29 Ekim 2015 Perşembe

Hatasız Anne Olmaz


      Anneler, çocukları hakkında sürekli bir eleştiri halindedir genellikle. Hayat denen bu yolda çocukları adım adım ilerlerken taşa takılmasın, çamura bulanmasın derdindedirler hep. Tabii kimi zaman kantarın topuzu kaçabiliyor.  Anneler sıfır hata oranına sahip çocuklar yetiştirme derdine düşüp çoğu zaman gerçek dünya ile bağlantılarını koparabiliyorlar.  Ancak atladıkları bir nokta var ki, tam bir felsefi açılım niteliğinde. Sıfır hata çocuk yetiştirme kabiliyetine sahip sıfır hata yapan anneler nerede o zaman ?

        Bir çocuğu dünyaya getirdiğinde  ondan mükemmel olmayı bekleme hakkı doğal bir annelik  hakkı olduğunu zannetmekle başlıyor tüm kaos. Anneler çocuklarını sık sık eleştirir. Onları sevmedikleri ya da zarar vermek için değil elbette. Ama çıtayı yükseğe koymak annneliğin tabiatında var ne yazık ki. Peki aynısını çocuklar annelerine yapsa, neler olur acaba.

  • Babaannemin köfteleri daha lezzetli oluyor anne, biraz daha çabalaman gerekli.
  • Arda'nın annesi üç saat uyku ile durup tüm evin işini şikayet etmeden yapıyormuş, senin ondan neyin eksik ? 
  • Son günlerde televizyona çok kaptırdın kendini, vaktini süper ebeveynlik kitaplarıyla geçirmen hiç fena olmayacak. 
  • Elinden telefon düşmüyor, bilmem ne anlarsın şu şekerleri patlatmaktan. Onun yerine haydi kalk da biraz bana mısır patlat. 
  • Ekmek almayı unutmuşum da ne demek. Ama ben ödevlerimi yapmayı, testlerimi çözmeyi, sütümü içmeyi hatta uyurken bile üstümü açmamayı unutmuyorum anneciğim. 
  • Demek hasta olduğun için sabah kahvaltımı hazırlayamadın. Nereden buluyorsun bu kadar mazereti, anlayamıyorum?
      Gerçekler acı değil mi? Hiç bir anne çocuklarından bu eleştirileri duymaya katlanamaz. Çocuklar da katlanamıyor zaten. Kimi zaman içine atıyor, kimi zaman öfke patlamaları yaşıyor. Ama şu ya da bu şekilde sıfır hata çocuk olma savaşının içinde kendini buluyor.  Çocuklar eleştirilmesin,kafalarına göre çılgınlar gibi takılsın, kahvaltıda kola içip, akşam cips banyosu yapsın demiyorum elbette. Ama unutmayalım ki, çocukları laboratuvarda yetiştirmiyoruz. Netice de bilim insanı olsak bile evde o diploma evde bir işe yaramıyor. 

       Bundan gayrı çocuğuna höt demeden önce herkes bir kendine dönsün baksın rica edeceğim. Neticede hatasız anne olmaz...


Not: Bu eleştiriler aynı zamanda kendim için de.


     


       

4 Ekim 2015 Pazar

Beslenme Çantasında Neler Var?

Beslenme çantasında tuzlu kurabiye tarifi

       Beslenme çantası hazırlamak bir annenin zorlu sınavlarından biridir. Hem sağlıklı olsun hem çocuğun damak tadına hitap etsin hem de öğretmenden taktir kazansın. Zor iş azizim zor. Hele benim gibi  çocukları  sonradan gurme ise çok daha zor. İşin aslı sadece okul sürecinde değil tüm yaşamları boyunca sağlıklı beslenme alışkanlığı kazandırmak çocuklara verilecek en güzel hediye bana göre. Okullarda kantinlerde daha sağlıklı besinlerin satılmasıyla ilgili çalışmaların olması da ayrıca sevindirici. Ancak benim gönlüm anne eli değmiş beslenme çantasından yana. Mevsim meyveleri, ceviz-fındık olmadan olmaz tabii ki. Ama hafif bir karbonhidrat desteği de  şart elbette. Benimkiler genelde kek tercih ediyor. Sürekli aynı şeyleri de yapmak istemiyorum ama. Fırsat buldukça, yeni tarifler öğrendikçe kolları sıvayıp, başlıyorum çalışmalara.  Yaptığım zaman dondurucuya atıyorum. Zamandan epey kazanıyorum. 

           Bu haftanın en popüler beslenme çantası mamulü 'tuzlu kurabiye' oldu. Anne yanaklarına da öpücükleri kondurdu. Tabii yanında bir adet yeşil elma ve iki adet ceviz içi ile birlikte. Siz de denemek isterseniz işte tuzlu kurabiye tarifi;
Malzemeler;
3 yemek kaşığı tereyağı ( oda sıcaklığında)
1/2 su bardağı sıvı yağ
1 tatlı kaşığı toz şeker
2 yumurta ( 1 tanesinin sarısı üzeri için ayrılacak)
1 tatlı kaşığı tuz
2 su bardağı un
1/2 su bardağı nişasta
1 paket kabartma tozu
Malzemelerin hepsi karıştırılıp biraz sert kıvamda bir hamur yaptım. Merdane yardımıyla açıp, kalıplarla şekil verdim. Üzerilerine yumurta sarısı sürüp, susam-çörekotu serptim. 180 derece fırında 20 dk kadar pişirdim.

            Okulun ilk haftasını geride bıraktık. Dilerim sağlık, huzur, mutluluk dolu bir eğitim hayatları olur. Okul denilince aklıma ilk başarı kelimesi gelirdi. Ama artık değil. Başarının ne kadar göreceli bir kavram olduğunu zaman ilerledikçe anladım. Gerçek başarı mutluluk, en büyük servet de sağlık. Hal böyle olunca not ortalaması göbek atsın, Türkiye birincisi olsun, tek bakışıyla dört basamaklı sayıları çarpsın bölsün gibi beklentilerim de yok. Çocuk olsunlar yeter. Daha büyük güzellik mi var.

          İçinizdeki çocuğa sevgilerimle...



3 Ekim 2015 Cumartesi

Telaşta Vardır Bir Hikmet


      Okulların açılması tatilden jöle kıvamına gelen ev halkında âdeta buzlu su  etkisi yaratmış durumda. Erkenden geveze alarmın sesi ile kalkıp , kahvaltıyı hazırlayıp , çocukları yataktan kazıma metoduyla uyandırmak da  monotonlaşan tatil hayatıma farklı bir renk kattı doğrusu.  Hava aydınlanmadan uyanmanın gün içerisinde  bön bön bakma gibi  yan etkiler yarattığını unutmuşum ne yazık ki.  Ama okulun ilk günü şıp diye hatırladım Allah'tan.

         Çoluk çocuk okullarına  gönderildikten sonra sıra benim okuluma geliyor haliyle.  Tam evden çıkmak üzereyim ki telefonumu almayı unutmuşum, hop geri dön.  Sokağın başına kadar geldikten sonra ütü fişte miydi acaba korkusu sarar inceden, hop bir daha geri dön.  Sabah saatler neden 60 dk. ,keşke 90 dk. olsaydı diye hayıflanan bir tek ben değilimdir sanırsam.

           Okulumda bambaşka bir dünyadayım sanki. Arkadaşlarım,  öğrencilerim,  telaşlarım. Zaman su gibi akıp gidiyor. Ama son zil çaldığında öğretmen şapkamı çıkartıyor, anne şapkamı takıyorum . Bambaşka bir hale bürünüyorum işte o an. Kitaplar kaplansın, pantolon paçaları ayarlansın, beslenme hazırlansın, ben neredeyim, kimim... 1 ay öncesine ışınlanmak istiyorum pilim alarm verdiğinde.

           Hayat bir koşturma. Koşturmadan şikayet etmek de alışılagelmiş bir durum. Ancak büyüdükçe  anladım ki koşturmalar hayatın temel taşları. Yaşam ateşini körükleyen, insanı üretmeye sevk eden telaşlar  olmasa hayat ne kadar sıradan olurdu.

       Sabah erkenden kalkmamı sağlayan, işten eve koşarak gelmeme sebep olan  telaşlarıma şükürler olsun.