30 Nisan 2012 Pazartesi

KAPILAR ŞENLENSİN


  Son moda kapı çelenkleri yaratıcılıkta sınır tanımıyor. Sürpriz yumurtadan, kokteyl şemsiyesine, kumaş parçalarına kadar bir çok seçeneği değerlendirmeniz mümkün. Ben minik örümcekli turuncu çelenge bayıldım. Ama kumaş ve kurdele parçalarıyla da evime minik bir güzellik yapmak istiyorum hani. Haydi siz de evinize bir güzellik yapın...





kaynak: pinterest

29 Nisan 2012 Pazar

BİR ZAMANLAR ÇOCUKTUK


   İnanılmaz değil mi? Bir zamanlar çocuktuk. Sürekli çocuklarına hayır, olmaz, yasak diye bağırıp ; koca koca parmaklarımızı sallayan biz değilmişiz gibi. Ne çabuk unutuyoruz çocukluk günlerimizi? Ne çabuk alışı veriyoruz büyükler dünyasına? Yoksa ailemizin yanından ayrılırken bıraktığımız çocukluk kıyafetleri, oyuncaklarımızla birlikte çocukluk anılarımızı da bıraktık?
      Biraz hafızamızı zorlasak, çocukların neye ihtiyacı var belki daha iyi anlarız. Ispanak yemeğini, komşu teyzelerinin şapır şupur öpücüklerini, oyunun en heyecanlı yerinde sofraya çağrılmayı, karnedeki zayıfı ne çabuk unuttuk? Bu yüzden mi anne babalar çocuklarından; aynı evi içinde ama  bu kadar uzakta yaşıyor. Çocuklar hakkını aradığında, kendini savunduğunda saygısızlıkla suçlanıp, örseleniyor. Arabalarımız, mobilyalarımız, kıyafetlerimiz, telefonumuz hepsi son moda olmak zorunda. Tüm bu son moda akımının içine çocuklarımızı da koyuyoruz maalesef. Son moda çocuklarımız olmalı. Tüm yeşil sebzeleri mutlulukla, zevkle tüketmeli. Bilgisayarı bilimsel araştırmalar için kullanmalı. Kıyafetleri kirlenmemeli, sınavlardan 100 alması yetmez 1500 filan almalı.
     Son moda anne babalar ne yazık ki tüketim çılgınlığına çocuklarını da ekliyorlar. Mükemmellik kaidelerine uymayan yavrularında mutlaka bir gariplik var deyip yaftayı yapıştırıyorlar ve kendilerini eleştirme lütfunda bulunmuyorlar.
       Çocukların olumsuz davranışlarının çözümü küçümsemek, alay etmek , kıyaslamak , hakaret etmek olmamalı. Çocukluk günlerini anmak değil önemli olan; o zaman ki hayallerimizi, zevklerimizi hatırlayabilmek empati kurmamızı kolaylaştıracaktır. Benim çocukluğumda bu kadar çok oyuncağım mı vardı diye söze başlayacaksanız , aman hiç o günlere gitmeyin daha iyi. Önemli olan , bir çocuk ne ister? Nasıl ikna olur? Örneğin ; Ispanak ve Temel Reis ilişkisi sayende bir çok çocuk tabağını bir çırpıda bitirirdi ben çocukken.
      Hayallerine dokunun çocukların. Çok mu zorlanıyorsunuz? O zaman yıllar önce hep gitmek istediğiniz Neverland'e bir yolculuk yapın Peter Pan sayesinde. Ya da beyaz tavşanın peşinden Alice ile harikalar diyarına tekrar göz atın. Ben gittim, sizi soruyorlar....

HERKES SEVDİĞİNE SARILSIN


Haftanın son günü, kimi yorgun kimi bıkkın . Her şeyi bir kenara bırakıp anın ve hayatın tadını çıkarmak en güzeli. Malumunuz  hayatın engellerinden, formalitelerinden , dört duvarından kalp sesimizi duyamaz oluyoruz bazen. Güzel bir gün olsun hepimiz için tüm evren için. Güzellikleri sevdiklerimizde , sevgilerinde aramak hiç zor değil. O zaman saklamayalım kıymetli sevgilerimizi, paylaşalım, paylaştıkça sevgimize kıymet katalım.
Çok sevdiğim türkünün sözlerinde olduğu gibi; 
Gittim padişahtan ferman getirdim
Herkes sevdiğine canım kavuşsun diye
E hazır aklıma gelmişken Zülfü Livaneli'den paylaşmamak olmaz hani;



Fotoğraf: Pinterest


28 Nisan 2012 Cumartesi

KOLAYCIK KUMPİR

    Bu sabah hem pratik hem de çocukların çok sevdiği bir tarifi denmek istedim. Evdekiler memnuniyetlerini anne bir tabak daha alabilir miyim şeklinde belirtti. Sormayın gitsin keyfimi. Kumpire çocuklar bayılıyor. Evde yapmak da hiç zor değil. Neyse tarifimize geçelim. 
Malzemeler
1 kg  patates
1 kavanoz bezelye- havuç garnitür konservesi
Kaşar peyniri
Sosis
Sıvıyağ,tuz


   Patatesleri enine ince ince doğruyoruz. Bir kapta 3 yemek kaşığı kadar sıvı yağ ve tuz ile karıştırıyoruz. Büyük boy ısıya dayanaklı kare fırın kabını tereyağı ile yağlıyoruz. Patateslerin yarısını kaba dizelim. 2 yemek kaşığı kaşar peyniri serpelim. Onun üzerine de konserve garnitürümüzü dökelim. Garnitürün de üstüne tekrar kaşar peyniri gezidirelim. Ama bu sefer 1 su bardağı kadar. Kalan patatesleri de fırın kabımızın en üstüne dizelim. 200 derecelik kızgın fırında 15 dk. kadar pişirelim.
 Fırından tekrar çıkarıp üstüne 1 su bardağı kadar kaşar peyniri serpelim. Bunu fırına girmeden önce yapmıyoruz çünkü kaşar peyniri ile patatesin pişme süresi oldukça farklı. Kaşar peynirlerinin altın sarısı renge kavuştuktan sonra dilimleyip, sofralarımızı şenliyoruz. Afiyetle..

26 Nisan 2012 Perşembe

KİTAPLARIM, KAHVEM , MENEKŞEM


  Geçenlerde bir kitapçı çıkartması yaptım. Uzun zamandır okumak istediğim kitaplarla buluşmak bahane aslında. Benim asıl derdim kitap evinin huzur dolu sessizliği, düzeni, sihirli kokusu. Aradığım kitaplarıma kavuşurken, nasıl okuyacağımı da hayal ederim ben. Mesela, kahvem olacak, ev sessiz olacak, cam kenarında menekşem de bana bakıyor olacak. Tabii bunları tek seferde yakalamam iki çocuklu ve çalışan anne olan ben için biraz zor. Ama yakaladığım kadar hayali hemen sizlerle paylaşmak istedim. Gelelim kitap avıma; ilk sırada Küçük Mucizeler Dükkanı var. Başlar başlamaz sardı beni öyküsü. Malum kadın dayanışması ve gücüne ezelden inananlardanım. Daha Sonra Buket Uzuner'den Su- Uyumsuz Defne Kaman'ın Maceraları geliyor. Üçlememin son kahramanı ise Charles Dickens'tan A Tale Of Two Cities. Uzun zamandır ilgilenmediğim  İngilizce'mi daha fazla küstürmemek adına.
   Şimdilik bana müsaade.Malum; kitaplarım, kahvem ve menekşem ihmale gelmez....

25 Nisan 2012 Çarşamba

EVİM GÜZEL EVİM

İçimi ısıtan, evlere şenlik bu güzel kareleri paylaşmasam olmazdı. Süt sürahisi benden en iyi tasarım ödülünü aldı bile. Hele baykuş yastıklar, fevkaladenin de fevkinde bana göre. Evimiz, gönlümüz  huzur dolu, ışık dolu olsun....

Yeni Bir Yaşama Başlamanın En İyi Yolları Hürriyet Emlak Gazetesi'nde!

Konu gayrimenkul olduğunda nerden başlayacağınızı bilemiyorsanız, artık tüm sorunlarınızı yanıtlayacak bir kaynağınız var.



Konut projelerinden yatırım fırsatlarına, kentsel dönüşüm planlarından konut kredilerine kadar emlak sektörüyle ilgili bilmek istediğiniz herşey her Pazar yeni Hürriyet Emlak Gazetesi Yeni Bir Yaşamda...

Haftanın son günü, YENİ BİR YAŞAM’ın ilk günü.

Bir bumads advertorial içeriğidir.

24 Nisan 2012 Salı

ŞİDDETTİN SINIRI VAR MI?

        Gazeteler, televizyon kanalları, sivil toplum kuruluşları; hepsinin sıkça dile getirdiği bir konu var ki, o da şiddet. Kadınlara ve çocuklara uygulanan şiddet büyük çoğunluğu oluşturuyor ne yazık ki. Şiddet daha çok güçlü olandan güçsüz olana uygulanıyor. Elbette onaylanamaz ve mazeret gösterilemez. Çocuklar söz konusu olunca toplum olarak garip bir savunma mekanizması geliştiriyoruz ne yazık ki.
 'Bir tokat attım dayak sayılmaz ki',
 'Ayda bir kaç kere babası döver ama sürekli dövmez', 
 'Vurmadan önce uyarıyorum, dinlemeyince vurmak zorunda bırakıyor beni', 
 'Yüzüne vurmam, arkadaşlarına mahçup olmasın'....
      Örnekler sayılamayacak  ve mazeret olamayacak kadar  fazla. Çocuklara uyguladığımız olumsuz davranışları mantığa bürümek çok sık rastlanılan bir durum. Bu büyükler için korkutucu bir durumdur. Çünkü siz mantığa bürüdükçe pişmanlık duygusunu derinlere gömersiniz. Pişman olmadığınız davranışı rahatlıkla tekrar uygularsınız. 
      Ana dilini olduğu gibi vücut dilini kullanmayı da öğretiyoruz yavrularımıza. Örnek verecek olursak; Vitrindeki biblolara uzanan çocuğun ellerine vurulur ve 'cıs' denir. Zaman geçer çocuk okula başlar, arkadaşı izinsiz kalemini alır, çocuk da arkadaşına vurur.Arkadaşına vuran çocuğa evde anne baba da aynısını iade eder. 
Soru:  İletişim, dinleme, bilgi alış verişi, örnek olma,ikna etme, empati  bunun neresinde? Zor mu geliyor yoksa. Çok mu kıymetli vaktimiz , çocuklarımızı öteleyecek kadar. Anne baba biblolara uzanan çocuğa sebeplerini açıklayarak hayır dese, kararlı davranmaya devam etse çocuk şiddetle istismara uğramayacak ve arkadaşına da zarar vermeyecekti. 
    Şiddetin sınırı yok. Dayak sayılmaz diye nitelendirdiğimiz balondan inanışlarımızı terk edelim. Yapılan davranışın sorumluluğunu almaktan kaçmak, sözde  mantığa bürümek çocuğumuza sorunları şiddetle çözmeyi öğretmemizi sağlar. Çocuklarımıza zorbalık eğitimi değil, etkili  iletişim eğitimi verelim. Hem anne baba hem çocuk hem toplum kazansın..

NAZLI BAHARIN ÇİÇEKLERİ



          Mevsimlerin en nazlısının tam ortasındayız. Tam bahar geldi derken yağmurun ve soğuğun kapsama alanında buluyoruz kendimizi. Sanırım hıdırellez gelene kadar biraz daha baharın nazını çekmeye devam edeceğiz. Bugün de yarı bulutlu yarı güneşli yamalı bir havanın içinde bulduk kendimizi. Anneanne ve dedemizi ziyarete gittiğimizde bahçedeki güzellikleri hemen kadrajıma almak istedim. En çok da elma ağacına vuruldum. Toz pembe çiçekleriyle , ince uzun siluetiyle hem güzel bir kadını andırıyordu hem de pamuk şekerden bir bulutu.
         Bu arada vişne ve kiraz ağaçlarının gönlü kırılmasın, onlar da beyaz çiçekleriyle kar kristallerinden aşağı kalmıyordu hani...




Pembe bulutum, günümün yıldızı elma ağacım



Sen de çok özelsin vişne ağacım




 Hıdırellezin gelmesini ve baharın tamama ermesini bekleyenler için bu çok sevdiğim şarkı gelsin, Ederlezi


23 Nisan 2012 Pazartesi

MUTLU NİSAN

Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını 92. kez kutladık. Ne zor zamanlardan geçtiğini ülkemizin düşünürsek Cumhuriyetin temellerinin atıldığı 23 Nisan 1920  hepimiz için bir dönüm noktası niteliğinde. Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk geleceğimiz olan çocuklarımıza armağan etti bu günü. İlelebet payidar kalmasını dilediğimiz Cumhuriyetimizi şen çocuklarımızla çok seneler kutlayacağız inşallah.
  Derken, bakalım Akın hanesinde nasıl kutlandı bu en sevinçli en mutlu gün. Malum bizim ev iki öğretmen ve iki öğrenciden oluşuyor. Sabah erken saatlerde ben ve eşim okullarımızdaki görevlerimizin başındaydık. Daha sonra hoop Orhun'un okulundaki şenliklere katıldık. Şarkılı , türkülü dinlencelerden, eğlencelerden sonra saat 14.00'de Ege'nin Nar Taneleri Kreşindeki gösterisine katılmaya sıra gelmişti. Güzel kreşimizin güzel idareci ve öğretmenleri o kadar güzel bir gösteri hazırlamıştı ki gurur duyduk minik meleklerimizle.
    Gösteriden önce Ege Bey'de bir sanatçı kaprisi başlamasın mı? Geçen sene ki 23 Nisan gösterilerinde de aynısını yapmıştı. Vay efendim eve gidecekmiş, sahne istemezmiş. Yaklaşık yarım saatlik dil dökme operasyonundan sonra Ege kaprislerinden vazgeçmeye karar verdi.





     Gösteriden sonra miniklerin sergisini gezdik. Ne yaratıcı, ne güzel işler çıkarmışlar. Nar Taneleri ailesine sonsuz teşekkür ederim bu arada çocuklarıma kattıkları ve katacakları için. İşte bir bayramı daha geride bıraktık. Atatürk'ümüzden emanet aldığımız bu vatanın kıymetini bu güzel bayramla çocuklarımıza bir kez daha anlatmaya çalıştık. Öyle ki Ege artık 23 Nisan demek yerine Mutlu Nisan demeyi tercih ediyor.E daha ne olsun;)

Orhunum Egem


oğlumun sınıfı robot yapmış yaa


Bayıldım ben bu balıklara



Arzu Öğretmenimiz


21 Nisan 2012 Cumartesi

HOŞGELDİN USTURA KEMAL

   Muhteşem Yüzyıl ve  Kıyam 'dan sonra Ustura Kemal ile televizyonlar yeni dönem dizisine kavuşuyor. İngiliz işgali altındaki İstanbul'u anlatan dönemde vatansever bir karakter Ustura Kemal. Ressam Haldun Sevel , Gün gazetesinde ilk olarak can vermiştir bu bıçkın kabadayıya. Bu karakter öyle çok ilgi görür ki Fikret Hakan tarafından canlandırıldığı  bir sinema filmi de çekilmiştir.  Dönem dizilerine meraklı olanlar için sevindirici haber ise Ustura Kemal 14 Mayıs Pazartesi Show TV ekranlarında başlıyor. Yönetmenliğini  Mustafa Şevki Doğan'ın yaptığı dizinin baş rolünü Oktay Kaynarca canlandırıyor. Biraz Kurtlar Vadisindeki Çakır karakterini  akıllara getirse de açıkçası Oktay Kaynarca'ya bıçkın roller  bir başka yakışıyor bana göre. Dizinin bir diğer yakışıklısı ise Emre Kınay. Ama bu sefer iyi adam rolünde değil, İngiliz Subay Bennet'i canlandırıyor. Dizinin  güzeli ise Naz Elmas.Dizinin kadrosu oldukça zengin; İpek Karapınar ve Esra Ruşan, Gökhan Bekletenler, Ali İpin, Ahmet Yenilmez, İskender Bağcılar, Emin Gülsoy, Ferda Yalçın, Ezgi Sözüer, Fatih Dönmez, Bertan Dirikoğlu, Erdal Kuyumcu, Uğur Demirpehlivan, Cavit Çetin Güler, Murat Makar, Cem Cücenoğlu, Uğur Kural, Onur Orhan, Süleyman Atanısev, Buse Işık, Elif Burgaz, Nazlı Çiga, Özge Özdemir, Tugçe Kurt, Çigdem Aygün, Gözde Gizligöz, Cansın Bezircilioğlu, Fatih Doğan, Ural Buldu, Ümit Yalaza dizinin diğer oyuncularından.  Senaryosunu ise  H.Baykut Badem, Filiz Ekinci, Hülya Şahin ve Savaş Saylan kaleme alıyor.
      Çekimler Nisan ayında başladı. Büyük bir bütçe ile çekilen filmde Haybeliada, Eyup ve İstanbul Erkek Lisesi mekan olarak kullanılmaya başlanmış. Tarihi dizilerin ekrana gelmesi insanların geçmişimize olan merakını canlandırıyor. Örneğin, Muhteşem Yüzyıl yayınlandıktan sonra Topkapı Sarayı'nın ziyaretçileri %300 artmış.  Hele ki bu topraklar nice acıları, sevinçleri, zaferleri barındırıyorken basmakalıp dizilere esir kalmanın da bir anlamı yok aslında. 
     Eminim sırada bizimle  buluşacak bir çok dönem filmleri, dizileri var. Bu konuda yapımcıların ve senaristlerin biraz cesur biraz da araştırmacı olması bizleri ayrıca mest ediyor. Tüm bunların başlama noktası olan, cesur ve zeki kadın Meral Okay'ı da saygıyla anmadan olmaz.
      Neyse şimdiden hoşgeldin Ustura Kemal. Eminim deli mavi Oktay Kaynarca 'da sana çok şeyler katacak. Hepimize iyi seyirler...






OYUN OYNAMANIN DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ

 
 Uzun ve sıkıcı bir haftayı mutlu ve oyun dolu bir cumartesi ile uğurlamak aklımdaydı ama ilk sürpriz cuma günü AÇEV anne destek programındaki bir katılımcı annemden geldi. Emine hanım bana bir buket karanfil getirmişti. Hiç beklemediğim anda tam da ihtiyacım olan şeydi bu bir buket karanfil.Evrenin olumlu bir mesajı olmasını diledim ve  eve gelir gelmez nazar boncuklu yeni evlerine yerleştirdim renkli misafirlerimi. Şimdi baktıkça içim huzur doluyor.

     Derken beklenen cumartesi geldi çattı. Sabah işlerimizi halledip ailecek koyulduk yine yeşilin, sahilin bağrına. Ama güneşli hava uzun sürmediğinden doğayla randevumuz hesapladığımızdan kısa sürdü. E biz boş durur muyuz. Kısa zamanda çok işler başaralım diye soğumaya başlayan havaya inat oyuncakların tadını çıkarmaya çalıştık. Çalıştık diyorum çünkü oyun oynamak, sadece çocuklara ait olmamalı. Biz büyükler de oyun dünyasının nimetlerinden faydalanmalı bence. Zaten etrafıma baktığımda büyüklerin çocuklardan daha hevesli olduğunu gördüm. İşte benim görmek istediğim manzara da tam olarak buydu zaten.



 Bu kadar da sevimli dinazor ilk defa görüyorum..


 İşte bugün ben böyle oynadım durdum, oynadıkça hafifledim. Olumsuz ne varsa savurdum, gitti işte...


 Şirinlerin köyüne de uğradık. Gargamel abi  yakından daha da çirkinmiş, kusura bakmasın artık...



       Ben de bugün işte böyle hopladım, zıpladım, oyun oynamanın dayanılmaz hafifliğine kapıldım. Evde tonlarca işi yapan ben değilmişim gibi kendi hızıma yetişemedim. Tabii zavallı eşim peşimde biraz yorgun düştü  o başka. Hayatın tadını uzaklarda , maddi beklentilerde aramanın bir anlamı yok. Sevdiklerinizle birlikte aldığınız  her nefes gerçek mutluluğun  anahtarıdır. Sevgiyle, sevdiklerinizle....

20 Nisan 2012 Cuma

TEŞEKKÜRLER ANNECİĞİM- P&G

   Bu videoya rastladığım zaman üst üste bir kaç kez izledim. Her seferinde gözlerim doldu, içimi garip bir gurur kapladı. Minik meleklerimizle gurur duymak için başarıya hacet yok tabii. Ama annelerin meleklerine inancı hiç bir zaman tükenmez, tükenemez. P&G'nin Olimpiyat oyunları için hazırladığı bu video sporla ilgisi olsun, olmasın tüm kadınların ilgisini ve sevgisini kazanacak nitelikte. Ve bir kez daha bize hatırlatıyor; Her başarılı insanın arkasında ona inanan bir anne vardır.
Hepinizin mutluluk gözyaşları olsun...

18 Nisan 2012 Çarşamba

LALELİM


Lalelim, lalelide oturur
Laleli, lale kokar lalelimden
laleliden geçilir
Lalelimden geçilmez

                                                                                                                      Orhan murat arıburnu

17 Nisan 2012 Salı

AYŞE İLE ALİ ARASINDAKİ TEK FARKI BULUN

  Kadın, yeni evlenen kızını ziyarete gider. Damadı hürmette kusur etmez. Çayları doldurur, sofrayı toplamasına eşine yardım eder. Kadın , mutlu olur ve der ki;'Ne iyi damadım var kızıma yardım ediyor, yorulsun istemiyor.' Ertesi gün, oğlunun evine gider. Oğlu da karısına yardım eder. Bulaşıkları yerleştirmesine yardımcı olur, ortalığı toparlar. Kadın iç geçirir ve bu sefer der ki;' Ne fena  gelinim var. Oğlumu köle gibi çalıştırıyor' der.
     Nasıl , tanıdık değil mi bu iki sahnede. Toplumdaki cinsiyet ayrımcılığının en kısa ve çarpıcı örneğidir bu fıkra. Yani yine ağlanacak halimize gülüyoruz. Anneler, kız çocuklarının eşlerinin her konuda yardımcı olmasını beklerken, oğullarının eşlerine yardımcı olmasına tahammül edemeyebiliyor bazen. 
    Toplumun öğretileri deyip geçiştiriyoruz çoğu zaman. Mantık çerçevesinden baksak hiç fena olmayacak aslında. Anneler , babalar çocuklarını yetiştirirken atıyor bu minik ayrımcılık tohumlarını. Ayşe sofrayı kurar, Ali  çöpü çıkarır. Ayşe yemek yapmayı öğrenir,Ali çocuk tamir işlerinde ustalaşır. Tersi olamaz mı. Kızlar da çöpü çıkarabilir, tamir işlerinden gayet iyi anlayabilir. Erkekler de güzel yemek yapar, sofrayı da gayet düzgün kurar. Küçük yaşlarda görevlerle setler çekiliyor araya. 
     Büyüdükçe ayrımcılık da büyüyor ister istemez. Ali  arkadaşlarıyla dilediğince gezebilir, Ayşe akşam ezanından önce evde olmalıdır. Ayrıca gittiği yer hakkında detaylı bilgi vermek zorundadır. Sevgilisi olan Ali'yle  gurur duyulur. Ayşe'nin sevgilisi namus konusudur.  Ali'nin okuması için dershaneler, özel dersler sunulur. Ayşe'nin fazla şansı yoktur, fazla başarılı değilse kırar dizini evde oturur. 
    Türkiye'de her üç kadından biri çocuk yaşta evlilik yapıyor. Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın diyoruz. Fıkradaki kadın gibi işimize geleni görüp, gelmeyeni yok sayıyoruz. Anne, baba olmak şart değil çocukların yanında olmak için. Geçenlerde 16 yaşında bir kız çocuğu ile tanıştım ailesi 5. sınıftan sonra okuldan almış , tarlada , evde çalışması için. Açık ilköğretim kaydını ben yaptım bu kırmızı yanaklı güzel kızın. Hala okumak , hemşire olmak istiyor. Yaşıtları yaprak testlerden uçak yapıp , eğlenirken O gizli saklı köyünde ders çalışıyor. Tabii hayırlı bir kısmet çıkıp da bu dünyalar güzeli kızı beyaz önlüklü hayallerinden koparmazsa. 
     Yaşadığın dünya evinden ibaret değil, aldığın nefesin coğrafyası, dili ,dini, ırkı yok Çocuktan gelin olmaz diyorsan 23 Nisan Saat 13.00 'de Beyoğlu tramvay durağında elinde şekerlerinle ol. Katılma şansın yoksa sen de bir ses ver, duyur,  böyle de olsa bir katkıda bulun.