31 Temmuz 2013 Çarşamba

HAYALLERİ YIKMA ENSTİTÜSÜ


             Çocukluğumdan bu yana hayal kurmayı çok severim. Hayal kurmayı herkes sever, hayalleri olmadan insanlar yaşayamaz diye düşünürdüm. Neticede bir mutluluk terapisidir, yüzünü gülümsetir, rüyalarını şenlendirir. Hatta kendime Jules Verne'i örnek alırdım bu konuda. Yıllar yıllar öncesinden  80 günde devri alem yapmayı, denizler altında fersah fersah gitmeyi, Dünya'nın merkezine yolculuk etmeyi hayal etmiş. Bununla da yetinmemiş, insanlara da hayal ettirmiş. 
         
         Hatta bir rivayete göre, 12 yaşında bir gemide tayfalık yapmak için evden kaçan küçümen Jules, babası tarafından yakalanınca 'Bundan sonra yalnız hayal dünyasına yolculuk edeceğim' diye söz vermiş. Bu arada 1800'lü yıllarda babasının olumlu disiplin yöntemlerini pek  kullanmadığından da eminim.Yani kısaca, bedenime sahip olabilirsiniz ruhuma asla demiş. Bana Bilim-Kurgu sevgisini aşılayan Jules Verne sen ve senin gibi hayalperestler olmasaydı ne tatsız tuzsuz olurdu hayatım. 

            Bir de Grimm Kardeşler vardır ki, en meşhur hayalperestlerdendir kendileri. Bana  içinde bir kedi ve çizme geçen bir hikaye yaz deseler; hayırlı işler diler, ortamı çaktırmadan  terk ederim.   Hele yedi tane cüce ve bir Prenses hakkında yaz deseler, çok acayip şeyler düşüneceğimi size itiraf edebilirim. Tabii hayalperestlikle saçmalamayı karıştırmamak gerekir. Grimm kardeşler, çocukluk hayallerinin maestrolarıdır, saygıla analım.
        Edebiyat dünyasının hayalperestlerdi saymakla elbette bitmez. Ama sen çocukluğundan itibaren bu masallarla, hikayelerle büyü. Çizgi filmlerini, sinema filmlerini , dizilerini izle. E , büyüdün artık hayal kurmayı bırak desinler sonra sana. Olacak iş mi bu şimdi. 'Gerçek Dünya , senin sandığın gibi değil. Boşa hayal kurma. Çok zor işler peşindesin. Şaşırtma artık' gibi cümle kalıpları belli bir zaman sonra etrafınızda dolanır durur. Ben hayallerini hedefe dönüştürme heyecanından güç alanlardanım. Yaşam ateşi sönmüş insanlar tarafından , hayallerin eleştirilmesine katlanamam.
         Ne demiş Einstein ' Hayal gücü, bilgiden daha önemlidir'. Gerçek hayalperst, yaşamın zorluklarına göğüs gerendir. Hayat bu kadar zorken , bir de hayalleri yıkma enstitüsünün ajanlarının tahrikine gelmeyin sayın hayalperestler.
       Son olarak, üstad  Mark Twain'e bırakıyorum sözü;  Düşlerinizi kovmayın, çünkü onlar gidince belki siz kalırsınız ama artık yaşamıyorsunuz demektir.



30 Temmuz 2013 Salı

1.863.230 GÜVERCİNİN İLK KANAT ÇIRPIŞI

       
        2013-2014 Eğitim-Öğretim Yılı için 1 ve 5. sınıf öğrencilerinin kayıtları Milli Eğitim Bakanlığı tarafından, MERNİS bilgileri esas alınarak, ikametgah adresine e-okul sistemi üzerinden yapıldı.
        E-okul bilgi siteminden çocuğunuzun hangi okula kayıtlı olduğunu öğrenebilirsiniz.  Basın açıklaması için tık. M.E.B. 'bu akşam saatlerinde yayınladığı açıklamaya göre, öğrenci velilerinin okula konuyla ilgili başvuruda bulunmaları gerekmiyor. Bu sene ilkokul 1. sınıfa( içlerinden biri de benim minik oğlum Ege'dir) 1.863.230 çocuk merhaba diyecek.  1.237.986 öğrenci de 5. sınıfa başlayarak ortaokullu olacak. Düşünün 1.863.230 yavru güvercin aynı anda kanat çırpıp yuvadan uçuyor. 
       Bir tatlı telaş, bira burukluk, hafif de bir karın ağrısı şu anda bende mevcut. Tek amacım benim bu hallerimi oğluma hissettirmemem. Yani bu sene sizlerle bu konuda epey paylaşımlarda bulunacağım. 
       Tüm öğrencilerimizin gözlerinden öperim. Şansınız, yolunuz açık olsun çocuklar...
         


29 Temmuz 2013 Pazartesi

Fark Yaratan, Genç ve Dinamik Bir Üniversite: İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi

İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi'nin bu yıl sadece ikinci yılı… İkinci yaş bir üniversite için çok genç bir yaş, ancak deneyimli akademik kadrosu, öğrencilere sağladığı imkanları ve uluslararası işbirlikleriyle İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi eğitimde ciddi bir fark yaratıyor.

Bir dünya üniversitesi olma yolunda emin adımlarla ilerleyen üniversite, 7 fakülte bünyesindeki 22 programıyla öğrencilerini dünyanın dört bir yanında çalışabilecek donanımda yetiştirme sözünü veriyor.

Altınbaş Holding gibi güçlü bir markayı arkasına alan üniversite, öğrencileri için de büyük bir güven teşkil ediyor. Holding bünyesinde sağlanan staj imkanları ve ülkenin önde gelen iş adamlarıyla yapılan söyleşiler sayesinde öğrenciler girişimci bir ruhla eğitim alıyorlar.

İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi öğrencilerinin %81’ine burs imkanı sağlayarak bu konuda bir örnek teşkil ediyor. ÖSYM bursu yanında İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi Bursu, Onur Bursu, Spor ve Sanat Bursları da gerekli koşulları sağlayan öğrencilere sunulan imkanlar arasında yer alıyor. Burslarla ilgili detaylı bilgiyi web sitelerinden öğrenebiliyorsunuz.

Üniversite kendinizi geliştirmeniz için birçok olanak sunuyor. Kısa ve uzun süreli staj olanakları öğrencileri iş hayatına hazırlıyor. Çalışma ve başarı burslarıyla öğrenciler kariyer planlarını sağlıklı bir şekilde oluşturabiliyor. Bu da mezun olduğunuz zaman rakiplerinize göre bir adım önde olmanız anlamına geliyor.

İngilizce eğitimi konusunda oldukça iddialı olan İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi'nin Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi ile Hukuk Fakültesi (Hukuk Fakültesi'nde eğitim %30 İngilizce yapılıyor) dışında tüm fakültelerinde eğitim İngilizce veriliyor. Ayrıca Kanada’nın seçkin dil okullarından olan Pera College ile yaptığı anlaşmayla öğrenciler İngilizce Hazırlık eğitimini Kanada’da, dünyanın en yaşanılabilir şehri seçilen Vancouver’da sürdürme imkanına sahipler.

İspanya, Almanya, İtalya, Bulgaristan, Portekiz, Polonya ve Hollanda gibi ülkelerin önde gelen üniversiteleriyle tüm fakültelere yönelik Erasmus anlaşmaları bulunan İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi öğrencilerine Avrupa’da mesleki deneyim kazanmaları için fırsatlar sunuyor.

World Political Conference, Information and Communication Technologies and Law, International Logistics & Supply Chain Congress gibi dünyanın önde gelen uluslararası organizasyonlarına da ev sahipliği yapan İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi bu sayede öğrencilerini alanlarında dünyanın en yetkin isimleriyle buluşturuyor.

Henüz ikinci akademik yılını dolduran İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi yeni dönemde öğrencilere Tıp Fakültesi'nin de kapılarını açıyor. Üniversite bu amaçla Türkiye’nin en büyük hastane zinciri olan Medical Park Grubu'nun Bahçelievler hastanesi ile de bir işbirliği yapmış. Üstelik fakülte birinci sınıftan itibaren öğrencilerini hastane ortamı ile tanıştırıyor. Üniversite aynı zamanda mezun hekimlerine Medical Park sağlık grubu hastanelerinde iş bulma desteği veriyor.

Hukuk Fakültesi'nde eğitim almak isteyen öğrenciler için de İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi ayrıcalıklı bir konuma sahip. Üniversite Avrupa’nın en büyük eğitim kurumlarından biri olan 625 yıllık geçmişe sahip Köln Üniversitesi işbirliğiyle gerçekleştirdiği ‘Çift Diplomalı Hukuk Lisans Programı’ ile Türkiye’de hukuk eğitimi alanında bir ilke imza atıyor. Bu program çerçevesinde öğrenciler ilk iki yılı Köln Üniversitesi'nde, son iki yılı da Alman öğrenciler ile birlikte İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi'nde okuyarak iki ülkenin de hukuk eğitimini alma olanağı elde ediyorlar. Programdan mezun olan öğrenciler Türkiye’de hukuk alanında çalışabiliyor. Program, kariyerine Almanya’da devam etmek isteyen öğrenciler için de, Almanya’da girilmesi zorunlu olan Birinci Hukuk Devlet Sınavı'nda büyük avantaj sağlıyor.

Sosyal bilinci yüksek bireyler yetiştirmeyi amaçlayan İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi, bu konuda da bir ilke imza atarak İngilizce hazırlık programında sosyal sorumluluk çalışmalarını ders olarak işliyor. Bu bilincin oturması için çeşitli belediyelerin ve sivil toplum örgütlerinin de desteğini alarak daha disiplinli çalışan öğrenciler, gerçekleştirdikleri projelerle kendilerine olan güvenleri artıyor, hayata daha pozitif bakıyorlar.

Üniversite, Türkiye’nin her bölgesindeki gençlerle sürekli iletişime büyük önem veriyor. Bu amaçla sosyal medyayı da etkin bir şekilde kullanıyor. Üniversitenin resmi Facebook ve Twitter adreslerinden, yapılan etkinliklerden, üniversite hakkındaki haberlerden, kampanyalardan haberdar olabiliyorsunuz ve hatta uygulamalara katılarak hediyeler kazanabiliyorsunuz. Şu anda oldukça eğlenceli bir uygulama olan  İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi'nde 1 Gün ile üniversite hakkında detaylı bilgi edinebilir, okumakta olan öğrencilerin üniversiteleri hakkındaki görüşlerini takip edebilirsiniz.

Bu bilgiler benim için yeterli değil diyorsanız, İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi’ni yakından tanımak, kampüsü gezmek, öğrenci ve öğretim üyeleriyle tanışmak istiyorsanız 18 Temmuz’a kadar her gün Mahmutbey ve Şişli yerleşkesini ziyaret edebiliyorsunuz. Üniversite, Tanıtım ve Tercih Günleri kapsamında İstanbul’un 4 farklı merkezinden yerleşkeye ücretsiz servis olanağı sağlıyor.

Bir bumads advertorial içeriğidir.

ÜÇ ADIMDA ÖFKE KONTROLÜ

      

       Öfkeli yüzler görürüz kimi zaman. Çatık kaşlar, sıkılan dişler, kocaman gözler  ve ağızdan çıkan kırmızı kelimelerle öfkeli yüzler görürüz. Sokakta, iş yerinde , tatilde, piknikte her yerde bu tip insan suretlerine rastlayabiliriz.  Öfkeli yüzler o kadar çok korku salar ki çevresindekilere , haklı bile olsa haklılığına inanamazsınız.  Sadece öfkelenen yüz değildir elbette. Yumruklar en iyi ihtimalle sıkılmıştır, omuzlar yükselmiş, vücut atak pozisyonuna kavuşmuştur. Avının üzerine atlayacak bir Jaguar korkusu salıverir öfkeli insan.

          Ama biz hep başkalarının öfkelerini görürüz ve irkiliriz. Peki kendi öfkemizi görsek, kendimiz hakkında ne düşünürüz acaba? Karşımızdaki insana negatif enerjimizi hoyratça savururken, ne hale geldiğimizi keşke bir görebilsek. Bir aynada en kızgın anımızda kendimizle göz göze gelsek, utanmaz mıyız halimizden?  Eminim her Adem oğlu ve Havva kızı bu manzaradan utanır ve en çok da kendisinden korkar.
           Öfke , bir duygudur. Duyguların doğrusu yanlışı yoktur. Ama kontrol etme yetisi de bizlerin elindedir.

     Peki Öfkemizi Nasıl Kontrol Edebiliriz.

 Öfkenizi Fark Edin; Öfkeli anlarımızda genellikle kalbimiz hızla çarpmaya başlar, vücut ısımız yükselir, sesimiz yükselir, ellerimiz titrer. İşte bu sinyali beynimiz bize gönderdiğinde kendimizi kontrol etmenin zamanı geldi demektir. Kalbiniz koşum takımından sıyrılıp koşan bir at gibi dört nala gidiyorsa  nabzınızı kontrol altında tutmanın zamanıdır. Vücudunuz size 'yak,yık, parçala' tarzında  nasihatler veren bir boks antrenörü gibi sinyaller verse de, öfkenizin ve az sonra yapacaklarınızın farkında olun. Düzgün nefes alıp, kalp ritminizi düzenleyene kadar bir davranışta bulunmamaya dikkat edin.

Öfkenizin Nedenini Düşünün: Öfkenizde haklı olup olmadığınızı, karşınızdakinin ne kadar haklı olduğunu düşünün. Haksızlığa uğradığınızı düşünüyorsanız, öfke ile hakkınızı alamayacağınızı da bilmeniz gerekir. Öfkenizin sebebi yansıtma da olabilir. Başka bir olaya sinirlenip, bu olayda mı abartılı şekilde duygularınızı ifade ediyorsunuz? Özellikle çocuklar, anne ve babalarının yansımış öfkelerine çok mağdur kalırlar. 

Öfkenizi İfade Edin Ve Ne İstediğinizi Söyleyin: Öfkenizi yatıştırdıktan sonra karşınızdaki kişiye neden öfkelendiğinizi açıklayın. Öfkelenip, bunu karşınızdakiyle paylaşmamak da büyük bir iletişim engelidir. Duygularınızı ifade ettiğinizde , öfkelendiğiniz kişi de bu fırsatı yakalayacak ve kendince haklı olduğu tarafları sizinle paylaşacaktır. 

        Öfke kontrolü için bu üç adımdan önce, yaşam tarzınızda da bazı değişiklikler yapmak yardımcı olacaktır. Karşınızdakini dikkatle dinlemek, sözünü kesmemek bile sizin insanları daha iyi anlamanızı kolaylaştıracaktır. Günlük hayatta hayvanlarla, bitkilerle daha çok vakit geçirmek, doğayla daha sık kucaklaşmak stresinizi hafifletecektir. Ama en önemlisi kalbinizde dargınlıklar yerine sevgiye yer açın. Küskün hatıralarınızı hatırlamak yerine gelecekle ilgili mutlu hedefler yapın. Önce kendinizle barışın, gerisi en kolayı olacaktır.

        Ve bir Çin atasözü der ki; Öfkeli anınıza sabır gösterirseniz, yüzlerce üzüntülü günden kurtulursunuz.

28 Temmuz 2013 Pazar

Tanrı'nın Unutulan Çocukları Kimler mi?


          

         Yaz mevsiminin en sevdiğim tarafı keyif özgürlüğümü kısmen de olsa kazanmış olmamdır. Okul ve iş telaşımız olmadığından uykum, yemeğim, kıyafetlerim, her şeyim daha bir özgürdür. En büyük keyfim ise sabah uyanır uyanmaz kitap okumaktır. Dünyanın en sessiz saatlerinde kitaplarımdaki kahramanların iç seslerine daha iyi kulak veririm o vakit. Bu aralar beni kendine çeken son kitap ise 'Tanrı'nın Unutulan Çocukları' ( Jasper Jones)
         Çocukluktan yetişkinliğe adım  iki çocuğun büyük bir sırla başlayan dostluğu üzerine bir roman. Kitapla ilk göz göze geldiğimde 'Gel buraya' dedi sanki bana. Çünkü işim gereği, Tanrı'nın Unutulan Çocukları kimlerdir, gayet iyi biliyordum. Bir kenara bakışlarımızla, ön yargılarımızla, kibrimiz ve bencilliğimizle fırlatıp attığımız çocukların hikayesini hayattan değil de kitaptan okumak istedim bu sefer. Henüz romanın ortasındayım. Ama akıcı bir dil, ince detaylar ve karakter çözümlemelerindeki merak uyandıran detaylar benden şimdiden geçer not aldı. 

        Kitabın yazarı Craig Silvey, Avustralyalı genç ve bol ödüllü bir yazar. Bu arada kitabın film hakları da satın alınmış. Filmi beyaz perdede görmek için şimdiden sabırsızlanıyorum.
      Tanrı'nın Unutulan Çocukları, sizin, benim ya da Kraliçe'nin torunundan daha az çocuk değildir. Dünya'ya gelen her çocuğun bir adı  UMUT'tur. Ve marifet, umudu yaşatabilmektedir sevgili dostum.


24 Temmuz 2013 Çarşamba

RENKLİ TELAŞLAR


      Telaşlar var hayatımızda. Hepsi farklı renkte, farklı bir hikayede. Anlarımız, anılarımız gibi telaşlarımız da renk renk. Zamanın darlığına kafa tutma derdimizden mi ortaya çıkar bu haller, bilinmez. 
      Akşam vakti huzurlu bir telaşla kolunda özenle kağıda sarılı pidelerle evine yetişen adam eve yetişmek için pidelerin kokusundan hız alır mesela. Sabah okula çocuklarını hazırlayan anne yumurtaları rafadan tutturup, bir yandan da eşinin kravatını bağlama telaşındadır. Bayram üstü mahalledeki emektar terzi , kumaş yığınlarının içinde kaybolmadan siparişleri yetiştirme telaşı hem ekmek derdindendir hem sanatına saygıdandır besbelli.
         Yolda, parkta, restoranda , insanları gözlemlerim. Ama beni en çok telaşlı insanları gözlem yapmayı layık görürüm. Bir adam elinde telefonla , çatık kaşları ve sert adımları ile ilerliyor ve saatine sık sık bakıyorsa belli ki işler pek yolunda gitmiyor. Bir kadın elinde kendinden büyük market poşetlerine aldırmadan hızlıca yol alıp, hafif dalgın biraz da keyifli ilerliyorsa ertesi güne mutlaka misafirleri vardır yeni tarifleri deneme zamanı diye düşünüp poşetlerin ağırlığını hissetmiyordur. 
         Kimi telaşlar pembedir, sarıdır, yeşildir, turuncudur. Bu renkler hayatınıza renk katar. Yaşamınıza yeni bir anlam, yeni bir güç sağlar. Nişanlı genç kızın düğün alış verişindeki telaşa en çok pembe renk yakışır sanırım.
        Ama kimi telaşlar, yorgundur, karadır, hüzün kokar, acı katar. Hastane kapısında, tahlil sonuçlarında, mahkeme koridorlarında.... Buralarda da yaşar insan kimi zaman yorgun telaşlarını...
         Hayatını her daim telaşlı yaşayan insanlar vardır. Ve ben onları gerçekten çok severim. Her daim anlatacakları bir şeyleri vardır. Hayatı bazen çokça ciddiye alsalar da,  onlar her daim rengarenktir. Telaşları gibi. 
          Ama hayattaki en güzel telaş , çocuktaki büyüme telaşıdır. Bu kadar saf ve temiz bir telaşa verilebilecek en güzel renk de beyazdır o vakit. 


       Zamana kafa tutma isteğiniz ve enerjiniz hiç bitmesin. 
İşte hayata karşı sloganım;  Run Forrest Run:)
          



20 Temmuz 2013 Cumartesi

ACI BİBERLER SÜR DİLİME DUDAKLARIMA

       
          Acı biberler sür dilime dudaklarıma derken Tarkan, pek de haksız değilmiş. Benim de çok sevdiğim, yerken büyük bir mutluluk duyduğum acı biberin cüssesinden çok marifeti varmış. Malum biberin küçüğü en tehlikelisidir. Bak mesela dolmalık bibere, kapya bibere ; koç gibiler ama pamuk gibi kalpleri var, yürekleri  yakmaya elleri varmaz. Yazın en sevdiğim sebzesi kesinlikle biberdir. Bu arada her kırmızı biber acı, her yeşil biber de tatlı değildir.  Biraz kandırıkçı bir arkadaştır kendileri.
        Salataya, menemene, çorbaya, kızartmaya, soteye , her yere at bir parça biber.  Ama acı biber kesinlikle favorimdir. Onun insanı hafif sarhoş eden acı tadından midem izin verir de uzun süre vazgeçmem umarım.
         Acı biberin kötü şöhretini biraz düzeltmek amacıyla faydalarına da bir göz atalım isterseniz. 
  • Mantar oluşumunu engeller.
  • Sindirime yardımcıdır
  • Tükürük bezlerini harekete geçiriyor. Bu da sağlıklı bir sindirim ve ağız sağlığı için avantajdır.
  • Kan pıhtılaşmasına yol açan etmenleri engeller
  • Antibakteriyeldir
  • Antioksidandır
  • Tümörlerin oluşumunu engelleyici olduğuna dair çalışmalar var.
  • Kilo kaybını destekler ve metabolizmayı hızlandırır.
  • Romatizma, bel ağrıları, iltihap gibi durumlarda ilaç sektöründe kullanılır.
  • A, C, E vitaminlerini içerir. 
  • Soğuk algınlığı ve gribin etkilerini azaltmada yardımcı
        Acı dostum acı biberle ilgili araştırmalar, Amerika kıtasında doğup , İspanya ve Portekiz'e oradan evimize kadar geldiğini söylüyor. Aztek  tapınaklarında da izine rastladığımız biber, beiberaxql (Yüzünü Gizleyen Tanrı) olarak anılmış ve dilimize de biber olarak geçmiştir. 
        Tüm biber severlere selam olsun:)

19 Temmuz 2013 Cuma

ÇOK AMA ÇOK KOLAY YAŞ PASTA

     
     Hayatımda yaptığım en hızlı yaş pastası olması dolayısıyla sizlerle bu iksiri hemen paylaşmak istedim. Yaş pastanın malzemeleri kolay, süresi kısa. Elbette uzun çabalar sonucunda ortaya çıkan yaş pastalar daha lezzetli ve ihtişamlı olacaktır ama durumu kurtarma açısından dört dörtlük bir tarif olacak benimki.
       Bu kadar acelem niye mi? Aslında bu pasta büyük Prensim için hazırlandı. Üç gün önce sünnet oldu ve ben onun bir dediğini iki etmek istemiyorum. Oldukça enerjik ve neşeli olan oğlumu üç gündür yatmak zorunda olduğunu görmek de beni biraz üzüyor açıkçası.Evimize pembeli ,sarılı, beyazlı bir tatlı yakışır diye düşündüm. Sadece Orhun değil, tüm ev halkının ağzı tatlanır belki böylece.
      Gelelim Dünyanın en kolay yaş pastası nasıl yapılırmış;
Hazır Pastabanı sütle ıslattım.
Krema için; Bir paket Creme Ole Muz Aromalı'yı 2,5 su bardağı süt ile çırptım. İçine 1 paket sade krem şanti kattım. Kıvam alana kadar çırptım. Çok katı olursa biraz süt ile çırparak açabilirsiniz. Sonra hazırladığım kremayı pastabanın bir ikinci katına sürdüm. Araya muz dilimlerini unutmayalım. Üzerine biraz pasta süsü, biraz mutluluk, bir tutam da hayal gücü kattım. Dolapta akşama kadar beklemesi şart ama. Akşam yemeğinden sonra  kuzuma açılışı yaptıracağım.
         Yaş pasta, kurabiye, kek bahane. Annelik, mutluluk fabrikası olmaktır. Küçücük şeylerden kocaman mutluluklar yaratmaya kendini adamış kişidir. Annelik, yavrusunun bir damla göz yaşında kalbine dağların taşların oturma halidir.
        İster çilekli, ister vişneli, ister muzlu olsun. Ama tüm tatlarınız, dokunuşlarınız mutluluk dolu olsun.

18 Temmuz 2013 Perşembe

LUNAPARKTA HERKES AYNI YAŞTADIR


       Lunaparkları kendimi bildim bileli çok severim. Çünkü Lunaparkta herkes aynı yaştadır. Yani bir çeşit cennet. Çocuklardan ziyade eğlenen büyükleri görmek beni daha çok mutlu eder. Bilirim ki büyüdükçe küçülmek ister insan. İşte ben de onlardanım işte. 
     Çığlık atma , hoplama, zıplama, birazcık korkma ama çokça kudurma; işte tüm bu duyguların ortak noktasında mutlu olan onlarca insanı görmek nasıl mutlu etmez beni. Kimi çocuğunu bahane eder gelir, kimi çocukluğunu. Bahanesi ne olursa olsun ortak noktası neşe olsun yeter. 
        Duygularımızı en rahat dışa vurduğumuz , sosyal maskeleri kapıda bıraktığımız bu Hodri Meydan'da rezil olma ihtimaliniz de yoktur. Siz hiç Lunapark'ta yüksek sesle kahkaha atan birinin ayıplandığını gördünüz mü? Asıl rezil olmak hanım hatun hız trenine binmek, korku tünelinde buzdolabı gibi durmaktır. 
       İnsanın her hali güzeldir. Ama en güzeli yalın halidir. Stresin, şiddetin, dinlemezliğin ve derebeyliğin kol gezindiği şu mavi dünyamızda biraz kendimizle barışsak fena mı olur?





         Bu kadar enerji harcamış olan blog sahibesi de enerji toplamak adına bir fincan sütlü kahveyi hak eder:)


16 Temmuz 2013 Salı

Kurumların Toplumsal Sorumluluğu Ve Sürdürülebilirlik

Sürdürülebilirlik kavramı Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Komisyonu’nun 1987 yılında açıkladığı sonuç bildirgesinde şu şekilde tanımlanmış: "İnsanlık, gelecek kuşakların gereksinimlerine cevap verme yeteneğini tehlikeye atmadan, günlük ihtiyaçlarını temin ederek, kalkınmayı sürdürülebilir kılma yeteneğine sahiptir." Bu tanıma göre sürdürülebilirlik insan ihtiyaçlarının karşılanması için insan ve doğa arasındaki bir dengedir. Bugün ile gelecek nesiller arasındaki ilişkiyi ifade etmektedir.

İnsan ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla kurulmuş olan sanayi işletmeleri zamanla beraberinde pek çok sorunu da getirmiştir. Küresel ısınma, canlı türlerinin yok olması, kaynakların hızla azalmaya başlaması, kentleşme bu sorunlardan sadece bir kısmı. Tüm bu sorunların bizim ve gelecek nesillerimizin yaşantısıyla doğrudan ilgili olması sebebiyle sürdürülebilirlik kavramının toplumun her kesimi tarafından ilgi gösterilmesi gereken bir konu olması gerekmekte.

Kurumların, kar amacı güden faaliyetlerini gerçekleştirirken toplumsal sorumluluklarının bilincinde olmaları lazım. Toplum bu konuda bilinçlendikçe ve baskı oluşturdukça kurumların da bu konuya gereken önemi vermeleri kaçınılmaz olacaktır.

Türkiye’de gerçekleştirilen sürdürülebilirlik uygulamalarının yer aldığı bir platform olan kurumsalsurdurulebilirlik.com, kurumlara her yerde yayınlanamayacak olan sürdürülebilirlik performanslarını sergileyebilmelerine imkan vermektedir. Bu sayede kurumsal sürdürülebilirlik kavramı ile yakından ilgilenen kurumlar pek çok bilgiye ulaşabilmekte.


1. SINIFA BAŞLARKEN ANNE BABALARA ÖNERİLER

               Zaman ne kadar çabuk geçiyor değil mi? Daha dün emeklemeye çalışan, her bulduğunu ağzına test etmek için götüren miniğimiz bu sene 1. sınıfa başlıyor. Gurur, mutluluk, şaşkınlık, heyecan, biraz da korku bu dönemdeki anne babaların ortak duyguları aslında. Oryantasyon (uyum) çalışmaları kapsamında 09 Eylül 2013'te 1. sınıf ve ana sınıfı öğrencileri okula başlayacaklar. 66 ay ve üzeri için zorunlu eğitim, 60 ay ve üzeri için veli isteğine bağlı kayıt yapılacaktır.
Okullarda ve öğretmenlerde hazırlıklar şimdiden başladı. Peki anne babalar ve çocuklar bu sürece hazır mı?

Anne babalar 1. sınıfa başlayacak çocuklarını evde nasıl hazırlayabilirler?
  • Okulla ilgili gerçek dışı izlenimlere yol açılmamalıdır. Okul bir cezaevi  değildir. Ancak kimi zaman ebeveynler çocuklarına okulla ilgili tatsız anılarını anlatarak, biraz da korkutarak hazırlamayı tercih ediyor. Okulun elbette kesin kuralları vardır. Ancak bu kurallar açıklamalarıyla çocuğa aktarılmalı. 'Derste konuşursan öğretmenin sana ceza verir' demek yerine ' Derste izin almadan konuşursan, sınıfta gürültü olur, öğretmenini anlamakta zorluk yaşarsın' şeklinde bir açıklama getirilebilir. Okul kuralları, düzeni hakkında detaya girmeden ama korkutmadan eğlenceli bilgi aktarımı yapmak işinizi kolaylaştıracaktır.
  • Okul bir lunapark da değildir. Okul korkusu yaşamaması adına çoğu anne baba okulla ilgili bazen abartılı bilgileri verebiliyor. 'Okulda arkadaşların olacak, tüm gün oyun oynayacaksınız, çok eğlenceli bir yere gidiyorsun' izlenimi de gerçeği tam anlamıyla yansıtmamaktadır. Bu durumu yaşayan çocuklar ilk hafta uyumda hiç bir sorun yaşamaz. Ancak, dersler başladığında ve eğlence azaldığında kendisine vaat edilen ortamı bulamadığında okula gitmek istemeyebilir. Gerçekleri abartmadan sunmak çocuğa yapılacak en büyük iyilik olacaktır.
  • Öz bakım becerileri konusunda virajdasınız. Tuvalet, el yıkama, ayakkabısını giyme-çıkarma , düğme ilikleme gibi konularda çocuğunuzun eksikleri varsa bu zaman dilimini iyi  değerlendirin. 6 saat boyunca onun yanında olmayacaksınız ve çocuğunuzu ilk olarak kendine emanet edeceksiniz. Sabırla ve sevgiyle  eksik olduğu konularda onu cesaretlendirin. 
  • 1. sınıfa başlayacak çocuğunuz için aşırı beklenti içinde olmayın.' Benim çocuğum diğerlerinden daha zekidir', 'Sınıfın en başarılısı olacak' tarzında düşünceleriniz varsa hemen uzaklaşın. Güvenin, cesaret verin ama çocuğunuzu ve kendinizi baskı altına almayın. Tabii tüm bunların tersi de mümkün. 'Benim çocuğum yapamaz, beceremez, başarısız olur' diyerek eğitim-öğretim yılına 1-0 mağlup başlamayın. Herkesin kazanabileceği başarıları vardır. Önemli olan fırsat yaratmak ve sabırlı olmaktır.
  • Okul çağında olup hala anne babasıyla yatan çocukların sayısı hiç de az değil. Bu çocuklar okula başladıklarında okul korkusuna ne yazık ki daha fazla yakalanıyorlar. Kendi başına uyuması, yemek yemesi, tuvalet ihtiyacını gidermesi karakter eğitiminin de bir parçasıdır. Öz güvenli nesiller yetiştirmek istiyorsak kendi kanatlarını çırpmalarına izin vermeliyiz. 
  • Bu dönemde bol bol resim yapmasına, oyun hamurlarıyla oynamasına, makas kullanmasına fırsat yaratın. 1. sınıfa başladığında güçlenen el kasları çocuğunuza çok yardımcı olacaktır. Kalem seçiminde köşeli kenar değil de yuvarlak kenar tercih etmenizi öneririm. Yuvarlak kenarlı kalemlerde minik parmakları daha geç yorulacaktır.
        Minik kuşların yuvadan ayrılma vakti geldi. Artık kendi arkadaş grupları, sorumlulukları, projeleri, alınganlıkları, kızgınlıkları ve tabii ki zaferleri de  olacak. Bu yolda yürümeye başlayan tüm anne babalarımızı canı gönülden selamlıyorum. Mutluluk sizinle olsun.


13 Temmuz 2013 Cumartesi

ŞEKER HAMURUNDAN CUPCAKE

         
               Eminönü Tahtakale'den aldığım cupcake malzemelerimi kullanmak için sabırsızlanıyordum ki sonunda mutfağıma biraz zaman ayırabildim. Şirin mi şirin kağıt kalıplar, rengarenk şeker hamurları, tatlı mı tatlı  kalıplar ' Esra Essra Esssra' diye kulağıma fısıldıyordu günlerdir. Ve tataaam karşınızda ilk şeker hamuru denemem. Bunca zamandır cesaret edemediğime, bu eğlenceden kendimi mahrum bıraktığıma inanamadım. Şeker hamuru ile oynamak, açmak, şekiller yaratmak bana resmen terapi gibi geldi. Bundan sonraki hedefim şeker hamurundan fiyonk yapmak. Çok abarttım sanırım. Ama şeker hamuru ve cupcake sevgisi bende olduktan sonra her şey beklenir artık benden.Sarı ve pembenin cazibesine bir de limonlu kek hazırlamaya karar verdim ilk olarak. 

          Bu limonlu şeker cupcakeler nasıl mı meydana geldi. Buyrun tarifi. 
Limonlu Kek Hazırlanışı:
Malzemeler
2 yumurta
1  su bardağı toz şeker
1 su bardağı süt 
1/2 su bardağı sıvıyağ
2,5 su bardağı un
1 paket kabartma tozu
1 limon rendesi
1/2 limon suyu

Önce yumurta ve şekeri beyaz  köpük oluşana kadar çırpıyoruz. Diğer sıvı malzemeleri de katıp karıştırdıktan sonra unu ve kabartma tozunu ekliyoruz. Aman dikkat ; unu ekledikten sonra yavaş hareketlerle karıştırıyoruz. Sert çırpma sonucunda kekiniz hem kabarmayacak hem de sert olacaktır. Cupcake dediğin de şöyle  puf puf olmalı değil mi ama. Kağıt kalıplara 1 dolu yemek kaşığı olarak paylaştırdıktan sonra 180 derece ısınmış fırında 15-20 dk. da pişirebilirsiniz. Piştikten hemen sonra fırından çıkarmayı unutmayın. Çökme tehlikesi ile karşı karşıya kalabilirsiniz sonra.

Şeker Hamuru İle Süslenmesi
Şeker hamurunu eliniz ile yavaşça yoğurun, hemen şekil almaya başladığını göreceksiniz. Daha sonra merdane yardımıyla hamuru açın. Bu arada şeker hamurunun yapışmaması için nişasta kullanabilirsiniz. Çok az miktarda nişastayı tezgaha serptiğinizde şeker hamurunun yapışmadığını, sizi hiç üzmediğini göreceksiniz.  

Ben iki renk kullandım. Önce sarı rengi açıp bardak yardımıyla daireler oluşturdum. Cupcakeler henüz ılık olduğu için yerleştirmede sorun yaşamadım. Daha sonra pembe hamurları yıldız kalıptan çıkarttım. Sarı hamurun üzerine yerleştirdim. Yine bir püf noktası; Şeker hamurlarının birbirine yapışması için şekerli su kullandım. Küçük bir fırça yardımıyla minik bir dokunuşla yıldızları sarı dairelerin üzerine yerleştirdim.
Geriye kalan şeker hamurlarımı da strech film ile sıkıca sarıp kaldırdım.

Sonra mı? Bugün evin en popüler ismi olmayı başardım. Bu bana yeter de artar bile. Bu arada 3 genç misafirim ile de acemilik eserimi paylaşma imkanı buldum. Gençler ve çocuklar memnunsa benim mutlu olmamam imkansızdır. İlk şeker hamuru sınavımı şimdilik verdim sayılır. Açılın pasta endüstrisi ben geliyorum:))

Abarttım, itiraf ediyorum.Önce şeker hamuru nasıl yapılır ,onu öğrenmem gerek sanırım.

10 Temmuz 2013 Çarşamba

Devr-i İstanbul Vol.2


              Devr-i İstanbul seferimde ilk olarak ailecek gezip dolaşmıştık. Şimdi sıra bana gelmişti. Sabah kahvaltısından sonra, Kadıköy'den düştüm yollara. Hafif esintili, güzeller güzeli bir Temmuz sabahı rotamı Eminönü'ne çevirdim. Her zaman ki gibi beni ilk selamlayan Yeni Camii oldu. Hemen o serin avlusunda aldım tabii soluğu. Huzur , ebedi aşk, kelimelerin yetmeyeceği hisler.







          Yeni Camii'de dualarımı ve dileklerimi sunduktan sonra bir ses kulağıma fısıldamaya başladı. Kafamı çevirir çevirmez göz göze geldik. Mısır Çarşısı, eski dostum seni ziyaret etmeden hiç olur mu dedim. Rengarenk insanların, rengarenk baharat kokularına bulandığı, en parlak gümüşlerin,  en tatlı lokumların sergi alanına hoşgelmiştim. Kimyonun sarısının biberin kırmızısını kıskanmadığı , karabiberin sumağa burun kıvırmadığı , baharatların ve çayların en şık pozlarını verdikleri Mısır Çarşısına meyilim ezeldendir.







                  Sonrasında ver elini Tünel sonra da tabii ki İstiklal. Henüz Gezi kapalı olduğundan ne yazık ki Gezi Parkını ziyaret edemedim. Şöyle bir kıyısından bakayım dedim, Polis amcalardan çekindim. Enerjimi Pazar gününe saklamaya karar verdim.







       Ertesi gün; İstanbul'a kadar gelip de Bostancı Lunapark'a uğramamak olur mu? Olmaz değil mi? Çocuklardan çok biz koptuk. Ama en çok Atlıkarınca'da aklım kaldı. Çocuklar binmek istemeyince ben de tek başıma binmeye pek cesaret edemedim açıkçası. Kahkahaların , çığlıklara karıştığı Lunapark'ları çocukluğumdan bu yana çok severim. Hiç bir şeye binmesem de oturup izlesem insanları, o bile yeter bana.








                Bostancı'ya kadar gelirim de Kumru yemeden ayrılır mıyım hiç? Canım adalar karşımda, üç aşkım da yanımda. Oh la la la Dolce Vita:))

Not: Sırada kemençeli düğün, Gazdan adam, sokakta müzik, lokum, kahve var. Var oğlu var . Takipte kalın;)