28 Nisan 2013 Pazar

SAKIZ SORUNSALI

        Başlığa aldanıp da sakızla bir sorunum var sanmayın. Aksine çok severim, hele çilek aromalı olacak, sonra bir de pespembe balonu olacak. Ama bazen sakız bende biraz asabiyet yapabiliyor.Sokakta çiğne, kafede, evde, her yerde çiğnemekte bana göre bir sakınca yoktur. Ancak bir toplantı esnasında , hele ciddi de bir konudan bahsederken karşımdaki  şahıs beni bön gözlerle ve geviş getirme suretiyle izliyorsa ben o anda kopuyorum, parçalarım bulunamıyor arkadaş! Farkında olmadın , unuttun diyelim çatır çatır ses çıkarırken de mi kendini fark etmedin. Sen sakızı eveleyip gevelerken ben senin gözünün içine bakarken de mi hissetmedin. 

      Koca toplantıda bir kişi olsa iyi,  her toplantıda abartmıyorum %10'luk bir kesim çatır çutur sakız çiğniyor. Hadi bazısı çaktırmadan, pişmanlıkla gerçekleştiriyor eylemini. Bu kesime sözüm yok. Ama bazısı var ki Aman Allah'ım soru sorarken bile çiğnemeye devam ediyor. Ben Çocuk Gelişimi, İletişim, Empati diyorum, zat-ı muhterem karşımda ağzını bir sağa bir sola gevşetiyor. Sabır stoklarım sona ermek üzere dıt ,dıt, dııııt, devrelerim yanıyoooor...
       Eğitimle mi alakalı derseniz. Koca bir Peh derim o zaman. Toplantılarda ben ne üniversite mezunları gördüm, karşısındaki Ordinaryus Profesör  bile olsa tınlamayan, cak cuk geviş işlemine devam eden. Sosyo-ekonomik deseniz, onunla da alakası yok. Baksanız, pek hanım hanımcık, pek kibar, pek bilgili, pek şık ama içindeki Kezo kapalı alanlarda açığa çıkıyor besbelli ki. 
      Bazen  olur ya, karşınızdakinin ayıbı ondan çok sizi utandırır. İşte tam öyle hissediyorum bu zamanlarda. Kaş ediyorum, göz ediyorum, kar etmiyor. Bu saatten sonra zaten hiç etmesin. 
      Ama karar verdim. Bundan böyle eğitim davetiyelerine 'Sakızsız gelmeniz rica olunur' ibaresi ekleyeceğim. An itibari ile kararım budur arkadaşlar...

25 Nisan 2013 Perşembe

DENİZ KOKUSU HASRETİNDEYİM



        Ben bu aralar, kumsalda sabahtan akşama deniz kokusunu içime çekme hasreti içindeyim. Ayaklarıma minik , yıldız kumlar yapışsa, ben hiç şikayetçi olmasam. Güneş sabahtan akşama, baştan aşağı gökyüzünde ilerlerken tenimden ziyade ruhumu ısıtsa. Tasasız terliklerim , sabırlı kitabım ve çalışkan güneş yağım emrime amade baş ucumda beklese. 
       Bütün öğünlerim atıştırmalık olsa, üstüm başım kumla karışık dondurma deseni olmalı ama. Mecburiyetten değil, canım istediği için kana kana su içmeliyim. Çillerimi kapatıcı ve fondöten tutsaklığından azat edip, kendimle barışma hali içindeyim.
     Fonda bir müzik, Bryan Adams olmalı ama. Kısık sesiyle romantik  notalar gönderse kulaklarıma. Hem deniz olsam, hem kum tanesi hem de tasasız bir kelebek olsam.
     İşte ben, bu akşam ,  kumsalda gezinen bir kelebek olma hasretindeyim...





24 Nisan 2013 Çarşamba

BAYRAM HATIRASI

      Çocuklar gibi şen olmak için çocuk olmaya lüzum yok. Onlar gülsün, eğlensin bize yeter de artar bile. Mutluluklarından bir nebze de olsa faydalansak Dünya'nın en mutlu insanı oluruz. İşte 23 Nisan  ve Ege'nin arkadaşları ile birlikte  emekleri, şen halleri. Atatürk'ü tanıyan, anlayan bir nesil yetiştirmek en büyük derdimiz bu aralar. Samsun Nar Taneleri Anaokulu ile 4. 23 Nisan buluşmamız yine muhteşemdi. Arzu öğretmenimiz ve tüm öğretmenlerimize sonsuz teşekkür ederiz.   Gelecek aydınlık nesiller sizlerin olsun çocuklar...

Gösteri öncesi Ege bakışı



Bir dalda iki kiraz. Orhunum Egem








Cumhuriyet'imizin aydınlık yüzü öğretmenlerimiz. İyi ki varsınız. 




23 Nisan 2013 Salı

Bayram Demek Barış Demek

     
      Bir 23 Nisan'ı daha geride bıraktık. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin hem yaş gününü kutladık hem de çocuklarla çocuk olduk. Coştuk, keyiflendik, eğlendik. Bu satırları yazıyorum ama içimden bir taraf buruk. Çocuk Bayramı'nı kutlama telaşı içindeyken hala binlerce çocuk büyüklerinden kötü muamele görüyor. Ekonomik, sosyal ve kültürel yetersizlikler yüzünden binlerce çocuk gözyaşını içine akıtıp kocaman gülümsemelerinin ardına saklanıyor.
          Olmadı Omega3 sıkıntılı bir şahıs ortalığa çıkıyor özel gereksinim gerektiren çocuklar  üzerinden rant sağlama derdine düşüyor. Hele özgürlüğümüzün mimarı Ulu Önder Atatürk'ü yeterince anlayamayan, kavrayamayan kesimin çatal dilleri git gide uzuyor. Bu laflarım birilerinin canını sıkarsa müthiş memnun olurum bu arada. Buruk tarafım açığa çıksın istemedim aslında  klavyenin başına bir oturdum bir kalktım bugün. Neyse an itibariyle söyleyeceklerim bunlardır.
      Bugün Ata'mızın armağanı Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramıydı. Ben de Peter Pan'larımla birlikte bugünü alkışlarla, bayraklarla kutladım. Yine güzel bir gösteri izletti minik oğlum ve arkadaşları bizlere. Yarın ki post hakkında da spoiler vermiş olayım size.
      Çocuk olmak dendiğinde ilk aklıma gelen isim Barış Manço'dur. O benim için 23 Nisanların gizli kahramanı, çocukları en çok seven sanatçıdır. Ve çocukluğumda en sevdiğim oyuncağım olan kırmızı peluş eşeğime söylediğim şarkı yankılanır kulaklarımda. Bayram demek Barış demektir. Şarkılarındaki mutluluklu hüzün tınılarının yerini başka ne alabilir ki? Barış farkını küçük yaşta fark etmeninin haklı gururunu da bırakın yaşayayım.  Tüm sitemlerime, tüm endişelerime rağmen tüm çocuklar için gelsin bu şarkı. Hiç eskimeyen 'Arkadaşım Eşek'...
            

19 Nisan 2013 Cuma

KAHVALTI VE 7 MİLYAR ORTAK NOKTA

     
        Kimi insanlar için hafta sonu uykudur, kimisi için ise gezmek, yeni keşifler yapmaktır. Bazısı hafta sonlarında dostlarıyla doyasıya vakit geçirmeyi hayal eder, bazıları da kitaplara dalıp yeni dünyalar keşfetmeyi. Kısacası hafta sonu 7 milyar Dünyalı için 7 milyar ayrı anlam ifade eder. Ama  ortak olan tek noktayı da kaçırmamak lazım. O da kahvaltıdır elbette. Yaşın, cinsiyetin, yaşadığın ülke fark etmez. İster öğrenci ol, isterse ev hanımı, her insan için hafta sonu demek mükellef hazırlanmış bir sofradır. Canın ne çekiyorsa denemek için en uygun platform kahvaltı sofrasıdır.
       
       Yumurtalar özenle pişirilir, portakal suyu kokusu içine çekile çekile- turunç bahçelerinde gezermişcesine sıkılır. Krepler itinayla tavaya dökülür, kimi evlerden fazla kızarmış ekmek kokusu yükselir. Renk renk reçeller minik kaplarında itinayla sofrada yerini alır. Mevsimine göre bazen çilek reçeli kırmızısıyla aklını alır, kimi zamansa incir reçeli diyetini sana unutturur. 
 
      Haftanın beş iş gününün acısı çıkarılır hafta sonu kahvaltılarında. Acele  etmeksizin, telaşa kapılmaksızın. İster yalnız yaşa, ister ev arkadaşınla , ister evli ol , ister bekar. Ne olursa olsun hafta sonu kahvaltısının tadınını doya doya çıkar. Yorulduğun, yıprandığın, bıktığın beş iş gününe kafa tutarsın kahvaltı sofrasında. Hele bir de gazeten ve sonunda köpüklü Türk kahven de varsa...
      
        Sadece mideniz değil, ruhunuz da bayram etsin her sofrada:)


BSS | Breakfast Interrupted from Bruton Stroube Studios on Vimeo.


16 Nisan 2013 Salı

UZAY GEMİSİ ÜMİTLERİM

     Hep bu saatlerle bir ileri bir geri oynayanların suçudur. Davacıyım. Bu yüzdendir, sabahları işe geç kalmam. Bu da yetmezmiş gibi sağ gözüme rimel sürüp, diğer gözümü unutmam. Evden çoluk çocuk, kan ter içinde kendimizi sokağa zor atmamız, bu da yetmezmiş gibi her seferinde Orhun'un beslenmesini unutmamız. 

      Baharın tatlı tokatlarıyla sersemleştiğim yetmezmiş gibi bir de saatlerin ayarıyla oynanıp durması benim evde işlerin de durmasına yol açtı. Gece kapımı geç çalan uyku, sabah başımdan ayrılmaz oldu. Bu durumda da hayat felç oldu. İşe geç kalışlar, otobüsü kaçırmalar, şemsiyesiz yağmura yakalanmalar,unutulan anahtarlar,  çatık kaşlar. Hep bu saatlerin ayarıyla oynayanlar yüzünden. Davacıyım. Benim gül gibi sabah uykumdan 1 saat çalanlar  hesap versin. Öyle 1 saat de neymiş efendim deyip, burun kıvırmayın. 10 günde 10 saat eder. Gerisini siz hesap edin.
        Sabah uyku mahmuru, yarı deli biraz da sinirli. Ne giysem, ne giysem. Bizimle miyim, değil miyim? Aklım bir panayır yeri saat 06.30 suları. O an diyorum. Bir uzay gemisi bizim evin tepesine konsa. Pijamalarım ve pofuduk terliklerimle beni ışınlasa. Ama bir şartla, en sevdiğim yastığımla. Bir kenara kıvrılsam. Uzay tenhalarında şöyle bir uykuya dalsam. Kimse bana ödevini, kravatını , ayakkabısını sormasa.  O an herkes beni unutsa.
          Mümkün mü? Belki mümkün , belki değil. Ama bu aralar inanın aklım hiç yerinde değil.
         

        
     

15 Nisan 2013 Pazartesi

BUMERANG'DAN İKİLİ KAZANÇ SİSTEMİNİ KAÇIRMAYIN

 

    Blogger'ların en büyük destekçisi Bumerang eski üyelerine olduğu gibi yeni üyelerine de kazanç sağlıyor. Henüz Bumerang'a üye değilseniz , zaten bir çok etkinliği kaçırdınız demektir. Ama bunu da düşünen Bumerang, ilk defa üye olacaklar için aşağıda belirttiğim Kodu kullanmaları halinde yayınlayacakları ilk tanıtımda 20 TL hesaplarına yatıracak.     T1D47E40 kod numaramız.  
     Aşağıdaki resimde işaretlenen kısma yazıyor ve işlemlerinizi onaylıyorsunuz. 
    Bumerang'ın ikili kazanç sisteminde Platin üye olarak kayıt olduktan ve ilk tanıtımını yayınladıktan sonra bakiyenize 20 TL anında yüklensin.  Promosyon kodu yazan alana T1D47E40 yazıyorsunuz ve avantajlı dünyalar kapısını aralamaya başlıyorsunuz.
      Bumerang bana sadece tanıtımlardan kazanç elde edilen bir sistem değil. Blog için güncel haberlere ulaşabileceğiniz, yeni çevreler edinebileceğiniz ve aklınıza gelmedik etkinliklere katılabileceğiniz bir Blog Akademisi.  Bu yüzden en büyük destekçim olan Bumerang'a da tekrar teşekkür etmek isterim. 


   Dikkat! Bu kampanyamız Bumerang’a ilk defa üye olacak siteler için geçerlidir. Haksız kazanç elde etmeye yönelik davranışlar üyelik iptaline neden olacaktır. 



13 Nisan 2013 Cumartesi

BUGÜN GÜNLERDEN MAVİYİM BEN

   
         Aslında sadece bugün değil, her gün günlerden maviyim ben. Kimi zaman griye çalarım , kimi zaman beyaza bazen de laciverete. Bugün ise yeşile çalan bir maviyim. Dalgacı bir nisan güneşi başımda, şakacı rüzgarlar omuzlarımda, saçlarımda. Güzelim ilkbahar, canım güneş. 

     Mavi Dünya, mavi gökyüzü, mavi deniz, mavi çiçek, mavi umut, mavi gelecek ,mavi ben. Ben bugün işte bu kadar maviyim. Ama yeşile çalan, ilkbaharın flörtünde bir maviyim. Bazen bahar beni kovalasın, ben kaçayım kimi zaman da ben onun peşinden koşayım.
   
      En sevdiğim, ilk gençlik yıllarımdan ezgiler de süslesin bu mavi satırları. Chris Isaak 'tan sizin için gelsin Blue Hotel. 



12 Nisan 2013 Cuma

NE DURUYORSUN, KENDİN YAP!

 
  İlkbahar geldiği andan itibaren benim içimdeki alçıcı, sıvacı, marangoz, bahçıvan ve boya-badanacı açığa çıka verir  Zihnim adeta dev bir yapı marketine dönüşür. Balkondaki saksılara yeni çiçekler dikme hevesine kapılır, mobilyalarda ufak tefek değişikliklere girmek isterim. Cam boyaları alınır, bardaklar mumluğa çevrilir. En güzel peçeteler seçilir ve nereye transfer edebilirim diye düşüncelere kapılırım. 
     Kendimi bildim bileli hep çok hevesli olmuşumdur kendin yap( diy) çalışmalarına. Ama ne yazık ki, yetenek konusunda aynı performansa sahip olamadığımı da belirmek isterim. Kimi insanlar vardır. Benim gibi uzun uzun düşünmelerine  gerek yoktur. Ufacık bir detayı yakalayıp ne güzel dokunuşlar katarlar yaşadıkları ortamlara. 

       Ne olacak benim bu hevesli-yeteneksiz hallerim derken, tam da bahar gelmişken bir dergiyle tanıştım. Adı üstünde 'Kendin Yap'. İçinde birbirinden güzel uygulamalar tüm detaylarıyla verilmiş. Bir de fotoğraf çekimleri o kadar güzel ki insan hangisinden başlayacağını şaşırıyor. Bu ay Kendin Yap dergisi tam da bahara özel hazırlanmış. Çilek dokunuşları, el yazılı duvarlar, çocuklar için faaliyetler, bahçe keyfi , mozaik esintisi ilk aklımı çelen çalışmalar oldu. Ama en çok da mozaik işine merak saldım. Bu dergide en çok hoşuma giden şey, detaylı anlatımlarının olmasıydı. Çünkü bir Kendin Yap projesini ben anladıysam, eminim herkes kolaylıkla yapacaktır. 

        Editörleri Aylin Tarhan ve Ayşe Başcı'ya tam de ihtiyacım olan dergiyi bana kavuşturdukları için çok teşekkür ederim. Aylık dergi alış verişime bir güzellik daha eklendi. 
         Şimdiden hepinize kolay gelsin:))

11 Nisan 2013 Perşembe

Peter Pan’ın Yeni Maceraları 23 Nisan’da minikaGO’da Başlıyor.













minikaGO gururla sunar!
Peter Pan’ın Yeni Maceraları 23 Nisan’da minikaGO’da başlıyor.

Dünyanın ilk 3D stereoskopik çizgi dizisi Peter Pan, minika’nın ortak yapımcılığıyla Türkiye’deki hayranlarıyla buluşuyor.


Yayına başladığı ilk günden itibaren dünyaca ünlü çizgi dizi ve programları izleyiciyle buluşturan minikaGO, bu kez ortak yapımcılığını da üstlendiği bir çizgi diziyle karşınızda. Sevilen kahraman Peter Pan, yeni nesil izleyiciler için yepyeni yapım tekniği ve maceralarıyla 23 Nisan’dan itibaren her gün minikaGO ekranlarında olacak.

Dünyaca ünlü Peter Pan günlerini Olmayan Ülke’de, ekibi Kayıp Çocuklar’a liderlik ederek, deniz kızları ve korsanlarla oyunlar oynayarak geçirmektedir. Tinkerbell, Wendy ile erkek kardeşleri John ve Michael’ın da eşlik ettiği Peter Pan’ın, ezeli rakibi Kaptan Kanca’ya karşı giriştiği Olmayan Ülke’yi kurtarma mücadelesi, tüm çocukları aksiyon dolu bir maceraya davet ediyor. Peter Pan ve arkadaşlarının Olmayan Ülke’deki fantastik hikayesi izleyiciye muhteşem bir görsel şölen sunuyor.

Televizyon ekranında 2 boyutlu olarak yayınlanacak çizgi diziyi 3 boyutlu görmek isteyenler için çok özel sürprizler önümüzdeki günlerde izleyiciyi bekliyor olacak.


9 Nisan 2013 Salı

YUMURTA PATATESLE BULUŞUNCA


Yumurta ve patates. Mutfakların iki muhteşem kahramanı. Hele bir araya geldiklerinde ortaya ne mucizeler çıkar. Omlet olur, börek olur, şimdi de yumurtalı patates dolması olmuşlar.  Pinterest turlarımdan birinde rastladım bu farklı bakış açısına. Hele bahar aylarında bolca karşılaştığımız ince kabuklu patateslerle eminim çok lezzetli olacaktır.Tarif ve görseller http://www.ourbestbites.com/ sitesine ait.  Siz de denemek isterseniz. Buyrun bakalım.
Patatesleri fırında közleyerek başlıyoruz. Yatay olarak kapak kesiyoruz orta boylu patateslere.

Daha sonra içlerini kaşıkla boşaltıyoruz. İç malzemesinden de ister farklı lezzetler yaratabilirsiniz.

İçini sıvıyağ ile yağlıyoruz.

Çedar paynir veya kaşar peynir ile doldurma işlemine başlıyoruz. İsterseniz pastırma, sucuk ekleyebilirisiniz.


Son detaylara geçiyoruz. Yumurtayı da içine kırdıktan sonra tuz ve karabiberle tatlandırmasak olmaz tabii.

Zevkinizi konuşturma zamanı. Son olarak da üzerine peynir, yeşil soğan, pastırma ilave ederek manzarayı güzelleştiriyoruz.
Ve soframızda yine farklı ve tatlı bir tarif daha yerini almış oldu. Hafta sonu kahvaltılarında, canınız pratik ve lezzetli bir şeyler çektiğinde yumurtalı patates dolmasını yapabilirsiniz.  Hem vitaminli hem eğlenceli. Üstelik yemek yapmaya yeni başlayanlar bile kolaylıkla yapabilir, gönülleri fethedebilir. 




8 Nisan 2013 Pazartesi

FELSEFE OKULUM ANNELİK


    Anne olma macerasıyla her kadının önünde Annelik Felsefe Okulu'nun da kapıları sonuna kadar açılır. Bu kapıdan girdiğiniz andan itibaren artık hiç bir şey eskisi gibi değildir. Anne olmadan önceki  doğrularınızı, kurallarınızı, prensiplerinizi tüm sınırlarınızı rafa kaldırma vakti gelmiştir artık. Bu okul öyle dersler verir, öyle sınavlardan geçirir ki sizi farkında bile olmazsınız. Ancak tüm annelerin ortak amacı sınavları atlatıp bir üst sınıfa geçebilmektir. Ve bu okulda tatil yoktur, takdir, teşekkür yoktur. Bazı sınavların ise telafi hiç yoktur. 
     Her anne kendi alanında bir akım yaratır. Kimi Hümanizme yatkındır, kimi rasyonalizme. Bazısı pragmatisttir, bazıları da septiktir. Ancak felsefi akımlarla anneliği kısıtlamak doğru olmaz esasen. Tüm felsefi unsurlar kadının elinde bir sihirli değnektir. Karşılaştığı durumlar karşısında doğru olanı kullanmayı bilmeli. 
      Yeni öğretilere de açık olmalı. Ben bunu asla yapmam, Asla bu şekilde düşünmem diye sınırlar çizmemeli henüz başına gelmemiş olaylara. Bu okulda ilk kural sınırlarımızdan kurtulmak gerek olduğunu da unutmayalım. Aksi takdirde, çizdiğimiz o sert çizgiler zamanla çocuğumuzla ve çevremizle aramıza kalın duvarlar örer. 

    
   Felsefe okulunun birden fazla öğretmeni vardır. Aşk, zaman, sabır, umut ve herşey üstünde saf bilgi halindeki çocuk. Bu arada, her çocuk için ayrı Annelik Felsefe Okulu kaydı yapılmaktadır. Kardeşlerin apayrı dünyalar olduğunu göze aldığınızda birine uygun olan akım, diğerine uygun olmayabilir. 
      
        Felsefe okulunun temel taşında sevgi ve bilgelik yazar. *"Phileo"=sevgi "sophia"=bilgi veya bilmek kelimelerinden türemiştir. Philosophia=bilgelik arayışı, bilgiyi sevmek, bilgi severlik, araştırmak ve peşinde koşmak anlamlarına gelmektedir. Filozof da bilgeliğe ulaşmaya çalışan kişidir. Herşeyi bilen insan olamayacağı gibi herşeyi bilen anne de olamaz. Annelik bilgi kaynağımızı sevmek yada sevgi kaynağımıza bilgelikle yaklaşabilmektir.  
       Bilgi ve aşk tüm filozof annelerimizin üzerinde olsun:)

*Tanım kaynak: Wikipedia

5 Nisan 2013 Cuma

YETERİNCE SU İÇİYOR MUSUNUZ?



Su, hem yaşam kaynağımız hem de bir çoğumuzun göz ardı ettiği bir hayat iksiri. İçinde bulunan kalsiyum, magneyum, potasyum, florür ve sodyum vücudumuzun sağlıklı yapı taşlarına sahip olmasını sağlıyor. Çocukların da bu faydalı ve gerekli alışkanlığı kazanması için büyüklerin bu konuda da örnek olması büyük önem taşıyor. Bu arada çocuklarınızın sağlıkla büyürken en mutlu anlarını unutulmaz bir hale getirmek için tıklayın lütfen.
Su gibi ferah , duru günleriniz olsun:)

İLK HAYAT'IM

Bebeğinizle geçirdiğiniz her an çok önemlidir; özellikle de "ilk anları" hayat boyu unutulmaz. İlk bakışı, ilk adımları, ilk kelimesi bir ömre bedeldir. Peki, bebeğinizin ilk’lerinden oluşan bir video yapmak ister misiniz?

Hayat Su, Bebeğimle Hayat Facebook sayfasında bu özel anları unutulmaz kılmak ve sevdiklerinizle paylaşabilmeniz için İlk Hayatım video uygulaması hazırlamış.


Bebeğinizin fotoğraflarını uygulamaya yükleyerek çok sevimli  bir video hazırlayabilirsiniz. Bebeğinizle hazırladığınız videoyu da sevdiklerinizle Facebook, Twitter ve E-posta yoluyla paylaşarak onun ilk anlarını ölümsüzleştirebilirsiniz.

Bir bumads advertorial içeriğidir.

4 Nisan 2013 Perşembe

YEMEK OYUNLARI

 


      Anne babaların ortak çıkmazlarından biri de çocukların yemek seçmesi ya da yemek yememesidir. Özellikle hastalık, diş çıkarma, kardeş gelmesi, annenin çalışıyor olması gibi durumlarda çocuklar yemek yemeyi reddedebilir ya da seçici davranabilir. Gelişimini engelleyecek seviyelerde beslenme bozukluğu ile karşılaşıldığında çocuk doktoruyla işbirliğine girilmesi gerekir elbette. Ancak anne babaların da bu dönemde sıkça yaptığı hataları da gözden geçirmesi gerekir ilk olarak.

     Çocuklarda Yeme Sorunlarında Sık Yapılan Hatalar

  • Anne babalar, katı gıdaya geçildiği andan itibaren sofra eğitimini vermeye başlar. Çocuk anne sütünden sonra ilk olarak kaşıkla beslenmeye başladığında aceleci olunmamalıdır. Gelişim dönemine uygun, çocuk doktorunun önerisi doğrultusunda katı gıdalar yavaş yavaş arttırılarak verilmeli. Ne yazık ki bazen ebeveynler şişman çocuk sağlıklı çocuktur felsefesini benimser ve özellikle katı gıdaya geçiş dönemine hızla giriş yapar. Bu da çocukta dirence veya beslenme bozukluklarına yol açabilir.
  • Televizyon karşısında yemek yeme alışkanlığı kazandırılmamalıdır.Televizyon izleterek yemek yedirmek kısa vadede çözüm olacaktır. Ancak uzun vadede yemeğe olan ilgisinin ve lezzet duygusunun kaybolmasına yol açacaktır. 
  • Kendi başına yemek yemesine izin verilmelidir. Ne yazık ki ilkokul döneminde olup hala anne babası tarafından yemek yedirilen çocuklar var. Üstü kirlenmesin, ortalık batmasın, tabağını bitirsin mazeretleriyle çocuğun küçük motor kaslarının gelişiminin de engellenmesine yol açılmış olur. Yemekle temas etmesinden, keşfetmesinden korkmamak gerekir.
  • Tehditle ya da vaatlerde bulunarak istediğinizi yedirmeye kalktığınızda da uzun vadede farklı sorunlara yol açacaktır. Bir şeyden korktuğu için ya da  ödüllendirilmek için sofraya oturmamalıdır. Bu tarz yaklaşımlarla anne baba ile iletişim çatışmaları zaman içinde doğacaktır. Çocuk ödüllere ve cezalara  karşı duyarsızlaşmaya başlayacaktır. 
  • Anne baba yemediği yiyecekleri çocuğun yemesi için zorlamamalıdır.  Yani evde kereviz pişiyorsa herkes yemelidir. Çocuğun beslenme alışkanlıklarını değiştirmek istiyorsanız kendinizinkini de gözden geçirmeniz gerekir. Ne yazık ki sık rastladığımız bir durum bu. Ebeveynler çocuklarının daha sağlıklı beslenmesi konusunda da örnek olduklarını unutmamalıdır.
  • Sofraları keyifli, eğlenceli hale getirecek en önemli etken tüm ailenin birlikte olmasıdır. Yemek esnasında stresli, keyif kaçıran konulara değinilmemelidir.

Peki Yeme Sorunları Karşısında Neler Yapmalıyız?
  • Çocukların yemekleri hazırlama sürecine katılımı sağlanabilir. Mutfakta basit görevler vererek onun besinlerle barış imzalamasını kolaylaştırabilirsiniz. Öncelikle sevdiği yiyeceklerden başlayıp daha sonra diğerlerine geçiş yapabilirsiniz.
  • Yemek yediği zaman çikolata, şekerleme gibi ödüller yerine manevi pekiştireçler verin. Örneğin; yakasına yıldız çıkartmalar yapıştırmak, yaptığı resmi buzdolabına asmak gibi.
  • Yemeğin bir güç ölçütü olmadığı, beslenme ve büyüme aracı olduğu mesajı verilmelidir.
  • Yiyeceklerin içinde hangi vitaminlerin olduğuyla ilgili bir oyun oynayabilir, hikaye okuyabilir hatta yaratabilirsiniz. 
  • Başkalarının yanında yemediği yiyeceklerle ilgili tenkit etmek yerine güçlü yanlarını ortaya çıkarabilirsiniz.
  • Son olarak yemek seçen çocuk sadece annesinin sorumluluğunda değildir. Bu konuda anne ve babalar işbirliği içinde olmalıdır. Ne de olsa hayat müşterek:)



1 Nisan 2013 Pazartesi

Çocuğuma Nasıl Davranmalıyım ???

   
  Sanırım Dünya'nın her yerinde en çok sorulan soru budur. Çocuğuma nasıl davranmalıyım? Elbette cevabı bir seferde verilecek türden değil. Anne babalar kimi zaman kendilerini sorular arasında kaybolmuş gibi hisseder. Çocukların davranışları da yaş dönemlerine göre farklılık gösterir . Bu durumda anne babaların soru bankasına yeni cevherler katılmış olur.
           Çocuklar niçin hırçınlaşır? Bir çocuğun inadı nasıl kırılır? Öğrenme bozuklukları neden olur? Beslenme alışkanlığı nasıl oluşur?  Çocukta kendine güven nasıl gelişir ? Yatak ıslatmanın nedenleri nelerdir? Ergenliğin belirtileri nelerdir? .... ve daha binlercesi ebeveynlik macerasında zihnimizde yansır durur. Elbette öncelikle demokratik aile tutumu çerçevesinde yaklaşmayı bilmeli ve örnek davranış sergilemeliyiz. Ama okulda danışanlarım ve evde çocuklarım için son zamanlarda sıkça kullandığım bir kaynak eminim sizin de işinizi kolaylaştıracaktır. En azından elinizin altında sürekli bir uzman görüşü olması bile güç verici oluyor gerçektende.
       Çocuğuma Nasıl Davranmalıyım?Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı  Doç.  Dr. Koray Karabekiroğlu tarafından kaleme alınmış. Genel  Çocuk Eğitimi, Çocuklarda Normal Gelişim ve Zeka, Kendine Zarar Verme, Kıskançlık, Cinsel Eğitim, Boşanma, Yaygın Gelişimsel Bozukluk ve Otizm , DEHB, Davranım Bozukluğu, Disleksi, Kaygı Bozuklukları ve Korkular ... gibi bir çok konuda Karabekiroğlu anne babaların sorularını cevaplıyor. Kitap soru-cevap şeklinde hazırlanmış. Yüzlerce soru ve cevabı gayet net bir dille ele alınmış. Bana göre her evde mutlaka bulunmalı.
      Ancak, kitaplar ebeveynlerin yardımcı kaynaklarıdır.  Okuduklarımızı ve öğrendiklerimizi günlük hayatta uygulamaya koyamıyorsak bir sonuca ulaşmaz. Çocuklarımızda olumlu davranış değişikliği oluşturmak istiyorsak öncelikle bizler olumlu davranış geliştirmeliyiz. Bu benim altın kuralımdır.
    Kitaptan çok hoşuma giden bir kaç satır da son olarak paylaşmak isterim.
    ' Her çocuk özeldir. Her anne ve baba ya da her insan gibi, her çocuk da biriciktir. Yani eşi ve benzeri yoktur. Diğerlerinden farklıdır. O biricik çocuğun duyguları, düşünceleri ve davranışları da biriciktir. Çünkü her duygu farklı zamanda, farklı yerde ve farklı nedenlerle yaşanır, her düşünce farklı unsurları içinde barındırır, her davranış da farklı süreçte oluşur ve farklı sonuçlara götürür. Özetle , bu kadar değişken varken çocuğun duygu , düşünce ve davranışlarının nedenini ve etkilerini anlamak ve sonrasında da nasıl uygun davranış yöntemiyle ona yaklaşmak gerektiğini tespit etmek bazen çok zor olabilir ve oldukça fazla bilgi edinmeyi, değerlendirme yapmayı gerekli kılabilir.