28 Haziran 2013 Cuma

ÇATIŞMALARIMIZLA BARIŞALIM


          İletişimde çatışmalar kaçınılmazdır. İnsanların farklı istek ve ihtiyaçları zaman zaman çatışır. Bu durum gayet doğaldır. Esasen tabiatın kanunudur. Hepimizin aynı anda aynı istek ve ihtiyaçta olduğumuzu düşünün. 7  milyar Dünyalının aynı anda yemek yediğini, uyuduğunu, işe gittiğini, alış veriş yaptığını  düşünün. 7 milyar Dünyalının 7 milyar robota dönüşmesi demek değil midir bu?       
         Herkesin aynı duygu ve düşünceleri paylaştığı bir Dünya'da Futbol takımları da olmazdı. Haliyle hepimiz aynı takımı tutardık. O da Dünyaspor olurdu herhalde. Gariplerim, Marslıların bizim gezegene geleceği günü dört gözle kollar dururdu artık. Spor taraftarlığı aslında olumlu çatışmaya çok güzel bir örnektir. Farklılıklarımızı spor arenasında konuşturmak, ateşlenmek, oyuncuları ateşlemek. Sonunda dostluk kazandı deyip, sahayı terk etmek. Hepimizin asıl beklentisi bunlar değil mi? Ama farklılıklarımız olmadan rekabet duygusunu yaşama şansımız da ortadan kalkar.
          Herkesin aynı anda aynı kitabı okuduğu bir Dünya düşünün... Ne anlamı kalır okumanın. Fikir alışverişinde bulunamadıktan, farklı bakış açılarını yakalayamadıktan , karşı duyguları öğrenmedikten sonra kitap okumanın ne anlamı var. Farklılıklarımız olmazsa, fikirlerimiz de olmaz. Çatışmaları ortadan kaldırmanın yolu zihinleri çamaşır suyu ile aklayıp paklamak mı?
          Çatışmalarla barışmak. Farklı duygu ve ihtiyaçların varlığına saygı duymak, dinlemek. Çok mu ütopik oldu yazım. Hayır. Bunu yapabilen insanlar tanıyorum. Ama bunu yapabilen daha çok insanın olmasını istiyorum.
        Hepimiz farklı bölgelerde,farklı iklimlerde,   farklı ninnilerde, farklı vakitlerde doğduk. Bizi hayata getiren anne babalarımız farklı , kahkahamız , öfkemiz, sevincimiz, öpüşümüz, hayallerimiz farklı. Evet farklı Dünyaların insanlarıyız vesselam. Ama hepimizin ayakları şu anda bu mavi gezegene değiyor. Köklerimizin bedenleri bu Dünya toprakları altında.
        Çatışmalarımızla barışmadan, diğer barışlardan söz etmenin bir anlamı yok. Dünya'yı bu kadar sevmemizin nedeni rengarenk oluşuysa, birbirimizin renklerine bu tahammülsüzlüğümüz neden?
         Vicdanınız pusulanız olsun...

HAMİLELERE MUCİZE İKSİR

   
      Yaz sıcakları bir başladı pir başladı. Tabii bununla birlikte vücutta su kaybına bağlı rahatsızlıklara da sıkça rastlıyoruz ne yazık ki. Uzmanların her gün 2 lt. su için uyarısını bir çoğumuz ne yazık ki gerçekleştiremiyor. Ama susuz kalan vücudun bütün kimyasının bozulduğunu da unutmamak lazım.
       Özellikle hamilelerin bu sıcak yaz aylarında kendilerine ayrıca özen göstermesi gerekli. İkinci hamileliğimin 2. trimesteri yaz aylarına denk gelmişti. Doktorumun bana önerdiği iksir sayesinde bebeğimin ve benim işimiz epey kolaylaşmıştı. İşte mucize içecek:
      Yarım şişe sodayı yarım bardak meyve suyu ile karıştırın. Sabah ve akşam için. Ben tercihimi çilek veya vişne suyundan yana kullanmıştım. İnanın vücudunuza anında bir enerji dolduğunu hissediyorsunuz. Sıcak ve terleme sonucunda vücudunuzda elektrolit kaybına uğruyorsunuz. İşte bu mucize içecek de vücudunuzun dengesini kısa zamanda kazanmasını sağlıyor. 
       Tabii küçük çocukların ve yaşlıların da yaz aylarında bol sıvı tüketmesi gerektiğini unutmayalım. Tabii sıvı derken, sağlıklı sıvılardan bahsediyorum. Asitli, gazlı, boyalı, katkı maddeli içeceklerin hepimiz için zararlı olduğunu biliyoruz. Ancak hamileler,çocuklar ve yaşlılar sıcağın gazabına en çok yakalanan kesim olduğundan  daha dikkatli olmalılar. 
Keyfiniz ve sağlığınız hep yerinde olsun:))
Görseller: Pinterest

27 Haziran 2013 Perşembe

DEFIANCE İLE İSYANA VAR MISINIZ?

       
          Polisiye-bilim-kurgu sever misiniz? Öyleyse buyurun bakalım. Son günlerdeki en büyük takıntım olan Defiance (İsyan) konulu yazıma hoşgeldiniz. Malum ülkenin gündemine de pek manidar bir gönderme olan Defiance' ın konusu yıllardır Amerikan Sinemasının bilinç altımıza yer ettirdiği Dünyanın sonu ile ilgili. Ne gariptir, bu zamana kadar en çok sevilen, en çok takip edilen dizi ve filmler hep Dünyanın ileride berbat bir yer olacağı ya da yok olacağı senaryosu üzerine kurulu. Ve ben kendimi bildim bileli 'Star Wars' tan bu yana ayıla bayıla bu yapımları izlerim.  Yani Dünyanın başına küresel bir felaket gelse Hollywood avuç avuç kınayı yakacak gibi görünüyor. Neyse bu da benim kendimce bir eleştirim olsun.

         Peki bu basmakalıp senaryoya rağmen neydi Defiance'ta beni çeken. Tamamen duygular üzerine kurulu olması, oyuncuların zorlu performansı ve harika makyaj efektleri elbetteki. Konusuna gelince; Joshua Nolan (Eski bir askerdir ve hatırı sayılır yakışıklıdır) ve evlat edindiği kızı  Irisa'nın  ( Irathient ırkındandır, büyük karizmadır) yolu Defiance kasabasına (İnsanlar ve votanlar kurmuştur , St. Louise civarına tekabül eder)  düşer. Orada insan ve uzaylıların kurduğu düzende yer alan baba kızı her bölümde yeni maceralar bekler.
          Ayrıca kasabanın hatırlı  kötüsü ve zengini de vardır elbette. Tarr isimli bu familya , evlere şenliktir. Hele bir Datak Tarr isimli mahlukat var. 'Kıroyum emme para bende' der durur her bölüm. Güzeller güzeli karısını aslında diziseverler hemen hatırlyacak. Dexter'ın belalı sevgililerinden Lila'yı oynayan Jaime Murray ,Stahma Tarr'a can veriyor. Neyse daha fazla bilgi vermek istemem spoiler falan olur. Beddua almayayım durup dururken. Bu arada Dexter'ın karısı Rita da Belediye Başkanı rolünde.  Tesadüf.

          Karakter analizlerini çok derin işlenmiş olan dizide sadece şiddet öğeleri yer almıyor. Aile, kültürler, farklılara saygı, aşk gibi kavramlar dizinin aslında temel yapı taşları. Bunun üzerine aksiyon ve kurgu eklenince tabii tam benlik oluyor.

         Yazın sıcağında, felaketler içinde umut, aşk ve macera arıyorsanız ne yapın edin Defiance' izleyin. Bu arada favori karakterim Irisa'dır ( Stephani Leonidas) . Arz ederim:))
       Müzik seçimlerinden dolayı ise 10 puan veriyor, Nirvana'yı ( Came as you are) tekrar dillere düşürdükleri için teşekkür ediyorum.

#defiance- https://twitter.com/DefianceWorld
IMBD- http://www.imdb.com/title/tt2189221/?ref_=sr_1

24 Haziran 2013 Pazartesi

Bebeğiniz her yere dokunur, Dalin Yüzey Temizleyici onu korur.

dalin-yuzey
Bebekleri için her zaman en iyisini düşünen annelere Dalin Yüzey Temizleyici…

Dalin Yüzey temizleyici diğer yüzey temizleyiciler gibi cilde zararlı kimyasallar içermez, %98 doğaldır. Dalin yüzey temizleyici bebeklerini düşünen annelerin bir numaralı tercihidir. Hassas ciltler için özel olarak geliştirilmiş hipoalerjenik formülü ile Dalin her zamanki gibi bebekleri anneleri kadar önemsiyor. Floral ve Natural çeşitleri ile sizleri en yakın marketlerde beklemektedir. (7.90TL)

http://www.dalin.com.tr
https://www.facebook.com/dalinbebekbakim

Bir bumads advertorial içeriğidir.

21 Haziran 2013 Cuma

YAZ GÜNDÖNÜMÜNÜZ MUTLU OLSUN

         Bu sabah uyandığımda aklımda uçsuz bucaksız tatil hayalleriyle oflanıp puflanıyordum ki, hatırladım. Bugün 21 Haziran. Yani yaz Gündönümü  Biz yılın en uzun gününü Güney Yarımkürelilere hava ata ata kutlayabiliriz demek oluyor bugün. Malum bugün kendileri en kısa günü yaşayacaklar. Kutlama demişken, benim için ilk kutlama sabahın 06.00'sında uyanarak başladı zaten. Evi toparla, işe hazırlan, azıcık da bilgisayar başında sakin vakit geçir derken eminim en uzun gün bile bugün bana yetmeyecek.
        Google amca, sağolsun henüz tatile çıkmamış olan Kuzey Yarımküreliler için bu lolipop kıvamında doodle'ı hazırlamış. Tamam çok güzel olmuş, Cristoph Niemann'ın ellerine sağlık ama haftanın son iş gününde yapılacak iş mi bu???
       Şimdi gel de kafayı topla. Hadi kafayı topla, kendini nasıl toplayacaksın. Güneş kremlerim, mayom ve şıpıdak terliğim bir köşede öyle mahsun , boynu bükük beklemez mi? Elbet biz de pılıyı pırtıyı toplacağız  ancaaak, azıcık daha beklemek lazım. Nereye mi? Kuzey Yarımküre'de bir yerlere:) Malum bu yaz Güzey Yarımküre biraz serin olacak diyorlar. Şimdiden kazak örmeye başlamışlar bile.
          Google, komşu Yarımküre'nin Kış Gündönümünü unutmamış. Cristoph Niemann küre ayrımı yapmamış, onlara da bir doodle hazırlamış. 
       E o zaman, Güneylilere kolay gelsin, bizimkilere de iyi tatiller:)) Yaz Gündönümünüz, deniz kenarında geçmese de her gününüz gönül kenarında geçsin:))
      
         

17 Haziran 2013 Pazartesi

ANNELER EN ÇOK MUTLULUKTAN AĞLAR

         
       Bu sene evin en küçüğü Ege dört yıllık okul öncesi eğitimini başarıyla tamamladı ve bizlere kep heyecanını tattırdı. Henüz 2 yaşındayken hayatımda her şeyin bir anda ters gitmesi sonucu Ege'yi okul öncesi eğitime başlatmak  zorunda kalmıştık. Abimizin de yolunda gitmeyen devlet okulundaki deneyimi neticesinde soluğu evimin en yakınındaki kreşte almıştık. O günleri,  endişelerimi, zoruma giden her şeyi ve o zamanlardaki ruh halimi tekrar hatırladım Egemin gösterisinde. 5 yaşından önce okul öncesi eğitime başlatmam diyordum. Ama hayat öyle oyunlarla hakkınızdan geliyor ki, 2 yaşındaki göz bebeğinizi koca evinize sığdıramayıp sabahın köründe sıcacık yatağından kaldırmak zorunda kalıyorsunuz işte.
4 yıl önce Ege ilk sahnesinde
      Orhun, daha büyük olduğu için o kadar içimi acıtmamıştı. Evde durmaktan sıkılmış vaziyetteydi. Onun için doğru zamanlamaydı. Ama küçük, o daha çok küçüktü. Tuvalet eğitimi yoktu, kendini anlatamıyor, konuşamıyordu. Ama okulumuz, benim evhamlı yüreğime her zaman su serpmeyi başardı. Öğretmenlerimize, güvendik. 4 yılın sonunda da mutluluk gözyaşlarıyla ödüllendirildik.
         Anne yüreğinden bu kadar dram yeter ama. Nar Taneleri Anaokulu ve Kreşi'nin düzenlediği yıl sonu gösterisi karşınızda.
Sahneye onlarca melek konmuştu. Bu görüntü bile beni duygulandırmaya yetti.


Mahallenin delikanlıları.



 Sol köşede çay kıran kızlar, sağ köşede Ege, arkadaşıyla asılıyor küreklere. Genetik kodlamasını konuşturuyor şu anda.
Hem güldüm, hem ağladım. Anne olmak ne demekmiş, çocuklarım büyüdükçe daha iyi anlar oldum. Hamilelik dönemindeki hınzır gözyaşı hormonu tam 8 senedir yakamda , bir türlü beni bırakmadı. Bırakmasın.

 Diğer çocukları da izlemek, onları kocaman alkışlamak, çok güzeldi,çok.



Arzu öğretmenimize ne kadar teşekkür etsek azdır. Meleğimiz o bizim.





     Evet, minik kuşlar birinci sınıfa doğru yol aldılar artık. Eylül ayında yeni telaşlarımız, yeni maceralarımız, yeni mutluluk göz yaşlarımız olacak inşallah.


      Canım çocuklarım, sizden tek isteğim hayatınız boyunca mutlu olmanız. Ama kendi mutluluklarınız uğruna başkalarını mutsuz etmeye kalkmamanızdır.  Gücünüzü menfaatleriniz uğruna değil, haktan yana kullanırsanız sizin için döktüğüm mutluluk göz yaşları  yerini bulur. Okuyun, araştırın, yazın, sevin, merhamet edin. Ama en önemlisi yavrularım, hayal edin. Zihninize çekilmeye çalışılan tel örgüleri hayallerle aşın. Sizleri çok seviyorum...




15 Haziran 2013 Cumartesi

İTİRAF EDİYORUM BEN BİR ORK'UM

      Dün iş çıkışı hazır evde kimse yokken evde minik bir temizlik operasyonu başlatayım dedim. İlk iş olarak en pejmürde kıyafetlerimi giyip, kafamada bandanamı takarak işe koyuldum.            Elektrik süpürgesinin ritminde, kokulu fıs fısların ve rengarenk tozbezlerinin eşliğinde evin içinde tavşan adımlarıyla ilerlerken. O da ne??? Tam banyodaki aynanın tozunu almak üzereyken o görüntüyle karşılaştım. Önce inanmak istemedim. Büyük ihtimalle çamaşır suyunu fazla kaçırdım herhalde dedim. Ama hakikatten kaçamazdım.
      Karşımda Orta Dünya'dan günümüze kaçmış pembe bandanalı bir Ork duruyordu. Nayır nolamaz . Daha fenası, bu bendim. Sıcaktan ve yorgunluktan yüzüm kıpkırmızı olmuş, sağ gözümdeki rimel yer yer akmış.Gözler daha fazla kimyasala dayanamamış ve balon moduna geçmiş. Saçlarım bandanama rağmen Medusa'nın yılan kafası gibi bir o yana bir bu yana kıvrılmış. Tişörtüm son nefesini vermiş. Bildiğin Hobbit yiyen Ork olmuşum ya ben.

             O anda atıverdim toz bezini tüm mikrofiberliğine rağmen elimden. Ben bu hallere düşecek kadın mıydım. Halbuki sabah evden ne şık, ne şirin çıkmıştım. Sarı pantolonum, beyaz tişörtüm ,    kot gömleğim ve sade makyajımla hiç fena değildim aslında. 

       O an düşündüm. Bütün kadınlar için geçerlidir bu durum belki diye. Sonra aklıma şu Retro fotoğraflar geldi. Beyaz mutfak önlükleri her daim kolalı ve temiz olan  kadınlar dönemi. Dişler bembeyaz, saçlar muhteşem, eller bakımlı ama en önemlisi musmutlu kadınlar dönemi. 

        Nedir? Bu işin sırrı nedir? Ev işi yaparken hem mutlu hem bakımlı hem şık görünmenin sırrı nedir? Bilen varsa bana da anlatsın. Ben ev işi yaparken(  tüm o cicili bicili temizlik ürünlerine rağmen) hemen bitirip, o halimden kurtulma telaşındayken bu işleri mazeretsiz ve şikayetsiz , çılgıncasına mutlu yapan kadınlar var mı?
       Yoksa 40 ve 50'lerde insanların içtiği suya başka bir madde mi katıyorlardı? Yoksa işe giderken çok mu özeniyoruz da paçoz ruhumuz ev işi yaparken açığa çıkıyor? 
        Soruların ardı arkası elbette kesilmez ama bundan sonra temizlik yaparken ya aynalara bakmayacağım ya da en kısa zamanda beyaz, kolalı bir önlük alacağım. Belki havaya girerim.

            Belki de boşver der, kafama göre takılırım:)


13 Haziran 2013 Perşembe

BİR ÇIRPIDA GAME OF THRONES

      Game Of Thrones ne zaman başlayacak, Demir Taht'a kimin mabadı konacak diye aylardır boşa beklediğime mi yanayım, sıkıntıdan patlayarak izlediğim bölümlere mi yanayım bilemedim işin doğrusu. Maceradan maceraya koşarız, Kış Tepesi senin Kralın Şehri benim diye diyar diyar gezer ,çayı demler , çekirdeği çıtlatırız diye 31.03.2013 tarihini beklediğime hiç mi hiç değmedi sevgili okur. 10 bölüm boyunca vücuttaki çeşitli uzuvların itinayla kesilmesini izledik, zengin oğlanla Yarmagül'ün aşkına şahit olduk, bir de kara kalpli , bol paralı Lannister'ın ilk defa ağzından okkalı ve de anlamlı bir söz çıkmasına şahit olduk. Kafanız biraz karışmış olabilir. Hemen toparlıyorum.





          Önce acıların çocuğu, anadan öksüz babadan yetim, saf bakışlı  Jon Snow'dan başlayalım. Kıvırcık saçlarına ve de kayık kaşlarına rağmen genç kızların ayılıp bayıldığı bu delikanlının bir tarafları epey dondu bu sezon. El alem saraylarda, kuş tüyü yataklarda yayım yayım yayılırken bu çocuk karların içinde bir o yana bir bu yana savrulup durdu. Tabii bu seyahatinde ona eşlik eden yamyam kılıklıları da ekleyin. Hırlısı, hırsızı, uğursuzu tepesinde bu garibimi pek bir hor gördüler. O da yetmedi zavallıyı düz duvarlara tırmandırdılar. Yani bu bölüm de sefil hayatında pek bir şey değişmedi. Kızıl saçlı yaban gülünü saymazsak tabii. Bu kadar sıkıntı arasında kendisi halvete nail oldu. Sevinsin garip.




           Gelelim Daenerys Targaryen'a namı diğer Khalesi. Üç ejderha annesi olduğuna bakmayın. Kendisi aynı zamanda ne kadar fakir fukara , garip guraba var hepsinin annesi olmuş durumda. Hile hurda ile 800 kamyon dolusu psikopatı bedavaya getirdi. Özgürlüklerini de verdi, başına bela olur mu bilemem artık. Her geçtiği köyde halka boncuk dağıtır gibi özgürlük dağıttı. Ben bu bölüm kedisini biraz kasıntı azıcık da tipsiz buldum. Bu arada Naharis adlı yakışıklımsı bir savaşçıyla da ittifağa girdi.(Bkz. sağdan birinci, inci dişli, örgülü abimiz)  Düğünlerini de görürüz gibime geliyor benden söylemesi. Ejderhalar ise pek bir olaya girmedi. Beklentiler bu sezon boşa gitti.



                  Dizinin en yakışıklı  ve de en nefret edilen karakteri olan Jamie Lannister'a itiraf edeyim epey bir acıdım.Jamie aslında iyi çocuk da ailesi kötüymüş ben onu anladım. Aslında bu sezonun baş erkek oyuncusu olduğunu da açık ara söyleyebilirim. 1. sezon parlak zırhı ve sarı saçlarıyla Shrek 2 'deki çakal Prens'e benzeyen Jamie gördüğünüz gibi pek gelecek vaat etmiyor. Yanında dişi şovalyesi ile birlikte Kralın Şehrine kaçak yolculuk yapan Jamie yolda bir grup eşkiya ile karşılaşıyor ve sağ elini kaybediyor. Az önce de bahsettiğim gibi, Game Of Thrones bu sezon mezbahane gibiydi. Kafa, kol, parmak , vs. derken olan bizim yakışıklıya oldu. Brienne ile aralarındaki elektrik de gözden kaçmayacak nitelikteydi. Allah mesut etsin diyelim. 






             3. Sezon'da Lannister'lar üçkağıtta sınır tanımadılar. Stark'ların güzel kızı Sansa'yı küçük adam Tyrion Lannister'la evlendirdiler. Ama Tyrion delikanlı çocuktur. Sibel Kekilli'nin canlandırdığı Shae'ye olan aşkı hala full çekmektedir.  Joffrey delisini de Margaery çakalıyla geçen sezon nişanlamışlardı. Cersei cadısı bu durumdan pek memnun değildir. Çünkü bilindiği üzere bir ipte iki cambaz oynamaz.  Birbirlerini yemelerini umuyorum.




            Ve Kuzey'in Kralı Kanlı Düğünde can verir. Rob Stark bilmiş anasının aklına uyar ve ölür. Önce Rob'un karısı, kendisi ve sonunda da annesi Cat Stark hain bir pusuya düşürülür. Yine kan gövdeyi götürür. Kahraman ruhlu , erkek Fatma olan Arya ise tam annesine kavuşmak üzereyken  bunlar gerçekleşir. Önümüzdeki sezonda Arya Stark eminim elinden geleni ardına komaz artık. Valar Morghulis diyeceği günü dört gözle bekliyoruz. 
         
              Bu arada Greyjoy diye bir besleme vardı hatırlarsanız. Stark hanesine yaptığı fırıldaklıkla ihanetin kitabını yazmıştı. Şu sıralar elleri kolları bağlı vaziyette Rob Stark'ın katilinin oğlunun ellerinde. Ve Greyjoy bu kasap ruhlu çocuk sayesinde vücudundan epey bir şey kaybetmiştir. Beter olması dileklerimle. Resmini bile koyamıyorum. Gıcık ve de sevimsiz bir insandır kendileri.
             Bir de Baratheon cephesi ve Kırmızı Saçlı Kadın var. En çok sıkıldığım sahnelerin sahipleridir. Robert Barethon'un gayri meşru ve tek oğlunu kaçırdılar. Turşusunu mu kurar, kral mı yapar. Ben karışmam oralara. 
          Koca bir sezon kafa , kol kopmaları ile bitti. Ben bu sezonu açıkçası pek tutmadım. Çok ağır ilerledi. Bu kadar uzun süre beklemeye ise hiç değmedi. Final bölümünde ise Daenerys'in iyilik meleği rolleri abartılı geldi. Game Of Thrones 3. Sezon A Strom Of Swords- Kılıçların Fırtınası kitabından uyarlama. Ancak sadece ilk kitap uyarlandığından sanırım bana biraz ağır ve kısa geldi. Bu durumda aylarca beklemek yerine yarın ilk iş Kılıçların Fırtınası 2'yi alıyorum. Bu da benim kendime karne hediyem olsun bakalım.


                  Yılardır tanıyıp, hiç sevmediğimiz kötü adam Tywin Lannister'ın 'Any Man Who Says ''I am King'' Is No True King' - ''Kim ben kralım diyorsa o gerçek bir kral değildir.'' diyerek uyuz torunu Joffrey'e ve kendini Kral vb. zannedenlere lafı koymuştur. 
              Tahtsız ve oyunsuz günler dilerim.....
            
                              
                      


6 Haziran 2013 Perşembe

Çöl Sıcaklarında Klima Almak Tatile Gitmek Gibi Birşey


Haziran ayının gelmesiyle birlikte, tatile kaçış planı yapanların, ofislerinde bunalma vakti gelmiş demektir diye düşünmüşümdür. Sadece iş yeri mi ? Evinizde Temmuz – Ağustos sıcaklarında  rahat uyuyabiliyor musunuz ?

Yıllarca evime klima almayı erteledim, ancak artık yazın yaşadığımız sıcaklar normal sıcaklar değil, çöl sıcakları olmaya başlayınca bunun bir ihtiyaç olduğunu kabullendim.

Çöl sıcaklarını hallettik diyelim, peki fatura ne olacak? Verimlilik ve ortamdaki hava kalitesinin kaybolmaması, dekorasyon uyumluluğu vs. tüm bunlar klima alırken dikkat etmem gereken faktörler. Şunu söyleyebilirim ki piyasada çok ucuz fiyata klimalar da var çok pahalıya da. Çok ucuza kaçıp enerji tasarrufundan uzaklaşmamayı tercih ederim. Yani klimayı bir kere alacağım ama faturasını aylarca ödeyeceğim. Ayrıca yeni teknolojiyle üretilen klimalar hem bakterileri barındırmaması açısından da tercih nedenim. Üstelik sessiz çalışıyorlar ve evimin ya da ofisimin dekorasyonunu bozmuyorlar.

Yazın çok fazla tatile çıkamayacaklar için klima almak çöl sıcaklarında tatile gitmek gibi bir şey aslında. Üstelik çok daha ekonomik.