.  200 derece fırında 15-20 dk pişirin. Sonuç, çıtır çıtır ev ekmeğiniz ev halkının damak zevkine hazırdır artık. Afiyet olsun...

10 Mart 2012 Cumartesi

GÖKYÜZÜNÜN YARISI

  8 Martta Bumerangnet'ten  Kadınlar Günü için 'Gökyüzünün Yarısı' kitabını Twitter'dan en hızlı link atan 3 kişiden biri olarak kazanmış oldum;)) E tabii keyfime diyecek yok. Son zamanlarda farklı kitaplar arayışında olan ben için etkileyici bir konusu vardı kitabın. Tabii Kadınlar Gününün gerçek anlamına hitap ediyordu en doğrusu. Kitabın ;  tüm dünyada kadına uygulanan şiddeti ve istismarları yazarların tanıklıklarıyla anlatıyor. Bu anlamda da oldukça dikkatimi çekmiş oldu.
    Ben , kitap pazartesi elime ulaşır diye düşünürken, Cuma günü yani bir gün sonra kargo kapımdaydı ve kitabımı şaşkınlıkla teslim aldım. Benim için bir sürpriz daha vardı. Kitabım Türkiye kısmını anlatan gazeteci Emel Armutçu ve kitaba bir önsöz yazan Elif Şafak tarafından imzalanmıştı. Şaşırmamın asıl sebebine gelince; 14 Şubat sevgililer Günü kapsamında Filli Boya'nın Aşkını Anlat etkinliğine katılmıştım ve kazanan 20 kişiden biri olmuştum. Gelen hediye paketimde Elif Şafak'tan Aşk kitabı da vardı. Ama içimden ,'keşke imzalatıp gönderselermiş diye geçirdiğimi itiraf edeyim. Neyse, şimdi kitabım ve onu daha bir özel kılan imzalarıyla birlikte baş ucumda  yerini aldı. Ne güzel olumlama değil mi:)))





8 Mart 2012 Perşembe

NASIL KAÇARIM BU STRESTEN

               Stres, içsel ve dışsal uyaranlar karşısında edindiğimiz ruhsal gerilimdir. Strese maruz kalmamak mümkün değil gibi görünüyor ilk başta. Elbette hayat toz pembe değil, kayıplar, başarısızlıklar, engellemeler karşısında tepki göstermemek, strese girmemek mümkün değil. Ama kendimizi stresin  dikenli kollarına bıraktığımızda daha çok içimiz acımaya başlıyor. Stres yaratan durumu ortadan kaldırmaya çalışmak her zaman mümkün olmayabilir. Bu gibi durumlarda  durumla baş etmek için çözüm önerileri üretmek kişinin yapacağı sağlam bir adım olacaktır.
Ama her şeyden önce stresli durumlara karşı kendimizi güçlendirmemiz gerekiyor. Bir anlamda strese karşı önleyici tedbirler de diyebiliriz.


- Kendinizle barışın. Çevrenizde gelişen her problemin kaynağını kendi davranışlarınızda aramayın. Sürekli kendinden şikayet eden, pişman olan insanların yaşam gardı daha çabuk düşüyor. Siz biricik ve kıymetlisiniz.


- Çevrenizle barışın. Kendiyle savaşan insanların aksine çevresiyle savaşan insanları da sık görürüz çevremizde. Her olayın bir sorumlusu, suçlusu mutlaka vardır diye düşünmek sadece yapayalnız kalmaya yarar. Zor zamanlar için yaslanacağınız omuzları itelemeyin.


- Spora zaman ayırın. Spor yaparken vücudumuzdaki stres hormonlarının üretimi azalıyor. Kişi , kendini sakin ve huzurlu hissediyor.Spor anında salgılanan seratonin hormonu kişiyi mutlu olmasını sağlıyor. En kolay ve zahmetsiz sporun yürüyüş olduğunu unutmayın. Sabahları yapacağınız 30-40 dakikalık tempolu yürüyüşlerle vücudunuza en büyük iyiliği yapmış olacaksınız.


- Uyku düzenine dikkat edin. Çocukların olduğu kadar büyüklerin de gece uykusuna ihtiyacı vardır. Strese bağlı problemlerden biri de uyku düzensizlikleridir. Uykunun süresi değil, kalitesi bizi yeni güne hazırlar. İyi havalandırılmış, gürültüden uzak, sakin bir ortamda uyumak ve uyumadan önce ılık bir duş ve bir bitki çayı da uykuya yardımcı rollerdedir.


- Doğayla barışın. Betonlarla dolu bir dünyada yaşıyor olsak da bir ağaç gölgesinde 15 dakika oturma imkanı yaratın. Balkonunuzda, küçük bir bahçe yaratabilir, renkli çiçekler ya da küçük domatesler yetiştirmeyi deneyebilirsiniz. Zihnimizde ve vücudumuzda oluşan olumsuz enerjiyi  toprak ana kolaylıkla ayırabilir bizden.


İşte bu  şarkı da benim iksirim:)))

6 Mart 2012 Salı

Blogger Anneler: Röpotaj Esra'dan Dünyaya

 Blogger Anneler: Röpotaj Esra'dan Dünyaya: Bize kendinizi biraz tanıtır mısınız? Kasım 1977 den bu yana aranızdayım:)) 19 Mayıs Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık ve Rehber...

Bugün Blogger Anneler ile röportaj buluşması yaşadık. Bu güzel ailenin bir parçası olmaktan çok mutluyum. Emeği geçen tüm arkadaşlarıma teşekkürler:))))

5 Mart 2012 Pazartesi

8 MART NASIL KUTLU OLSUN?


       8 Mart nasıl kutlu olsun. Yollarda, reklam panolarında pembeli çiçekli afişler dört yanımızı sarmış durumda. Üzerinde de kocaman harflerle 'Kadınlar gününüz kutlu olsun'. Olsun bakalım. Ama nasıl?
    Binlerce kız çocuğu eğitim çağında  okula gönderilmeyip, eve hapis edilirken mi? Çocuk gelinler üç beş toprak parçasına, 1 avuç altına takas edilirken mi? Köyünde , kasabasında yeterli  sağlık kurumu olmadığından doğum yapıp canına can katacakken canından olan annelerin mezar taşında mı? Meclisteki   sağlık bakanlığı, iç işleri, ekonomi, dış işleri gibi bakanlıklar kadın milletvekillerine layık görülmezken mi?  Tarlada nasırları patlayana kadar çapa sallayan anadolu  kadınlarının  alın terinde mi ? Fidan gibi büyütüğü yavrusunu kirli oyunların gölgesinde teröre şehit veren anaların ahında mı?
     Kocasından şiddet gören ama merdivenden düştüm diyen , ölüm korkusuyla yaşayan kadınların feryatlarında mı?
      Tüm bu sıkıntılara , yok saymaylara rağmen iyi ki kadınım diye haykıran tüm kadınlarımızın her günü kutlu olsun.



4 Mart 2012 Pazar

ÇOCUĞU UYKUSUNDA RAHAT BIRAKALIM MI?

     Anne babaların sıkça şikayet ettiği konulardan biri de çocuklarının yalnız yatmak istememesidir. Bu durum çocukların kişilik ve sosyal gelişimi açısından sakıncalı bir durumdur. Ama sorunun cevabı yanlış yerde aranıyor bana göre. Çocuk yalnız yatmak istemiyor şeklindeki şikayet cümlesinde suçlanan çocuktur. O'nu bu düzene alıştıran anne baba değildir. Halbuki çocuğu yıllar boyunca bu düzene alıştıran, öcüyle, karanlıkla, terk etmekle tehdit eden anne baba kendini bir anda aklar. 
       Çocuğa yalnız başına yatma davranışı bebeklikte kazandırılmalıdır. En geç 1 yıldan  sonra bebek kendi odasında yalnız başına yatabilmelidir. Ama evhamlı anne babalar için bu durum pek doğru değildir. Hemen mazeretler bulunur. Ya bebek ağlayınca duymazsam, üstünü açarsa, terlerse, öksürürse gibi bahanelerle bebek biraz daha anne babayla kalmaya devam eder. Bir bakmışsınız aradan 10 yıl geçmiş , çocuk hala yalnız yatamamaktadır. Ya ebeveynlerinin yatağında yatmaktadır ya da odasında anne ya da babası kalmaktadır. 
     Aile, çocuğun tek başına yatması gerektiğine karar verdiğinde de bazen çok geçtir. Karanlık korkusu, yalnızlık korkusu, uykuda  altına kaçırma gibi durumlarda çocuğa bu süreçte eşlik edebilir. Çoğu zaman da çocuk anne babasına direnir, ağlar. Bu seferde ağladığı için aile kıyamaz, yine yalnız yatamaz. Ebeveynler bu süreçte , kararlı bir tavır izlemeli , sert bir üslup kullanmamalıdır.
     Anne babalar çocuktan ayrı kalmak istemediklerinden en büyük zararı verirler. Okula başladığında okul korkusu yaşayan çocukların çoğu yalnız yatmayan çocuklardır. Arkadaş edinirken de sorunlar yaşarlar. Bu çocuklarda sürekli ailesi tarafından onaylanma duygusu oluşur. Buna açıkça duygusal baskı da diyebiliriz. 
       Madalyonun diğer yüzü de anne babanın ilişkileridir. Her şeyden, herkesten önce biz iki kişiydik. Ayrı yatmak zorunda kalan  ya da yalnız yatamayan anne babaların da evlilik hayatları tehlikeye girebilir.  Bu yüzden evlilikler sonlanabiliyor, yine en büyük kötülüğü çocuğumuza yapmış oluyoruz.
    Bağımlı yetiştirildiğinde asla karşı çıkmayacakları, hiç bir problemleri olmayacağı düşünülür ebeveynler tarafından. Halbuki çocukları kendimize bağımlı yetiştirdiğimizde en büyük kötülüğü yapıyoruz.
      Unuttuğumuz çok önemli bir şey var. Bebek dünyaya geldiği andan itibaren göbek bağı kesilir, O artık en az bizim kadar insandır. 

3 Mart 2012 Cumartesi

IRON LADY

    Iron Lady Merly Streep'e 3. Oscar'ı kazandırdı. Benim de gönlümde Merly Streep yine baş köşeye kuruldu. Film bana göre baştan sona kadar muhteşemdi. Kendi başına bir sinema klasiği olmasının haricinde Iron Lady , banim için de geçmişe bir yolculuk biletiydi. İngiltere eski başbakanı Margaret Thatcher'i hayatını konuya alırken beni çocukluk yıllarıma gidiverdim. 1980'ler benim ilkokul yıllarım, Dünya denen gezegeni yeni yeni öğreniyorum. Gazeteler ve TRT bana Dünya'yı anlatan iki hazineydi adeta. Uzaklarda bir ülke, İngiltere. Kraliçesi var, Prensesi var, sarayı var, saat kulesi bile var. Bir de benim okul çantamda İngilizce kitabım var. Hani şu Mr. and Mrs. Brown'lı olanından. İngiltere 'de kraliçeli , prensesli haberlerin , magazinlerin yanı sıra başrolde başka bir kadın daha vardı. Kraliçe kadar yaşlı değilidi, Prenses kadar da güzel değildi. Margaret Thatcher , bu karışık ülkenin başbakanıydı. Üstelik de  sıradan bir kadın değil, Demir Leydi lakabını alacak kadar da güçlü bir kadındı. Politikadan , siyasetten hoşlanmayan ben bu alaycı bakışlı kadını gizli bir  takibe almıştım. Dünya'yı anlamaya çalışan bir kız çocuğu için başrollerin bol ve hepsinin de kadın olduğu yılları Iron Lady ile hatırlamış oldum. Ne garip insanları mutlu eden anılar hep çocukluk yıllarına ait, halbuki çocukken ne kadar şikayet ederiz küçük olmaktan.  
    Filme dönecek olursak. 1979-1990 yılları arasında ülkesini sert ve kararlı tavrıyla idare eden Thatcher'in iç dünyasına , pişmanlıklarına ve yalnızlığına yakından bakıyoruz 105 dk boyunca. Siz de benim gibi 80'lere bir yolculuk yapmak istiyorsanız  bir de Merly Streep'e hayranım diyorsanız, IRON LADY kaçmaz diyorum.


























1 Mart 2012 Perşembe

BİZ İKİ KİŞİYDİK



                         Her şey iki kişiyle başladı. İki kişi birbirine  aşık oldu, sevdi, söz verdi. Hayatını birlikte geçirmek isteyeceğin   insanla karşılaşınca, dünya çakılıp kalır, dönmez olur bir anda. İşte o iki kişi evlilikle taçlandırır beraberliklerini. Her şey ne kadar toz pembedir. Kadın koşarak işten eve gelir, eşinin en sevdiği yemekleri yapar. Erkek, çiçek demetiyle gelir bazı akşamlar eve.  Ev zor dağılır, kolay toplanır. Erkek de eşine yardım eder sofrayı toplarken . Pembe bir gökkuşağı sanki vardır yeni evli çiftin tepesinde. Sonra bebek hayalleri kurulur, planlar yapılır ve aylarca süren bekleyişin sonunda minik kahramanları gelir. Kadın çocukken oynadığı bebekler gibi sanar önce miniği. Sütünü içir, ninni söyle ve uyut. Bunlar yeterli ya da kolaymış gibi gelir ilk başta.  Erkek de kadına sonsuz bir güven hissi içindedir. ‘Benim karım  beceriklidir.Beni bezle-mamayla uğraştırmaz.Ne güzel bakar yavrumuza’ der .   Ve tepelerindeki o pembe gökkuşağının görev süresi dolar, başka mutlu çiftlerin yanına yol alır.  Romeo ve Julite gitmiştir. Onlar bir köprüde karşılaşan iki inatçı keçidir artık.
                İki kişilik mutluluğu üçe çıkarmak evliliğin en zorlu maceralarındandır. Yeni anne, bebeğe ve yeni kimliğine alışma dönemindeyken eşi tarafından mutlaka desteklenmelidir. Bebek bakımının çok da kolay olmayacağı ve eşlerin birbirine destek olması gerektiği bilinmelidir. Anne ve babanın sorumlulukları planlaması iyi bir çözüm olacaktır. Aksi takdirde anne ve babanın arasındaki huzursuzluk direkt olarak bebeği etkileyecektir. Stres altındaki annenin sütü dahi bebeğe ne kadar mutsuz olduğunu aktaracaktır. Stresli baba, stresli anne demek sonuç da bol ağlayan, huzursuz, uyumayan , yemeyen bir bebek. Bu çok bilinmeyenli denklemin bir numaralı ipucu empati kurmak aslında. Anne ve baba kendilerini dinlemek yerine birbirlerinin yerine geçip, hissetseler daha huzurlu bir ortam oluşturabilirler. Anne ve baba hayat molaları verebilmelidir.
                Yeni doğan bebeğe verilebilecek en güzel hediye; ne pahalı bir bebek karyolası , ne süslü bir battaniye ne de afili bir bebek arabasıdır.  Anne ve baba arasındaki huzurlu ortam bebeğinize yaşatabileceğiniz  en büyük  mutluluktur.  Bebeğin yaşamın ilk yıllarında aldığı  olumsuz enerjiyi yıllar sonra kişiliğine aktarmaması için empati  ve hoşgörüyü kalbinizden eksik etmeyin.