27 Temmuz 2015 Pazartesi

İstanbul'da Martı Olmak

 

       Düşünüyorum da,    İstanbul'da martı olmak kadar büyük bir keyiftir. Kıskanmıyorum desem yalan olur kanatlı asi çocukları. Kah bir vapurun gölgesinde kah bir sahilde ya da başı boş bir çöplükte.          
        Özgürlükse özgürlük, mutluluksa mutluluk. Boğaziçi, Haliç,  Kadıköy, Beşiktaş hepsi kanatlarımın altında olurdu. Bulutları beyazımla kıskandırır,  gagamın canı ne isterse o yöne kırardım dümeni. Tabii bir de en ünlü şairlerin tekmili birden şahsıma şiirler yazardı. Ama ben en çok

Gün olur, alır başımı giderim, 
Denizden yeni çıkmış ağların kokusunda. 
Şu ada senin, bu ada benim, 
Yelkovan kuşlarının peşi sıra. 
Dünyalar vardır, düşünemezsiniz; 
Çiçekler gürültüyle açar; 
Gürültüyle çıkar duman topraktan. 
Hele martılar, hele martılar, 
Her bir tüylerinde ayrı telaş!... 
Gün olur, başıma kadar mavi; 
Gün olur başıma kadar güneş; 
Gün olur, deli gibi... 
Satırlarının sahibi Orhan Veli 'yi severdim. 
         
          Kirlenirse tüylerim bir suya dalar çıkardım. Savaşlardan, toplardan, tüfeklerden anlamazdım. Geleceğe bakıp hüzünle dolmazdım...

             Umudumu kaybetmez, yeni doğan günden medet umardım. Çok mu karamsar oldum. Belki İstanbul 'da bir martı değilim. Ama içimde bir martı ruhu var. Umudumu asla kaybetmem. İyi günlerde olumlu düşünmek kolay. Marifet zor günleri umutla yenmek. 

             Martınız ve maviniz bol olsun... 




13 Temmuz 2015 Pazartesi

Mükemmel Anne De Mükemmel Çocuk Da Yok Bu Dünyada

     
       Annelik size başkalarının çocuklarını yargılama hakkını vermez . Siz kendi çocuğunuzu acımasızca başkalarının yanında eleştiriyorsunuz diye de böyle bir hakka sahip olamazsınız. Anne olduktan sonra haliyle çocuk psikolojisine ilgi duyulması, araştırılması çok normal bir durumdur. Ancak ;ahkam kesecek, teşhis koyacak yetmedi tedavi önerecek kadar da uçmamak lazım.  İnsanlar birbirinden yardım isteyebilir, yol gösterilmesine ihtiyaç duyabilir.  Ama ortada sizin engin tecrübelerinize ihtiyaç duyan bir anne yoksa lütfen fikrinizi kendinize saklayın.

      Ayrıca karşınızdaki insanın da bir anne olduğunu ve duyguları incindiğinde çok hoş bir ortam olmayacağını da unutmamanız gerekir. Yani,   annelik bilirkişi olmak demek değildir.  Her anne kendi çocuğunun bilir kişisi olduğunu iddia eder ama o bile değildir. Sanırım sihirli kelime saygı. Çocuğa , anneliğe,  hayata saygı.  Herkesin kendine özgü bir ebeveynlik yorumu olduğunu da unutmamak bir de .

       Anne olmakla  , öğreten bayan olmak arasında ince bir çizgi var aslında. Yani coşup, kendi yavruma yetiyorsam alayına da yeterim diye ortalığa düşmek pek sağlıklı bir ruh sağlığına alamet değil bana göre.  Sabah programlarındaki brokoli çorbası tarifi verir gibi çocuk gelişim tarifi  veren uzmanların da gazına geliyor olabilirler belki de.

      Mükemmel anne de mükemmel çocuk da yok bu dünyada. Ama sürekli bir kasılma hali neden?    Empati kelimesininin git gide daha az kullanıldığı, insanların bilgiçlik konusunda uzman olduğu bir annelik kuşağının ortasında hissediyorum kendimi. Bilgi en kıymetli şey hayatta ama öğrenmeden bilmek fena çok fena.    
       Günün sözü Sokrates 'ten gelsin o zaman "Tek bir şey biliyorum o da hiç bir şey bilmediğimdir "

          Sevgiyle kalın...

12 Temmuz 2015 Pazar

İstanbul Türküsü



İstanbul Türküsü 
  
İstanbul’da, Boğaziçi’nde,
Bir garip Orhan Veli’yim;
Veli’nin oğluyum,
Tarifsiz kederler içinde.
Urumelihisarı’na oturmuşum,
Oturmuş da bir türkü tutturmuşum:
“İstanbul’un mermer taşları;
Başıma da konuyor, konuyor aman, martı kuşları;
Gözlerimden boşanıyor hicran yaşları;
Edalı’m,
Senin yüzünden bu halim.”
“İstanbul’un orta yeri sinema;
Garipliğim, mahzunluğum duyurmayın anama;
El konuşur, sevişirmiş, bana ne?
Sevdalı’m,
Boynuna vebalim!”
İstanbul’da, Boğaziçi’ndeyim.
Bir fakir Orhan Veli;
Veli’nin oğlu,
Tarifsiz kederler içindeyim.


Orhan Veli Kanık 

        İstanbul'u her ziyaretimde ilk bu şiir yankılanır aklımda. Orhan Veli ve İstanbul nasıl ayrı anılabilir ki zaten. Yaşarken keşfedemediğim her noktasını tek nefeste çekmek istedim bu sefer de.  
          Hele Ayasofya, kültürler arası o muhteşem köprü nasıl da büyüledi beni.  Tarihe tanıklık eden ; imparatorlar,krallar, padişahlar,  yangınlar, depremler, afarozlar, isyanlar, acılar, sevinçler gören Ayasofya'da sanki zaman akmıyor. Hele ki Koca Sinan'ı anmamak mümkün mü?  II. Selim zamanında yaptığı güçlendirme çalışmalarıyla  canına can katmış bu İstanbul şahidinin. Özellikle Elif Şafak'ın Ustam ve Ben romanı aklıma sık sık geldi Ayasofya ziyaretimde.  Mimar Sinan'ı  ve Ayasofya 'da yaptığı çalışmaları okurken adeta o zamanlarda yaşadığımı hissetmiştim. 


            Ayasofya,   I. Jüstinyen tarafından Miletli İsodoros ve Trallesli Anthemius'un mimarlığında 532-537 yılları arasında inşa edilmiş. Bu önemli tarihi eserin bir özelliği de yapımında kullanılan bazı sütün ve taşlar daha eski tapınaklardan getirilmiş olmasıdır. 1453 yılında Fatih Sultan Mehmet 'in İstanbul 'u fethetmesinden sonra Ayasofya camiye dönüştürülmüş. İnsan figürü içeren mozaikler ince bir sıva ile kaplanmış, yani tahrip edilmemiş.  1935 yılında camiden müzeye dönüştürülen eserin restore çalışmaları sırasında mozaikler açığa çıkartılmış. 



                15 asırdır ayakta kalmayı başaran bu eseri ziyaret etmek benim için çok derin  bir tecrübe oldu. Aramızda İstanbul'u en iyi tanıyan, en iyi anlatan Ayasofya aslında. Herkes İstanbul 'u hissetmeye çalışıyor ama nafile O'nun kadar yalın hiç birimiz anlayamayız  değil mi?

    






















     Meraklısına detaylı  bilgi, 
http://ayasofyamuzesi.gov.tr  https://tr.m.wikipedia.org/wiki/Ayasofya


8 Temmuz 2015 Çarşamba

Motifli Yaz Çantam

         Motifli tığ işi çantam iki aylık çabam sonucunda sonunda bitti. Bu kadar uzun sürmesinin nedeni çok zor olması değil elbette. Bendenizin uyuşukluğu ve kararsızlığı da gayet etkin oldu bu süreçte.  
          Uzun süredir motifli , rengarenk bir çanta örmek istiyordum. Ama bahanelerin arkasına gizlenip duruyordum. Sonra hadi kızım, yeter bahaneler denizinde boğulma dedim ve gönlümce bir çanta ortaya çıkartabildim.

        Yapımı gayet basit aslında. Arka tarafını da kafama göre çizgi çizgi ördüm. Her iki tarafın da motif olmasını tercih etmedim. Çeyizlik kırlentle sokağa çıkmış bu kadın dedirtir miyim kendime :) Salaş ama şık olsun istedim işin doğrusu. Biraz saçma geliyor kulağa ama ne yapayım, ben böyleyim işte.  

      En kritik kısmına geliyorum şimdi. Bin bir emekle ördüğüm bu motif çanta nasıl sert bir formda durabilirdi. Kolalamayı düşündüm ama kola almaya gittiğim tuhafiyeci çiçek kolasını önerdi. Her tarafına yoğun bir şekilde sürdüm. 24 saat kurumasını bekledim. Ancak,  zımba yaptırmaya giderken dayanamadım hemen fotoğrafladım. Sonrasında da çektim tabii ki.  Zımbalar göze fazla batmıyor. Bu en çok tereddüt ettiğim konuydu. Fermuar mı zımba mı derken umarım kararımdan pişman olmam. 


        Kim demiş yazın örgü ile uğraşılmaz diye.  Kafalar rahat, ödev stresi,  soğuk çilesi yokken üretmenin tadını çıkaralım.

4 Temmuz 2015 Cumartesi

Huzurla Hafifliyorum


        Her sene olduğu gibi bu sene de yaz gelmeden bende bir zayıflama hevesi baş gösterdi Ne yazık ki bu zamana kadar bu denemelerim 2 kilo ver 3 kilo al şeklinde devam ederdi.

         Ama bu sene her iş beyinde biter düsturuyla hareket ettim. Nisan ayından bu yana ,  8 kilo ile vedalaştım. Ve itiraf ediyorum, üzerimden atmam gereken 8 kilo daha var. Bunun yanında hiç olmadığı kadar azim ve kararlılık da var tabii ki.  3 ayda 8 kilo mucize değil ,kabul ediyorum.  Daha fazla da kilo verdiren diyetler ve egzersiz programları var elbette. Ama hedefim bir anda zayıflamak değildi. Motivasyonumu kaybetmemekti.

         Bu yolculukta edindiğim derslerden biri zamanla yarışmak bana sadece stres kazandırır. Bu yüzden beklediğimden az kilo kaybettiğim zamanlarda hırsla hareket etmedim.  Yani iç huzurumu korumaya çalıştım.  Sanırım en önemli zayıflama formülümde buydu.

       Bir de işin eğlence tarafı var.  Sıkıcı, kibrit kutusu kadar keyif veren bir yaşam tarzı asla bana göre olamazdı. Bu yüzden keyifli ve sağlıklı yiyecekler hazırlamak yeni hobilerimden  oldu haliyle. İşin yeme içme kısmı kolay . Asıl eğlenceli püf noktası egzersiz tabii ki.  Nisan ayından itibaren düzenli olarak gittiğim spor salonunda haftada üç gün step, aerobik, pilates derken hareketin bereket getirdiğini anladım. Son bir aydır evde egzersiz yapıyorum. Onu da size başka bir postta detaylarıyla anlatacağım inşallah.


     Sorumluluk almaktan kaçıyor, hep dış sebepleri bahane gösteriyordum fazla kilolarım için. Metabolizmamı suçlamaktan vazgeçtim. Sonuç olarak, kendimle yüzleştim hem ruhen hem de bedenen hafifledim.  


E.C.A. Titiz ile Artık Evlerde Kirli Yer Kalmayacak..

Temizlik konusunda hepimizin takıntılı olduğu bazı noktalar vardır. Benim de temizlemek için en çok çaba sarf ettiğim ve buna rağmen yine de istediğim derecede temizleyemediğim bir alan var. Radyatörlerin iç temizliği! E.C.A. ise yeni “Titiz” ürünüyle bu konuda içime su serpti diyebilirim. İsminin verdiği güvenin yanı sıra kolay açılıp kapanabilen kapağı sayesinde radyatör içlerinin temizliği artık çok kolay olacak.


İçerisinde toz biriken radyatörler için bugüne kadar birçok yöntem denesem de başarılı sonuçlar elde edememiştim. Aslında radyatörler bir uzman tarafından temizlenebiliyor ama bu sefer de deformasyona uğruyor. Temizlenmeyen radyatörlerin içerisinde biriken toz tabakası ise tüllerimi kirletmekle kalmayıp, ısı kaybına ve bakterilerin de eve yayılmasına sebep oluyor. E.C.A.’nın yeni tasarımı olan ve tüm panel radyatörlerinde standart olarak yer alan Titiz teknolojisi, hem hijyen hem de ısı probleminin önüne geçiyor.

 


E.C.A. Titiz’in kolay açılıp kapanabilen kapağı radyatörün içini temizleyeceğim derken şekilden şekle girme derdinden kurtarıyor. Ayrıca ürünün toz tutmayı zorlaştıran yapısı daha iyi hava akışı sağlayarak sağlıklı bir ortam sunuyor. Titiz teknolojisi, damla şeklindeki ızgara formu sayesinde ısı transferlerini arttırarak enerji maliyetlerinde maksimum tasarruf sağlıyor. Dayanıklı yapısı ile uzun ömürlü bir kullanım sunan E.C.A. Titiz, optimum kanat dizaynı sayesinde de düzgün hava akışı sağlanmasına yardımcı oluyor. E.C.A. Titiz’in dairesel fin formu ve kolay açılabilen yapısı ise sağlıklı ve hijyenik bir ortam sunuyor.

Yapılan pazar araştırmalarında sıklıkla karşılaşılan radyatör temizliği derdi de E.C.A. Titiz ile son buluyor.

Detaylı bilgi almak almak istersen http://eca.com.tr/ adresini ziyaret edebilirsin.


Bir boomads advertorial içeriğidir.

1 Temmuz 2015 Çarşamba

Yaklaş Ve Hisset


        Yağmuru bereketli bir haziranı uğurlarken güneşli havalarda bol bol fotoğraf çekmeye çalıştım .  Gerçi haziran yağmurlarının toprak ve çimen kokan huzur verici etkisi olağanüstü olsa da güneşi biraz daha fazla hissetmek istiyor insan. Gündemimi tamamen güneş kremi, deniz,  kumsal ve parmak arası terlik oluştursun istiyorum. Ben bu hayallerdeyken, şemsiyemi uzun bir görmek istemiyorum haliyle. İşin kaprisi bir yana dilerim yağan yağmurlar toprakla kavuşup tabiata can verir.

             Geçenlerde yakaladığım anlardan biri de bahçemize ziyarete gelen bir minik kelebekti.  Ben bahçede vişne ağacıyla sohbete dalmışken yanımdan pek aheste geçen bir kelebeğe nasıl kayıtsız kalabilirdim ki. Tabii ki hemen yakaladım o eşsiz kanat çırpışlarını.

             Tabiatın adımlarını izlemeyi seviyorum.  Nar ağacının tomurcuktan çiçeğe geçişi en sevdiğim takiplerdendir. O narin yaprakların altından bir kaç ay sonra kocaman narların dünyaya geleceğini bilmek, o enerjiyi hissetmek nasıl da güç verir bana.


            Hayatın küçük detaylarında mucizeler saklı.  Yaklaş ve hisset sadece.  Sen de göreceksin...