31 Ocak 2014 Cuma

SOÇİ'DEN TEŞEKKÜRLER ANNE

   
     P&G yine yaptı yapacağını ve 2014 Soçi Kış Olimpiyatları öncesi tüm annelerin kalbini kazanmayı başardı. Hazırladığı kısa filmle sözlere hacet bırakmayan P&G geçen seneki yaz Olimpiyatlarında da annelerin kalbinde minik fırtınalar koparmıştı.
     'Düşmenin bizi ancak daha güçlü kıldığını öğrettiğin için, Teşekkürler anne' sloganı anneliğin tüm zorluğunu bir çırpıda anlatıyor zaten. Annelerin gururlu sponsoru P&G 'ye da annelerden kocaman bir teşekkür.

        Gelelim Soçi Kış Olimpiyatlarına. Yürümek ve marketten poşetleri taşımaktan başka sporun hiç bir dalına gram yeteneğim olmasa da Olimpiyatlar (yaz-kış farketmez) çocukluğumdan bu yana çok özeldir. Hele açılış seremonileri yok mu? Zaten Olimpiyat fikrine hayranım ilk başta. Dünya'nın dört bir yanından, farklı kültürler, farklı güzellikler bir araya geliyor ve muhteşem anılar biriktirip tarihe isimlerini yazdırıyorlar.

       7 Şubat'ta  açılış seremonisi ile buz ısınmaya başlayacak, 23 Şubat'ta ise sona erecek. Peki bizleri hangi sporlar dalları  mest edecek, buyrun bakalım: Alp Disiplini, Biatlon, Bobsled, Kayaklı Koşu, Körling, Artistik Buz Pateni, Serbest Stil Kayak, Buz Hokeyi, Kızak, Kuzey Disiplini, Kısa mesafe Sürat Pateni, Skeleton, Kayakla Atlama, Snowboard, Sürat Pateni.




      Bu arada Paralimpik Kış Olimpiyatları da 7 Mart-16 Mart tarihinde Soçi'de yapılacak. Türkiye'den 6 yarışmacımız ay-yıldızlı formayla bizi temsil edecek. Verdikleri emek için tüm sporcularımıza çok  teşekkür ederiz. Ama 6 değil de 60 sporcuyla Olimpiyat ateşini yakmaya gidebilseydik. Neyse, bu da başka bir konu.

       Anne babalar, çocuklarınızı spora teşvik etmekten çekinmeyin. İlk başlarda terleyecek, hasta olacak, yorgunluktan ağlayacak. Ama kendine güven, takım disiplini, beden gelişimini de öğrenmiş olacak. Ve düşmenin onu ancak daha güçlü kıldığını öğrenecek.
        Sporla, barışla ve huzurla kalın...
   
     

30 Ocak 2014 Perşembe

ÇATIŞALIM MI, UZLAŞALIM MI?

         
       Çatışmasız bir hayat. İlk anda kulağa ne kadar hoş geliyor. Ancak iç ve dış çatışmalarımız olmadan ne kendimizi ne de hayatı bir adım öteye götürülebiliriz. Çevremizle, hayatla hatta bazen olumsuz hava koşullarıyla çatışmaya gireriz. Kimi zaman haklılığımızdan ziyade karşımızdakinin haksızlığıyla ilgileniriz. Anlaşmazlıkları çözmek adına gösterdiğimiz çaba ya da çabasızlık yaşam stillerimizi belirliyor aslında. Ama en önemlisi de çocuklara çözüm ya da çözümsüzlük odaklı çabalarımız çok büyük bir örnek alıyor. 

       Çocuklarımız, konuşurken, yürürken, yemek yerken nasıl bizi örnek alıyorlarsa hayata olan tavırlarımızı da birebir kopyalıyorlar. Olumsuz durum anında sarfettiğimiz sözler, beden dilimiz, küsmelerimiz hepsi evin minikleri tarafından haklı olarak öğrenilip davranış haline dönüşüyor. 

          'Uzlaşmak'. Bu kelimeyi günlük hayatımızda ne kadar kullanıyoruz? Kullanmayı bırak, aklımızdan ne kadar geçiriyoruz. Sorun yaşadığımız anlarda dişe diş , göze göz tavırlarımız kendimize, ilişkilerimize ve çocuğumuzun yaşam tutumunu ne kadar etkiliyor? Derin bir nefes alıp , esaslıca bir düşünmek gerek. 

         Uslu dur, arkadaşlarınla kavga etme, ders çalış, kitap oku, yalan söyleme... Bunun gibi milyonlarca kelime milyonlarca ebeveyn tarafından sarf ediliyor.  Ama kaç ebeveyn çocuklarına verdiği nasihatleri kendi için kullanıyor. Çocuklarımızdan beklentilerimiz neler? Bunu da etraflıca düşünmek gerek. Bize sorun çıkartmayan çocuklar mı, mutlu çocuklar mı istiyoruz.? Sorun çıkartmayan anne-baba olmadığı gibi sorun çıkartmayan çocuk da yoktur haliyle. Bu yüzden mutlu çocuk yetiştirme peşinde olmayı ilke edinmek gerek belki de.

      Çocuklarımız, aynada yansıyan görüntülerimizdir. Biz ne yaparsak aynısını tekrar etmekten başka suçları yoktur aslında. Çatışırken de, sevinirken de, üzülürken de davranışlarımızın gelecek nesillere gönderilen güçlü kodlar olduğunu unutmayalım.

         Bir elimizi vicdanımıza , diğerini de taşın altına koyalım. Hayatla kavga etmek yerine barışmanın, kendimizi aşmanın yollarını arayalım. Nasıl mı? Hayatla uzlaşarak...

Görsel:http://www.pinterest.com/pin/193162271492086145/

27 Ocak 2014 Pazartesi

4 Peynirli Makarna Diye Bir Gerçek Var

4 Peynirli Fırın Makarnanın tiryakisi olduğum doğrudur.

           Yemek pişirmekten, yemekten ve yedirmekten zevk alıyorsanız kesinlikle siz bir mutfak perisisiniz. Değişik reçetelerin peşinde koşup, her aldığı değişik lezzeti derinleme araştırma gücünüz de varsa ne mutlu çevrenizdekilere. Mutfakta pratik , hızlı ve farklı dokunuşlarda bulunan lezzetçileri çok seviyorum. İki sihirli hareketle en basit tatları şölenleştiren insanlara ise bayılıyorum.

          Benim zamanla ilgili ciddi sorunlarım, yemekle ilgili ciddi takıntılarım olduğundan ortalamayı tutturmam her zaman çok kolay olmuyor. Ben karın doyuran değil, damak çatlatan lezzetlerin peşindeyim. Ama öyle kesme tahtasında nazlı nazlı bıçak sallayacak, kerevizlerin kabuklarını soyarken  türkü söylecek kadar zamana sahip olmadığımdan pratik ve havalı her lezzet başımın tacıdır.

         Son günlerde mutfağımın ilham perileri de tam da benim anladığımdan dilden konuşuyor. Refika Birgül, Arda Türkmen, Gabriel Sponza, Jamie Oliver  sayesinde lezzet arayışlarım hızla yol alıyor.

         Geçen televizyonda kısacık bir tanıtımda Arda Türkmen'den 4 Peynirli Fırında Makarna tarifiyle karşılaştım. İyi ki de karşılaştım, hemen acil yapılacaklar listesine aldım bu lezzet patlamasını. Hemen uyguladım, ev halkından tam not aldım. Ama en önemlisi ben bu tadı çok sevdim.  Tarif için sözü Arda'ya bırakıyorum. Makarna ve peynir tutkunları , benden size tavsiye bu lezzet kaçmaz. Minik detayları  ise aman kaçırmayın...

     

26 Ocak 2014 Pazar

TATLI TATİL

       
          Sabahın 07.30'unda yollara çoluk çocuk dökülmek yok. Beslenme için bugün ne hazırlasam derdi yok. İşe giderken ne giysem derdi yok. Yarına ödevleri can hıraş hazırlama derdi yok. Akşamın en yorgun ve karanlık saatinde çocukları okullarından almak yok. Çünkü artık tatil var. Çalışan anne olmanın sorumluluklarından bazen de yorgunluklarından sık sık bahsediyorum. Ama çalışan , öğretmen bir anne olmanın da getirdiği tatil gibi güzellikler de var. Çocuklarımı canımın istediği her an öpüp koklama özgürlüğüme kavuştum ya, sonuna kadar tadını çıkarmak istiyorum kurabiye yanaklarının. Kış tatili, kısa olduğundan mıdır bilmem ama bana daha bir tatlı, daha bir kıymetli gelir. Yarı zamanlı annelikten istifa edip tam zamanlı anne olacağım 15 gün boyunca. Kolay değil elbette. Ama ruhum doysun , başka bir şey istemem.

         Bu seneki tatilimiz benim için çok ama çok kıymetli. Evimin küçüğü Ege'nin 1. sınıfa başlamasıyla benim için yorgun ve stresli günler de başlamıştı. Tabii bu arada 3. sınıfa giden Orhun'la da yeterince ilgilenemediğimi düşünmem de içimi inceden acıtıyordu. Ama abi sorumluluğuyla olsa gerek, Orhun asla şikayetçi olmadı, bana en ufak bir sorun çıkarmadı. Böylece kardeşine hayatındaki en büyük desteği de sağlamış oldu. Annesinin ilgisinden, kardeşinin iyiliği için vazgeçen bir oğlum var. Ne kadar teşekkür etsem azdır can kuşuma.

         Ve beklenen an geldi. Karneler küçük ellerle kavuştu. Heyecan yerini mutluluğa bıraktı. Beyaz martılar misali karneler havada bir sağa sola sallandı. Eve gelir gelmez, tatilde yapılacaklar listesi hazırlandı. Hangi gün nereye gidilecek, ne yenilecek hepsi büyük bir iştahla hoplaya zıplaya planlandı. Tabii onlara kalsa her gün pizza sipariş edelim, kahvaltıda krep yiyelim, AVM'lere gidelim. Neyse aramızda uzlaşmaya varabildik. Krep demişken, Sevgili Smilena'da harika bir pancake tarifi var. Yarın sabah benim oğlanlara bir jest yapmak  için kaçırılmaz bir tarif. Merak edenler için tık lütfen.

       Karne günlerinin abartılmasından yana değilim. Karnedeki nota göre çocukları şımartmak ya da aşağılamak ne büyük büyük bir haksızlıktır aslında. Derslerdeki notlarla değil, hayata dokunabilme başarısıyla ayakta kalabileceklerini anlatmaya  çalışıyorum çocuklarıma. Annem, zayıf not iyi notun kardeşidir  der hep. Ne de güzel bir sözmüş, zamanla daha iyi anlıyor insan.


        Şimdi, kayıtlara geçsin diye benim miniklere de iki çift lafım olacak.
        Canım oğullarım, her ikinize de ne kadar teşekkür etsem azdır. Bu teşekkürün sebebi başarılı karneleriniz değil,  hayatımda var olmanız ve aldığınız her nefesle beni her an gururlandırmanızdır. Tatilin ve hayatın tadını çıkarın....

22 Ocak 2014 Çarşamba

Teb internet şubesi ile daha yeşil bir çevreye katkınız olsun


Hava kirliliği ve görüntü kirliliği, geleceğimizin en büyük problemi. Farkında olmadan bu kirliliklere hepimizin katkısı oluyor. Doğal kaynakların aşırı tüketilmesi, gelecekte kirliliğin yanında kaynak sıkıntılarına da yol açabilir.

En azından etkili birkaç yöntemle daha yeşil bir çevreye katkıda bulunabiliyoruz. Örneğin, kağıda basılan faturalar kullanmak yerine elektronik fatura, daha az enerji tüketen ürünler, bireysel araç kullanmak yerine toplu taşıma, kısa mesafelerde  yürümek gibi kişisel olarak çevreye katkıda bulunabilmemizi sağlayan yöntemler mevcut.


Teb de yeni kampanyası ile çevreye olan duyarlılığını gösteriyor. Teb İnternet Bankacılığını kullanarak şubeye giderken kullandığınız aracın yol açtığı karbon salınımını önleyebilir, enerji ve yakıt tüketimini en aza indirebilirsiniz. Böylece Teb Pratik internet şubesi anasayfasındaki ağaç görselini %100 tamamlayan ilk 5000 kişi içine girebilir vev TEB’in  Tema Vakfı’na adınıza fidan bağışı yapmasını sağlayabilirsiniz. TEB Ağacım kampanyasında Bağışlanan fidanlar İzmir Bayındır Bozdağ’da bulunan yeşillendirme alanına dikilecektir.

17 Ocak 2014 Cuma

Birazcık Gülümseme Alır mıydınız?


            Birazcık gülümseme alır mıydınız? Şöyle en gamzelisinden, biraz da kikirdemelisinden. Tüm Dünya'nın ortak dili olan bir gülümseme. Günün, dudaklarının kıvrıldığı yöne doğru ilerler sözünü her sabah aklıma getiririm. Elbette zor günlere, sağlık sorunlarına, çatışmalara engel değil dudaklardaki tebessüm. Ama her sorunun bir çözümü varsa bu evrende , cevapları bulmada gülümseme her zaman bir numaralı yardımcımdır. 

         Sabah işe giderken, kafamı kaldırıp gökyüzüne bakarım ilk iş. Bakarım, bahtımda ne varsa, belki parlak bir güneş belki beyaz bir bulut belki de kara bir karga. Fark etmez. Günün getirdiği her şeye ilk iş gülümsemeli selamımı çakarım. Evrene gönderirim pembe umutlarımı, yaşama sevincimi. Çocuklarım, eşim, ailem, sevdiklerim ben yanlarında yokken de gün içinde hissetsinler isterim gülümsememi. Onlar da hatırlasınlar isterim gülümsemeyi.

       Asık suratlara tahammül edemeyenlerdenim bu yüzden. Birazcık gayret, hadi ama diye motive etmek, istiyorum hatta. Elbette insanın morali bozuk , keyfi kaçık olur. Ama 365 gün de mi olur. Alın kırışık, surat buruşuk olunca daha mı kolay üstesinden geliniyor hayatın. Etrafına buzdan bir duvar örünce daha mı güçlü oluyorsunuz gülmezler çetesi?

        Gülümsediğin anda karşındakine kendini daha kıymetli hissettiriyorsun. Hele bir çocukla iletişimde gülümsemek, ne büyük bir davettir. Kalbini açması için ne doğru bir hamledir. Tavsiye ederim, tecrübeyle sabittir. Sert ve parmak sallayan bir anne olarak anlatmak istediklerim hep tepki görürken, yumuşak sesli tatlı gülümsemeli bir anne olarak evde daha bir kontrol sahibi olmuşumdur. En önemlisi bu tutumla kimsenin kalbini de kırmanıza da gerek kalmıyor.

        Seçim size kalmış. Aman siz ne olur, bu sabah evden çıkarken gülümsemenizi yanınıza almayı unutmayın. Şöyle en gamzelisinden, en kikirdemelisinden....

15 Ocak 2014 Çarşamba

ÇOCUK EĞİTİMİNDE ÖDÜL NE KADAR MASUM



     Çocuk eğitiminde en sık tartışılan konulardan biri de kuşkusuz ödül ve cezadır. Ceza kavramı , çocuk gelişimindeki en kırmızı çizgidir. Anne babalar, cezayı ne yazık ki kurallarla sık sık karıştırır.Okulların kış tatiline girmesine az bir zaman kala karne hediyelerinden ya da ödüllerinden de bahsetmenin tam  zamanıdır.            Ödül kulağa daha masum, daha sevimli gelse de çok hassas noktalarının da olduğu unutulmamalıdır. Çocukların olumlu davranışlarının sürekli bir ödülle pekiştirilmeye çalışılması kimi zaman olumlu sonuçlar verse de uzun vadede zararlarıyla karşılaşmamak imkansızdır. Çocuk, beklenen davranışı için ebeveynlerinden sürekli olarak 'maddi' bir beklentide olma davranışı ister istemez kazanabilir.  

         Özellikle okul çağı çocuklarının ders başarılarını arttırmaya yönelik sıkça ödüllendirme sistemine gider aileler. 'Ödevini yaparsan oyuncak alacağım' 'Karnen güzel olursa oyun konsolu alacağım' gibi çabalar anne babaların iyi niyetli yaklaşımlarıdır elbette. Ancak, sonu da olmayan bir girdap halini alabilir bu iyi niyetler. Çocuğun derslere isteksiz olduğu durumlarda maddi ödüllendirme yoluna gitmek geçici bir davranış kazanmasını sağlar .  Ödül için çaba göstermeye başlayan çocuk, zaman içinde sıkılıp ödülden ve çalışmadan vazgeçebilir. Ya da ödüle sahip olduktan sonra ders çalışmak istememe durumuna geri dönebilir. Ceza kadar zararlı ve yıpratıcı bir kavram haline ödül işte böyle dönüşebilir. Olumlu davranışların pekiştireçlerini seçerken ebeveynler çok seçici ve dikkatli olmalıdır.  Alınan her hediye ya da eşya çocuğun bir başarısının maddi karşılığı olmamalıdır.
          Peki aylardır didinip çabalayan çocuklarımız güzel bir hediyeyi hak etmiyor mu? Elbette ediyor. Ancak çocuklarımıza, onları mutlu eden hediyeleri 'onları çok sevdiğimiz için' aldığımız mesajını da iletebilmeliyiz. 

        Başarıların karşılığı maddi ödüller yerine manevi ödüller olmalıdır. Birlikte  sinemaya gitmek, balığa gitmek, gezmek gibi ailecek huzurla  yapabildiğiniz aktiviteler bunlara çok güzel örneklerdir. Ama başarılarının en güzel karşılığı mutluluğunuzu dile getirmek, onu yüceltmektir. 

                 Unutmayın, en güzel motivasyon  kalbe dokunan motivasyondur.

          

11 Ocak 2014 Cumartesi

AŞIK KURABİYELER BUNLAR

   
      Yılbaşının çamlarına, geyiklerine, hindilerine  veda etmişken , bir çok romantik için Sevgililer Günü için hediye ve sürpriz çalışmaları da şimdiden başlamış durumda. Sevgililer Günü benim için hediyeden çok sürpriz içeriği ile kayda değerdir. Mesela; romantik kurabiye yapıp , sevdiceğin iş yerine gönderilebilir. Al sana sürpriz. Hem de aşık kurabiyeler.  Üstelik el yapımı. Daha ne olsun. 
      Bu ara kurabiyeler özel ilgi alanım olduğundan kurabiyeli fikirlerimle bıkkınlık getirebilirim. Ama her gün yeni ve pratik bir fikirle karşılaşınca, çocuklar büyüyünce, yaş da ilerledikçe daha bir tatlıcı oldum işte.Kurabiye çalışmalarım kapsamında Pinterest'te yaptığım ufak bir gezintiye sizi de dahil etmek istedim. 

       Bu arada her gün 1 saat yürüyüşe devam. Sağlıklı yaşama baş koymuşum, dönemem:) 
      Aslında Sevgililer Günü de, kurabiyeler de, hediyeler de bahane. İçindeki sevgiyi paylaşabildiğin bir kalbin olması aslında nasıl da büyük bir mucizedir. Sevdiklerimizin kıymetini bilmek için illaki 14 Şubat'ı beklemeye gerek yok. Şimdi kalkın ve sevdiğinizi söyleyip ,sarılın.  Seven kalbe her gün sevgililer günü. Sevilmek çok güzel. Ama size bir sır vereyim mi, sevmek, her şeyden de güzel...
Kahveniz ve aşkınız bol olsun :)













Görsel Kaynak:

http://www.pinterest.com/pin/193162271492174144/
http://www.pinterest.com/pin/193162271492166130/
http://www.pinterest.com/pin/193162271492174044/
http://www.pinterest.com/pin/193162271492174152/
http://www.pinterest.com/pin/193162271492174161/ http://www.pinterest.com/pin/193162271492174141/

9 Ocak 2014 Perşembe

AYNI ANDA HEM HALA HEM ANNE HEM DE ROCKY OLABİLİRİM

         Aynı anda hem hala hem anne hem de Rocky olabilirim. Nasıl mı?

   
     2014 iddialı bir başlangıçların yılı olacak belli ki. Hayatımın kalp atışları daha bir hızlı, daha bir kuvvetli atıyor bu ara. 1. sınıfa giden  Ege'nin harf hazinesi günden güne zenginleşiyor. Önceleri nazlanarak ve de ağlayarak oturduğu ödevlerinin başına otomatik olarak geçiyor artık. Ama hazinedeki her yeni harf benim için yeni bir mucitlik yeni bir performans da demek oluyor. Öpe koklaya, nazlaya sazlaya ödevlerimizi her akşam aynı saatte yapıyoruz.



         3. sınıfa giden Orhun'un basketbol kursu, sınavları, bölmesi-çarpması , kardeşiyle olan ego savaşları , ilk kalp ağrıları derken 2014 usul ve derinden ilerlemeye devam ediyor. 
        Bir yandan da yeni yıla kendim için adımlar projesi kapsamında her gün bir saat iş çıkışı arkadaşlarımla yürüyüş yapıyoruz. Bugün 2. günümüzdü. Zorlandığım anlar da  kuş gibi hissettiğim anlar da oluyor haliyle. Bacaklarım beni yarı yolda bırakmaya başladığında hemen Rocky Balboa moduna geçiş yapıyorum.' Acı yok Rocky , acı yok Rocky ' diyerek 1 saatlik yürüyüşümü kan ter içinde tamamlıyorum. Tabii bu arada öyle bir antreman koçumuz var ki yürümüyoruz, adeta kelebek gibi uçuyoruz. Bir motivasyon, bir enerji bu arada sormayın. Canım arkadaşım Aslı sayesinde tüm ağırlıklarımdan kurtulacağım, kararlıyım. İnsanın psikolojik danışman arkadaşının olması da güzel bir şeymiş ya:)
Sol baştan sayıyorum. Bendeniz, Yaşam koçum Aslı, Güvercinim Birgül
Hem zümrelerim, hem canlarım benim.

İkinci gün, Emelim de kattıldı bize. Daha bir neşelendik , daha bir motive olduk  :)
Sonuç olarak da yazın Edriyııııın diyip 38 beden kıyafetlere sarılmak, tartının üzerinde afilli rakamlar görüp sosyal medyada görgüsüzce yayınlamak istiyorum. Tüm bu sevinç bana çok mu sevgili Evren???



Ameliyathane kapısında Rüzgar'ı ve Kuzey'i beklerken. Telaşlı taze baba Emrem.
        Ve asıl  bombayı sona sakladım tabii ki.  Her şey bir yana , ailemize iki melek 3 Ocak 2014'te katıldı. Tatlı kardeşim Emre ve güzeller güzeli Merve'nin ikiz bebekleri 9 aylık yolculuklarını tamamladılar ve aramıza katıldılar. Şöyle bir ele avuca gelsinler onlar için bebek kokulu , masmavi bir post hazırlayacağım. Kuzey ve Rüzgar, hoş geldiniz. İyi ki geldiniz... Pamuk şekerli olsun tüm hayatınız.

      İşte benim 2014 yılının ilk 8 gününde yaşadıklarım.  Yani aynı zamanda hem hala, hem anne , hem de Rocky olabiliyormuş insan.




3 Ocak 2014 Cuma

Konuşturan Banner Uygulamasıyla Binlerce Kişi Huzurevlerindeki Yaşlıları Kutladı


Mobil teknolojileri gençler her zaman daha yoğun kullanmış ve faydasını daha çok görmüştür. Ta ki 1 Ekim 2013’e kadar... TENA tarafından gerçekleştirilen yaşlılara özel sosyal sorumluluk projesinde, mobil ve internet teknolojileri, yaşlılarımızı mutlu etmek ve onlara unutulmaz bir gün yaşatmak için kullanıldı. Dünya Yaşlılar Günü’nde tüm Türkiye’nin sesini huzurevlerindeki yaşlılara ulaştırmak ve onları hatırlamamızı sağlamak için, dünyanın lider yaşlı ve hasta bezi markası TENA tarafından bir interaktif banner kampanyası gerçekleştirildi.

Gün boyunca www.hurriyet.com.tr ‘deki bannerlarda ve www.herzamangenc.com ‘da gerçekleştirilen sosyal sorumluluk projesinde; mobil teknolojinin gücü, internaktif bir video banner ile mutluluğa dönüştürüldü. Sabahtan akşama kadar yayınlanan reklam bannerlarına tıklayanlar, açılan ekrana cep telefonu numarasını girerek, saniyeler içinde çalan telefonlarının diğer ucunda bir huzurevi sakininin sesini duydular ve dünya yaşlılar gününü kutladılar.

Bu sürpriz kutlama kampanyasının iç ısıtan görüntülerini izleyince, kendinizi bir huzurevinde ya da bir aile büyüğünüzü ziyaret yolunda bulmanız kuvvetle muhtemel.

Bu kampanya, bir taraftan huzurevlerindeki yaşlılarımızı 1 Ekim boyunca aldıkları telefonlarla mutlu ederken, diğer taraftan 12 Kasım günü ödül töreni yapılan Mediacat Felis Ödülleri’nde 2 dalda aldıkları yaratıcılık ödülleri ile hayatlarındaki en özel anlardan birini yaşatmış oldu: http://www.herzamangenc.com/11/en-yaratici-dijital-sosyal-sorumluluk-projesi/  

Siz de bu sosyal sorumluluk kampanyasına destek olmak ve huzurevlerini aradığımızda yaşlılarımızın yüzlerinde yaratabileceğimiz mutluluğu etrafınızdaki kişilere anlatmak için kampanya videosunu #bukızıgüldür hashtagi ile paylaşabilirsiniz.

Bir boomads sosyal sorumluluk içeriğidir.