23 Mayıs 2015 Cumartesi

Deniz

         
        Deniz kenarında bir şehirde yaşamanın güzelliğini en çok yılın bu mevsimi seviyorum. Birden bastıran öğle sıcağına denizin tuzlu serinliği karışır.  Derin bir nefes koparırım mutlu bahar rüzgarından. Beynimdeki tüm kıvrımları, tatlı telaşlı tüm hücrelerimi hisseder, şükür derim.                  Sonra da düşünürüm. Ya denizden uzakta olsaydım. Yine fark etmezdi benim için. Binlerce kilometre uzakta da olsam denizin varlığını bilmem yeter bana.  Belki bir kuşun kanadında, bir nefeslik rüzgar hatırlatırdı maviyi bana.


Görsel: Pinterest 



6 Mayıs 2015 Çarşamba

Terlik mi Pırlanta mı?




            ''Gelin çiçek derelim, yollarına serelim. Sevgi dolu türkülerle annemize verelim'' şarkısı çınlar kulaklarımda her anneler günü öncesi. Ama çiçekler, sevgi dolu türküler pek revaçta değil artık.  İnternet aleminde,  televizyonda, dergilerde her reklamda bir anneler günü temasıdır aldı başını gidiyor.  En masumane duyguların sade bir biçimde takdimi olan bu gün içimizdeki minik tüketim canavarını nasıl da gıdıklıyor.

         Süt, beyaz eşya, parfüm, ütü sektörü her yıl mayıs ayının ikinci pazar gününe kanalize olmuş durumda.  Anne, sevgi, süpürge kelimeleri nasıl olur da aynı cümle içinde kullanılıp insanı ürünü almaya ikna edebilir. Tamam anladık,  ürününüzü tanıtın. Şakkıdı marka terlikler annenize şık bir hediyedir diye övünün. Ama damardan girişler yaparak, şiirsel metinler hazırlayarak , nemli gözlü bakışları abartarak sinir katsayımı ne olursunuz hoplatmayın. Neticede terlik tehlikeli bir hediyedir. Çat diye kafanıza inebilir.   Ah bir de o pırlanta reklamları yok mu? Koçbaşı kadar taşı olan yüzükleri gözümüze sokuyorsunuz da elinize ne geçiyor. Atla deve mi demeyin. O yüzükle hem at hem deve net alınıyor. Ben hesapladım. Çeyrek taksak nasıl olur acep?

          Her sene aynı zamanda aynı reklamlara maruz kalıyoruz. Ama bu sene daha bir duygulu, daha bir abartılı ve daha bir itici buldum piyasaları.  Efendice kutlayın, ayrıca kutlamayın da.  Size mi kaldı benim anneler günümü kutlamak. Anne çocuk arasına girip, parazit yapmayın pek sayın dev markalar. Çoluk çocuk, genç, yaşlı anneme ne hediye alacağım telaşında.  Herkes gönlünden ne koparsa bir şeyler yapma çabasında elbette.  Maksat anneleri mutlu etmek, onlarla hoşça vakit geçirmek, birazcık da şımartmak tabii ki. Ama bu günü buruk geçirenler, hediye almaya gücü yetmeyenler de var Bay Kapitalizm.

         Domateslerin kokusunu kaybettiği gün her şey tüm masumluğunu yitirdi ne yazık ki.  Ama olsun benim aklımda yine aynı şarkı.  'Gelin çiçek derelim, yollarına serelim.... '

         


         

1 Mayıs 2015 Cuma

Soma’daki “Toplumsal Dönüşüm Projesi” Onlarla Hayat Buldu!

Soma İçin Bir Olduk:  Madenci köylerindeki çocuklar da unutulmadı...

Allianz Türkiye, sivil toplum örgütleriyle el ele vererek, bölgede etkilenen vatandaşlara ulaşabilmek, onların yaralarını sarmak ve yeni başlangıçlarını desteklemek için Soma’daydı. Soma’da 2014’te gerçekleşen ve ulusumuzu derinden sarsan maden faciasının ardından, Afetlerde Psikososyal Hizmetler Birliği (APHB) ve Bilim Kahramanları Derneği (BKD) ile işbirliği yapılarak “Allianz SomaDA”yı (Soma Dayanışma Ağı) geliştirdi.


Hamzacık Köyü’nden 7. sınıf öğrencisi Nizamettin anlatıyor: “Babam madenci, annem ev hanımı. 9 kişilik bir takımımız var. Bizim Voltronik adında bir robotumuz var. Programladığımız şeyleri yapabiliyor.” Nizamettin ve arkadaşları da bilim kahramanları arasına katıldı.

Allianz SomaDA”yı kapsamında, BKD ile yapılan işbirliği sayesinde, Soma çevresinde, olaydan etkilenen 6 ilçedeki 16 okulun, Bilim Kahramanları Buluşuyor turnuvasına katılımı sağladı. 34 gönüllü öğretmen, 150’ye yakın öğrencinin oluşturduğu 17 farklı Allianz SomaDA takımını 4 ay boyunca turnuvaya hazırladı. Bu yolla, öğrencilerin normal hayata dönüşü desteklenirken, psikososyal ve kişisel gelişimlerine de katkı sağlanması amaçlandı.

Allianz SomaDA”nın bir ayağı da faciadan etkilenen ailelerin çoğunlukta olduğu Dursunbey’deydi. APHB ile yapılan işbirliği sayesinde, Dursunbey’de bir psikososyal destek merkezi açıldı. Çocuklara, yetişkinlere ve gruplara yönelik üç görüşme odası bulunan Dursunbey Psikososyal Destek Merkezi’nin hizmetleri, merkeze uzak bölgelere de ulaştırıldı.


Bir boomads advertorial içeriğidir.

Eşekli Kütüphaneci İle Tanışmış mıydınız?

     
           Çocuklar okunmuş kitapları koyunlarından çıkarıp uzatıyor.Bunlar her biri somun ekmek gibi sıcak sıcak kitaplar. Çocuklar okuduklarını verip yenisini alıyorlar. Arka planda kar yağışı sürüyor. Mustafa Bey şakalı  sözler söyleyerek kitap alıp vermeyi sürdürüyor.
         Sonra toprak tencerelerde Arapaşı pişmiş. Sininin üstünde hamur yayılmış. Nerden buldularsa, nerdenk ekşileri  hazır edilmiş. Hep birlikte oturuyorlar.' Tanrıya çok şükür,  bin şükür!' çekiyorlar. 'Kitaplı günlere kavuştuk! Arapaşı yiyeceğiz!' diyerek kaşıkları sininin ortasındaki tencereye daldırıyorlar.
.........
         Çocuklar kitaplara binip kimi kapıdan, kimi pencereden uçup gidiyor. Yeryüzünde sis kalmıyor. Kar , güneşli bir havada yağmayı sürdürüyor. Çocuklar Ulaşlı'nın üstünde belki yüz yirmi kez dönüyor ellerinde resimli kitaplarla.

         Fakir Baykurt 'Eşekli Kütüphaneci' eserinde Anadolu insanının duygularına, sofralarına işte böyle buyur ediyor biz okurlarını. Kitap sevgisinin önce bir merak sonradan da bir coşkuya dönüştüğüne Anadolu kokan bu eserde şahit oldum.   Mustafa Güzelgöz, namı diğer Eşekli Kütüphaneci'nin yaşam öyküsüyle sevgili Füsun 'İki Kum Tanesi' sayesinde tanıştım. Sağ olsun, var olsun arkadaşım.  Kitabı bitirdikten sonra bile uzun süre aklımda yer aldı. Onca zorluğun üstesinden , sırf insanlar aydınlansın diye gelen Güzelgöz öyle büyük bir hayat dersi veriyor ki bizlere. Kitapların yaydığı ışığın sadece insanın kendisini değil  çevresini de ışıl ışıl aydınlattığını  daha iyi  anladım.

          Sadece kitap okuma sevgisi değil elbette aklımda kalan. İnsanın yaptığı işi severek, yaratıcılık katarak, zorluklar karşısında yılmayarak yapması gerektiğini belleğime iyice kazıdım. Dostluk, çalışkanlık, yaratıcılık, azim....

       Öyle çok unutulan değerle tekrar tanıştım ki Eşekli Kütüphaneci'de. Okumaktan ve Mustafa Güzelgöz ile tanışmaktan çok ama çok memnun oldum. Hele Fakir Baykurt'un o güzel anlatımıyla Ürgüp'te Peribacalarında bir kar tanesi olup usulca bir çocuğun kirpiğine konuverdim işte.