31 Ağustos 2014 Pazar

DENİZE VEDA

     

                 Denizi ve ona ait olan herşeyi çok severim. Kumu, çakılı, midye kabuklarını, yosunu hatta dalgasını bile severim. Denizsiz hiç bir memlekette yaşamayışımdandır belki de bu yaşıma kadar. Sahile vuran minicik bir midye kabuğunda bile ne maceralar ne masallar var, kimbilir?

              Ruhumun yorgunluğunu alır kimi zaman deniz , kimi zaman da öfkemi alır.Bazen de can katar canıma. Kokusu, serinliği, enginliği....
           
                Sonbaharı karşılarken denizin kenarından birazcık uzaklaşıp işe güce, okullara dönme vakti geldi çattı. Ben bu sonbaharı yakaladığım son sahil görüntülerimle karşılamak istedim. Yazın son günleri olsa da , sahil yine tüm ihtişamıyla göz kamaştırıyordu.  Özleyeceğim kumsalda yalın ayak dolaşmalarımı, dalga sesine karışan çocuk cıvıltılarını, martıların caka satışlarını.

                  Ama bilirim ki, yaz da kış da insanda. Neyse, dostum deniz biraz dinlensin . Biz sonbaharın romantizmine kapılmaya başlayalım bakalım. 


DENİZİN BALLADI

Gözlerin en bakışında
Bir en deniz,
Ve denizin en gözünde
Bir bakış, o sensin deniz..

O bakışa ben baktım..
Deniz bakışındaydı, baktım
Bakışındaydı gözleri,
Gözlerindeydi deniz.
Özdemir Asaf
















25 Ağustos 2014 Pazartesi

Puf Puf Bebe Battaniyesi Nasıl Yapılır



       Bebek battaniyesi örmek insana müthiş bir huzur veriyor kesinlikle.  Dünya'ya yeni gelmiş bir melek için mutlu ve tatlı bir dokunuş adeta.  Bebek battaniyesi örme hevesim  Küçük Mucizeler Dükkanı'nı okuduktan sonra başladı. Kitabı bitirir bitirmez soluğu tuhafiyede almıştım.  

         Puf puf bebe battaniyesi örmek sandığınız da kolay. Ben Youtube'da dolaşırken rastladım bu videoya. Ömrünüzde elinize tığ almamış olsanız bile bu videodan rahatlıkla öğrenebilirsiniz.  Ama bu modelde önemli olan kesinlikle ip. Ben Kartopu Yumurcak kullandım.  Tığ numaram da 8'di.  Puf puf ve hop diye bitiriyorsunuz yani. Izledikten sonra bana kesinlikle hak vereceksiniz, eminim.


     
         Puf puf battaniyem bittikten sonra evimizin maskotu Tigger poz vermeyi kabul etti. Kendisine şükranlarımı sunuyorum. 9 yıldır evin en sevilen oyuncağı olmak kolay değil tabii ki. 



Haydi siz de durmayın, bir meleğin yanağına minik bir dokunuş yapın . 
Orhunum


22 Ağustos 2014 Cuma

Çok Kolay Mozaik Pasta


          Mozaik pasta  herkesin ortak noktasıdır eminim. Yapması kolaydır, çocuklar bayılır, misafirler ayılır. Sofra başında herkesi bir araya getiren mucizevi bir tatlıdır mozaik pasta. Yapması bu kadar kolay olan bir tatlıyı daha da basit hale getirebilmek benim gibi bir tembele yakışırdı ancak. Üstüne üstlük bu ara tatildeyim, işe de gitmiyorum yani. Vaktim yoktu, yetiştiremedim gibi mazaretlerin arkasına da sığınamayacağım açıkçası.
       
   Ama çok keyifle yaptığım , pardon yaptığımız bir pasta oldu. Çünkü Orhun'un yardımları sayesinde bu kadar lezzetli oldu belki de. İşte karşınızda Tembel İşi Mozaik Pasta


Mozaik Pasta Malzemeleri
1 Paket Petibör Bisküvi
1 Paket Dr Oetker Kakaolu Puding
1 Paket Dr Oetker Glazür Cake Icing Bitter 
3 Su Bardağı Süt

        Pudingi 3 su bardağı süt ile pişirdim. Hazır olduğu için işler başta kolaylaşıyor haliyle. Puding bir köşede  hafif ılınırken , bisküvileri gelişigüzel kırdım. Fazla da ufalamamak gerek tabii ki. Daha sonra bisküvilerin üzerine pudingi döküp, kalıba bastırdım. Dondurucuda bir kaç saat beklettim. Dr Oetker Glazür'ü sıcak suda 5 dk beklettim. Akışkan bir hal alması için beklemek gerek. Mozaik pastamı dondurucudan çıkarttım ve üzerine  glazürü döktüm. Ama bu noktada biraz  hızlı davranmak gerek, çünkü glazür çok hızlı donuyor. Daha sonra üzerine hindistan cevizi serptim. Sonra da evlere şenlik Mozaik pastama kavuştum. 
          
       Genelde mozaik pasta piramit ya da kubbe şeklinde hazırlanıp dondurucuda bekletilir. Ancak ben o kadar sabırlı ve becerikli olamadığımdan kalıba bastırıp yaptım. Unutmadan , zevkinize kalmış ama ben pudinge bir yemek kaşığı  filtre kahve kattım, o da değişik bir hava verdi hani. Vanilya da kullanabilirsiniz. Ama ben daha ziyade kahveci olduğumdan bu minik sırrımı da ifşa etmek istedim. 

            Elbette daha uzun emek vererek yapılan her şey çok daha lezzetlidir. Ancak, hayatın bize biraz daha kalması için bazen minik yardımlar da kullanabiliriz . Mozaik pasta tadında günler dilerim :)))










19 Ağustos 2014 Salı

YAZ BİTMESİN

Yaz bitmesin

         Bütün tatilim boyunca 'Yaz Bitmesin' dedim durdum. Ama  ne kadar bitmesini istemesem de şeker pembe yazın son demleri geldi çattı. Sonbaharın esintisi, kestane kokusu, demli çayı elbette eşsizdir ama, yine de bu sene yazla vedalaşmak zor geldi bana. 


               Yaz tatili benim için özgürlük demek aslında. Çocuklarımla doyasıya vakit geçirdiğim, hatta bazen didiştiğim, özlemin olmadığı bu günleri çok arayacağım, biliyorum. Denizin sükunetine, mavinin asaletine ancak bir sene sonra kavuşacağımı bilmek biraz üzüyor beni. Aman Sonbahar duyup alınmasın, neticede ben bir sonbahar kızıyım. 


            Yeni bir mevsim geliyor diye tabiat ana nasıl da coşkulu, baksanıza. Böğürtlenler en ihtişamlı renklerine bürünürken , narlar yeşilden kırmızıya doğru yol alıyor. Çevremize dikkatlice bakacak olursak ne mucizeler gizli. Gözün gördüğünü gönül gözümüzle de görüp her daim şükür edebilsek keşke.
Nar ağacı narsız olur muuuu?


           

               Çocuklarımın ne kadar çok büyüdüklerini anladığım ilk yazım bu sene. Kumsalda ikisi birlikte kudururken , ben güneşlendim, kitabımı okudum, güneşin tadını tüm hücrelerime kadar çıkarttım. Daha büyük konfor var mı bu dünyada?  

               Çocuklar büyüdükçe çatışmalar daha fazla artıyor, evet ama kendi kişisel alanlarını yarattıkları gibi sizin  kişisel alanlarınızın da farkında oluyorlar. Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir demiş Herakleitos. Çocuklar değişiyor, anneliğim de değişiyor haliyle. Eskisi kadar evhamlı ve kontrol manyağı değilim artık. Ama zaman ve çocuklar anneliğimi nasıl değiştirecek, zaman gösterecek.


            Yine renkli, sıcak ve mutlu bir tatili geride bıraktık. Her anı doyasıya yaşamak istediğim huzurlu bir sezon  oldu benim için. Aslında insan mutlu olmak istiyorsa yaz, kış fark etmez.
           
                    İnsanın gönlü yaz olsun her dem bak nasıl ışıldıyor. 






12 Ağustos 2014 Salı

Robin Williams Aramızdan Ayrıldı


     İlk gençliğimin unutulmaz filmlerinin baş kahramanının ölüm haberini almakla başladı bugünüm. Ölü  Ozanlar Derneği'nin idealist öğretmeni Robin Williams aramızdan ayrıldı. 2009 yılında geçirdiği kalp ameliyatından bu yana depresyon tedavisi gören Robin Williams uzun süredir depresyon tedavisi görüyordu. Ölüm sebebinin intihar olma ihtimali üzerine duruluyor. İnanmak istemiyor insan, bu denli mutlu gülen ve gülümseten birinin bu denli ağır acılar yaşıyor olmasını. Ama hayatın bu gerçekliğini zaman zaman hangimiz yaşamıyoruz ki?

         İlk olarak Günaydın Vietnem'la tanışmıştım Robin Williams'la. Savaşın ortasında bile iyimserliği elden bırakmamayı öğremişti. Ölü Ozanlar Derneği ise sadece bir film değil, hayat rehberiydi. Güvendi, sevgiydi, özgürlüktü. Ergenlik denizinde benim için  adeta bir pusulaydı. Hele Kuş Kafesi, marjinal karakterlerin bir araya geldiği filmde aile olmak kavramı ne güzel işleniyordu.

           Can Dostum, Aşkın Gücü, Patch Adams, Balıkçı Kral unutamadıklarımdandır. Filmleri unutursunuz, ama hissettirdiği duyguları asla. Gençliğimin kılavuz filmlerini ve hissettirdiklerini nasıl  unutabilirim.
           

         
          Ölü Ozanlar Derneği, 11 Ağustos 2014'te öğretmenini kaybetti. Ama hissettirdiklerini kaybetmemek umuduyla...


11 Ağustos 2014 Pazartesi

Yoksa sizin evde yemek seçen biri mi var?


Çocuğunuzu her şeyden çok sevdiğinizi biliyoruz. Sizin için hayattaki en önemli şey, büyüme çağındaki çocuğunuzun iyi beslenmesi ve dolayısıyla gelişimini en iyi şekilde tamamlayabilmesi. Bunun için de, çocuğunuzun düzenli olarak, birçok gıdadan yemesini istiyorsunuz. Haklısınız... Ama bazı şeyler zaman alır.


Çocukluk ve okul öncesi dönemde, iştahsızlık ve yemek seçme, çok sık rastlanan bir durumdur. Türkiye’de 10 yaş altı her 3 çocuktan 1’i yemek seçiyor¹. Hemen panik yapmadan önce, çocuğunuzun yemek seçen bir çocuk olup olmadığını anlamak için, testimize katılmaya ne dersiniz?


http://vitasure.com.tr/cocugum-yemek-seciyor/yemek-secen-cocuk-testi²


Yemek seçme ile baş etmenin en önemli yolu, ebeveynlerin yeme düzeni kurması, çocuğun aile sofrasının bir parçası olmasını sağlaması ve çocuğa kendi yeme alışkanlıkları ile örnek olmalarından geçer. Ebeveynler doğal yiyecekler ile dengeli bir beslenme alışkanlığı oluşturmayı başarırlarsa, en mutlu sofraların da temeli atılmış olur.


Tabi bütün bu davranışlar, zamanla şekillenir. Bu sürede, çocuğun beslenmesinin eksik kalmadığından emin olmamız da gerekir. Beslenmesi, protein, karbonhidrat ve yağ gibi makro besinler ile vitamin, mineral gibi mikro besinleri dengeli ve içeriği çocuğun ihtiyaçlarına uygun olarak geliştirilmiş besin takviyeleri ile desteklenmelidir. Tüm bunlar gözünüzü korkutmasın, besin takviyeleri de lezzetiyle sizi şaşırtabilir.


İşte bu süreçte, sizi VitaSure ile tanışmanızın tam zamanı! VitaSure, tam ve dengeli beslenmeye destek olmak için özel olarak geliştirilmiş, takviye edici gıdadır. Vitaminler, balık yağları gibi takviyeler sadece mikro besinleri ve esansiyel yağ asitleri desteklerken, VitaSure bunlara ek olarak, protein, karbonhidrat ve yağ gibi büyümenin yapı taşları olan makro besinleri de içerir. Vanilya ve çikolata aromalı çeşitleri ile farklı lezzetler sunar.


Çocuğunuz doğru beslenme alışkanlığı kazanana dek, sağlıklı büyümesine ve zihinsel gelişimine yardımcı olmak için lezzetli yardımcınız VitaSure, hep yanınızda.


http://vitasure.com.tr/


1.IPSOS 2011, 1-10 yaş arası çocukları olan 815 anne ile 12 şehirde Türkiye temsili örneklemle yapılmış Anne Araştırma Sonuçları.


2.Kerzner B. Clinical investigation of feeding difficulties in young children: a practical approach. Clin Pediatr 2009 48:960  

Bir boomads advertorial içeriğidir.

10 Ağustos 2014 Pazar

AH ŞU SABIRSIZ EBEVEYNLER

            Sabırsız ebeveyne sahip olmak bir çocuğun başına gelebilecek en bahtsız durumlardandır.


       Hayatlarımız o kadar kolaylaştı ki, zorluklara tahammülümüz kalmadı artık. Artık tek tuşla dünyayı parmağımızda çevirebiliyoruz. Akıllı telefonlarımız, afilli tabletlerimiz , otomatik makinelerimiz ile hayat eskiye göre çok daha hızlı çok daha pratik.

              O kadar çok alıştık ki bu hıza , tahammül gerektiren işler bize sıkıcı ve yorucu gelmeye başladı artık. En önemlisi de çocuk yetiştirirken de işler bu kadar çabuk ilerlesin, tek tuşla her iş tamama ersin ister olduk. Öyle ki anne babalar çocuk 40 günlükken yürüsün, koşsun, konuşsun isteyecek bu gidişle. Tuvalet eğitimi neden uzun sürdü, neden geç konuştu, neden geç okudu, neden de neden??? Sabırsız ebeveyne sahip olmak bir çocuğun başına gelebilecek en bahtsız durumlardandır. Anne babanın evhamı karşısında çocuk haliyle kazanması gereken davranışta gerileme yaşıyor. Ve kısır döngüye hoşgeldiniz. Çıkışı olmayan bir labirentte bu muhteşem üçlü koşturup duruyor.

              Hele bir de çocuğun abi/ablası varsa , vay onun haline. Evin küçük çocuğu yürüme, konuşma, tuvalet eğitimlerinde daha geride kaldıysa anne babanın paranoid halleri başlıyor. Hele birinci sınıfa başlama denen ağır bir ebeveynlik sınavı var ki, başına gelen bilir. Halbuki her insan kıymetlidir ve biriciktir. Eninde sonunda konuşmayı, yürümeyi, okumayı  hatta kanatlanıp yuvadan uçmayı bile öğrenecek. Aceleye mahal var mı, sorarım size?

               Sürekli bir kıyas, sürekli bir yarış halindeyiz. Öyle ki, çocuklarımızı şöyle doyasıya yaşayamıyoruz. Otomatik makinelere özenen bir kuşak haline geldik. Daha kötüsü çocuklarımız da otomatik yetişsin istiyoruz. Balık yağını içince süper zeki, ıspanak yedirebildiğimizde Demir Adam olacak zannediyoruz. Ebeveynliğin  bu kadar kolay olduğunu iddia etmek bizden önceki kuşaklara hakaret sayılmaz mı peki?

             9 yıllık annelik maceramdaki ilk öğretim; Anne baba olmak zordur. Zordur evet ama bu zorluklarla baş etmenin birinci kuralı 'Sabır'dır. Öyle satır arası, laf olsun diye değil, kocaman harflerle SABIR. Ama artık demode bir terim oldu ne yazık ki. Teknoloji çağında yaşıyoruz evet ama hesap makinesi değil, çocuk yetiştiriyoruz. Yok öyle kestirmeden ana babalık. Sevgi emek ister düsturuyla büyümüş bir nesiliz biz halbuki. Kolay yoldan kestirmeden ebeveynlik diye de bir şey yok, kabul edelim.
   
                 İşin özü, çocuğu tanımaktan geçiyor aslında. İç cevherini ortaya çıkartabilmek, özgüven kazanmasına yardımcı olmak en büyük başarıdır bir ebeveyn için. Yaşıtlarından ileri adımları olduğu gibi geri adımları da olacak. Yeter ki her adımında anne babasının onu destekleyeceğini bilsin. Sonrası biraz sabır, bolca sevgi...

         

2 Ağustos 2014 Cumartesi

ANNEMATİKLER

           
http://www.pinterest.com/pin/193162271492232663/
     Anne olmayı tarif etmeye kelimeler yetmez elbette. Anneler, vefalıdır, çalışkandır, üretkendir, yaratıcıdır, cefakardır, sırtına vur lokmasını al , o derecedir  hani. Ama herşeyin bir sınırı olduğu gibi anneliğin de bir sınırı olmalıdır bana göre.

            Teknoloji ve sosyal medyanın bize en son armağanı Annematikler.  Annematik diyorum, çünkü benim gibi iki gömlek ütüledikten sonra tık nefes kalmıyorlar. Sürekli taze meyve suyu sıkıyor, konserve yapıyor, süt piyasasını araştırıyorlar,. Evlerine hazır hiç bir ürün girmiyor. Hazır ürün kullanan anneleri de 'Aaaaağğğğhh' diyerekten kınıyorlar. Tamam, tüm bunları yapmak için gerekli olan vaktin ve enerjin olabilir ama 'hazır meyve suyu, bisküvi, süt falan filan kullanırsan pek matah bir anne değilsindir' tarzı yaklaşımlar beni fena bayıyor.  Kağıt mutfak havlusunda kullanılan beyazlatıcı bile bir anda tartışma konusu oluyor, gerisini varın siz düşünün.

            Annematik olmanın bir diğer önemli unsuru ise, her yaptıkları iş sadece çocukları için olmalıdır. Okudukları kitaplar da sadece çocuk gelişimi üzerinedir. Yani Annematikler, saçımı süpürge ettim modelinin modernize olmuş halidir.  Kendileri ile ilgili fazla bilgi vermezler. Tek istekleri vardır. O da örnek anne olmak. Ama benim için değil, açık söylemek gerekirse.

            Çocuklar sürekli bir öğrenme  faaliyeti içinde olmalıdır bir de. Boş boş oturup çizgi film izlemek de neymiş. Anneleri onlar için sürekli çaktırmadan eğitici oyunlar oynatır. Çünkü dış dünyada beyin yiyen  canavarlar yaşıyor, çocuklara  hayatta kalma eğitimi küçük yaştan itibaren verilmelidir. Eğitici oyun arayışında olmak elbette olumsuz bir durum değil, ama bu durum bile ciddi abartılmış durumda.

             Annelik ne zamanda beri bu kadar kasan bir durum oldu. Saf sevginin en güzel hali  olan annelik nasıl böyle post modern askeri bir kamp komutanlığına dönüştü. Tamam dünyamızda yeterince toksit madde var. Eğitim sistemimiz zaten iptal olmuş durumda. Ama tedbirli ve temkinli olmak adına abartıdan da kaçmak gerekli. Sürekli vitamin ve bilgi yüklemesi yaparak çocuk yetiştirmek ne kadar sağlıklı, bu da tartışılır.

             Gerek evimde gerekse okulumda sürekli çocuklarla birlikteyim. Açık konuşmam gerekirse çocuklara koladan, cipsten daha fazla annelerin evhamlı halleri zarar veriyor. Mevzu bahis annelik değil, çocuklu hayat olmalı bana göre.

            Herkesin anneliği elbette kendine. Ama kendi kendini de örnek anne ilan etme inadı neden? Örnek , harika, kusursuz anne yoktur. Ben olmaya çalışmıyorum en azından. Elbette çocuklarımı iyi şartlarda yetiştirmeye çalışıyorum. Ama her attıkları adımda beyin gelişimlerini desteklemek gibi de dertlerim yok. Kendimi de onları da ertelemeden, detaylara  takılmadan yaşamak istiyorum.

Sağduyulu, sevgi dolu ve çocuk ruhlu annelerin gözlerinden öperim.

Görsel : http://www.pinterest.com/pin/193162271492232663/