30 Ocak 2016 Cumartesi

KEKSİZ HAVUÇ 41 KALORİ

     
          Uzun kış akşamları dizi izlemek, örgü örmek, sohbet etmek ( hafif dozlu gıybet yapmak) , kitap okumak, bloglamak için iyi hoş , güzel ama... Aması , acıkması, boğazın hiç durmaması. Sürekli bir tıkınma ihtiyacında olmak of ne zor şey. Gün boyu fazla acıkmadan, gayet sağlıklı ve dengeli besinler tüketirken gece saat dokuzdan sonra adeta Mr Hyde'a dönüşüyorum. Mrs demiyorum ,  çünkü nice erkeği yeme içme konusunda cebimden çıkartabilirim. Karnın kazındı şöyle minik bir kepek ekmeğini yarım kase yağsız yoğurt ile yesene kızım. Ay dişimin kovuğuna gitmez. Kocaman bir ekmeğin içine peynir, salam, salatalık, domates , hoppaaa olsa ne güzel olur diyorum. Ama içimdeki Canan Karatay çıkıyor buzdolabının içinden Casper gibi. Gözlerimin içine dik dik bakıyor ve "Taş ye, emi" diyor. O taş geliyor boğazıma yerleşiyor. Suç mahalinden usulca uzaklaşıyorum. İki parça sunta tadındaki form kıtırlardan alıyorum . Üzgün süzgün "Neyse  yazın bikini giycem di mi ama" diye kendi kendime konuşuyorum. Efendim biz buna psikolojide motivasyon konuşması diyoruz ama  kendi kendine züğürt tesellisi deyimi daha uygun olur.
     
          Hele o Instagram denen zulüm aracını geceleri bir daha elime almamaya kararlıyım artık. Havuçlu, cevizli kekten tut da elmalı kıtır kurabiyeye kadar birbirinden güzel sunumlar, kızıl mı kızıl çaylarla suratıma kalp kalp yapıyor. Benim kalbim de güm güm tabii o an. Serde Of'luluk var neticede. Çay görünce kırmızı görmüş boğaya dönüyorum. Yanına da iki tatlış kurabiye gider alırım pastaneden bir koşu diyorum. Tam çaydanlığı elime alıyorum, içinden Ebru Şallı çıkıyor.  Kaşlarına şınav çektirerek kafa sallıyor ve "Uf sana puf sana Esrajıığım" diye haftanın üç günü deli gibi yaptığım egzersizleri hatırlatıyor. Ben de yeşil çayın odunumsu kekremsi tadına bırakıyorum gece keyfimi.

            Bir avuç karışık kuruyemiş 149 kalori. Bu arada bir avuçla kendini durdurabilen arkadaşları canı gönülden tebrik ediyorum. Havuçlu kek diyip geçmeyelim, 100 gramının 355 kalori olduğunu unutmayalım. Halbuki keksiz havuç 41 kalori. Alın bir züğürt tesellisi daha.

           Uzun kış gecelerinde daha çok evde vakit geçiriyoruz. Vücudumuz da daha kalorili besinlere gel bana gel bana diyor. Elbette ufak tefek kaçamaklar olacak. Ama vücudumuzun dengesini bozmadan , abartmadan. Tadına bakıp çıkacaktık desek havuçlu kek bize darılmaz. Ama iki koca dilim yediğimizde karın bölgesi yağlarımız genişler de genişler. Mide yorulur, kalp darlanır. Hem Canan ile Ebru çok fena kızar :)      

           Son olarak ve konuyla ilgili olarak Mirkelam'dan gelsin efendim. Her gece ...

Görsel: https://www.pinterest.com/pin/481322278902082009/

27 Ocak 2016 Çarşamba

Absürt Komedi Tadında Evleniyoruz

     
         Nedir bu milletimizdeki evlenme merakı. Gerçi komşu teyzelerin anlı şanlı çöpçatanlık bayrağını televizyon kanalları kaptı son yıllarda. Transfer ücretlerinin dudak uçuklattığı, kıyasıya rekabetin yaşandığı absürt komedi tadında evleniyoruz .  Öyle bir akıl tutulması ki yaşananlar, çölde susuz kalmışım da serap görüyormuşum gibi hissediyorum artık. Yok canım, bu kadar da olmaz denen anlar için evlilik programları birebir  reçete. Kimse kimseyi zorla televizyon başına oturtup izletmiyor elbette. Ancak aynı anda 4-5 kanaldan birden bodozlama bodozlama gelince ucundan bucağından yaşananlara şahit olmamak oldukça zor. Bitmeyen sabun köpüğü diziler gibi  , ayçekirdeği gibi , ambalaj baloncuklarını patlatmak gibi işte.
       
        Kızların hepsi mağdur, erkekler ise mağrur. Kirpiklerin ucunda döküldü dökülecek gözyaşları saklı. Kuzu kuzu talibini bekleyen aday hakkında aniden flaş bir haberle telefon bağlantısı kurulabilir ve 4 kez evlenip 6 kez nişan bozduğu gerçeği suratına haykırılabilinir. Sonrası, gelsin reytingler. Orkestra Halil Sezai'den en ağdalı makamında İsyan'ı haykırırken stüdyonun yarısı gözyaşlarına gark olur. Sarışın sunucu hafif öfke patlamaları yaşar, adaya ayar verir. Stüdyoda yaşanan gerilim hevesli gelin adayının mikrofonu kapıp oynak bir şarkı patlatmasıyla dağılır, gönüllere detone sular serpilir.

          İş güç sahibi olmayan erkek  adaylar geleceğe yönelik planlarını Allah'a havale eder. Hayırlısı, rızık, kısmet, iki gönül, samanlık, seyran kelimelerini art arda cümle içinde kullanarak hayır severlerden yardım ister. Sarışın sunucu (pardon moderatör) atlar hemen devreye " Adam gibi adamsın Niyazziii, sana kız vermeenin alnını karışlarım" diyerek stüdyoda alkış tufanına sebep olur. Akabinde sık yaşadığım bir durum olan insanlığımdan utanma duygusunu yaşar, kanalı değiştiririm.


           Yıllardır, klonlana klonlana devam eden çığ gibi büyüyen evlilik programları aslında toplumsal  yozlaşmanın en basit örneği. Ne zaman böyle bir toplum olduk diye sormadan edemiyorum kendime. Amacın yuva kurmayı kolaylaştırmaktan ziyade ayıpların, acıların, umutların reytinge dönüşmesi olduğunu anlamak çok zor değil. Oynayın sarışın bacılarım , milletin acılarıyla, zayıflıklarıyla, farklılıklarıyla oynayın. Oynayın ki zengin kalın, patronlarınızı zengin kılın.

25 Ocak 2016 Pazartesi

Lapa Lapa Çocuk Olmak


                   Bu aralar üzerimize lapa lapa çocuk olmak yağıyor. Gökten kimi zaman nazlı kimi zaman da coşup oynarcasına dökülüyor kar taneleri. Bu arada herkesin yaşı eşit oluyor, sokaklar birbiriyle kar topu oynayan , şakalaşan çocuklarla dolup taşıyor. Kimi daha 8 yaşında kimisi otuzlarında. Kırk, yirmi fark etmiyor kar yağarken yaşınız. Hepimiz çocuğuz o büyülü saatlerde.


                 Biz her kar yağdığında olduğu gibi soluğu çocuk parkında aldık. Güvercinlere, kedilere, köpeklere yem, mama getiren insanları görmek beni çok mutlu etti. Dedim ya, kar yağınca hepimiz çocuğuz. Bir o kadar masumuz işte. Dünya'da güzel şeyler oluyor ve eminim çok daha güzel şeyler olacak. Deli Anne'nin Damladaki Okyanus hareketi aklıma geldi. İyilik bulaşıcıdır azizim. Bu aralar ekmek kırıntılarını, pirinç, bulgur tanelerini pencere kenarımızda paylaşmak , bu evrende yalnız olmadığımızı aklımıza getirmek ne büyük bir huzur kaynağıdır aslında. İnsan niyetine iyilikten yana rota çizince karşısına ne kolaylıklar, ne güzellikler çıkıyor işte.

                 Karda eğlenmesi,dinlenmesi çok güzel elbette ama yardıma ihtiyacı olanlara el uzatmayı aklımıza getirdikçe çok daha güzel aslında.

                 Kalpleriniz kar beyazını yitirmesin....

             









23 Ocak 2016 Cumartesi

Tatil Var Şikayet Yok

   
        Karneler alındı ya,çalar saatim derin bir oh çekebilir artık. Ben ise yaklaşık bir hafta boyunca erkenden uyanıp zavallı biyolojik saatimi ikna etmeye çalışacağım.  Sabahçı annesi olmak ne zormuş , çeken bilir tabii. Neyse okulların tamamı tam gün eğitime geçecek diye ümit ediyoruz. Ama malumunuz hiç bir şeyin garantisi yok. Heranherşeyolabiliristan'a hoşgeldiniz.

        15 gün boyunca bana da çocuklara da okul yok. Ama ödev var elbette. Yoksa her şey güllük gülistanlık olur. O da biz de alerji yapıyor malum. Yeni yılda aldığım kararlardan biri daha az şikayet etmekti. Ama başladım yine şikayet makamına. Olaylara olumlu taraflarından bakmak gerek değil mi? Bakış açımız kaderimizi belirliyor olması ne kadar enteresan. Kaderci olmak, protest olmak, nihilist olmak... Hayatı yaşarken bakış açımızla yorumluyor , buna göre rotamızı çiziyoruz. Hayat da bakış açımıza göre beklediklerimizi bize sunuyor.

         15 günlük tatilimizde çocuklarla yapmak istediğim planlarım , okuyacak kitaplarım, dergilerim var. İçilecek kahveler, döktürülecek satırları da unutmayalım tabii ki.  Ama yılların tecrübesine dayanarak diyorum ki, yarısını bile yapmam mucize olacak. Ama ilk planım tabii ki kardan adam yapmak, karda yuvarlanmak. Hava tahminleri kardan adam için havucu hazırlayın diyor. Bana uyar. Gerçi ,  keyfimiz yerin de olsun da kar ya da güneş bizim için farketmez.

Görsel:https://tr.pinterest.com/pin/562175965963875820/

11 Ocak 2016 Pazartesi

Tecrübeli Anneler Şaka Yapıyor Olmalıydı

         
            "Çocuklar büyüdükçe dertleri de büyür" diyenlere içten içe ne kadar kızdığımı itiraf ediyorum. Gece uykusuz saatlerinde  çıkmak bilmeyen dişler ve  gaz sancıları içinde  kendimi kaybetmişken daha kötü nasıl olabilirdim. Büyüdüklerine üzülmeliyi miydim, ben deli miyimdim?  Kusan, ağlayan, bezini haşince dolduran, kolay memnun olmayan  bu  insan yavrularının sağlıklı ve güvenli bir biçimde büyümesi için tüm fedakarlıkları yaparken ne demekti  "Bugünleri çok ararsın". Tecrübeli anneler tarafından şahsımı delirtmek için düzenlenmiş gaddar bir şaka olmalıydı diye düşünmeye başlamıştım hatta. 
          
            Böyle olmamalıydı. En zor anlarımda hayallerim yıkılmamalıydı. Çocuklar büyüyünce her şey toz pembe olmalıydı. Umut, ne güzel şeydin sen. Ama zamanla fark ettim ki, çocuk milletinin büyüme süresi sonsuza kadar uzayıp gidiyordu. Dişi çıkınca tamam derken, tuvalet eğitimi sınavı karşıma çıkıyordu. Sonrasında konuşma sancıları, akabinde okul öncesi. Sonra da okul maratonu. Bitişik , eğik el yazısını hallettik mi tamam diyordum. Kendimi kandırıyormuşum. Daha sırada örüntüler, dikdörtgensel alanlar varmış. 
             
            Büyük 5.  , küçük de 3. sınıfa gidiyor şu anda. Her ikisinde de fütursuzca bir büyüme sevdası. Onlar büyüme heyecanıyla palazlanırken bende de kaygılar tavan yapıyor haliyle. Bunun lise giriş sınavı, not ortalaması, gönül yarası, kapıyı çarpıp çıkması, sivilce basması var. E sonra ne olacak. Ben de tecrübeli diğer anneler gibi kollarımı göğüs hizamda kavuşturup , gözlerimi yarı süzerek yeni bebeği olan genç annelere " Bu günler iyi günlerin, nıhahahaaa" mı diyeceğim.Çocukların istikbaline duyduğum kaygıların ve akşam yaptığımız tartışmanın acısını çiçeği burnunda anneden mi çıkaracağım? Korkulur bizden. 

           Hayat ne garip. Hızla büyüsünler diye canımızı dişimize takıyoruz sonra da dertleri de büyüyor diye serzenişte bulunuyoruz. Büyüdükçe uzaklaşıyorlar yavaş yavaş. Annelik gururumuza yediremiyoruz belki de bu hallerini. Daha dün kucağımızda uyuturken şimdi aramızda odalar var. Sonra evler, sokaklar, başka şehirler olacak. Bu hakikat mi bizi üzen, inciten. Çocuklara zamanla  daha çok bağlanırken onlar bizden daha hızla uzaklaşıyor. İşte bütün mesele bu. Siz yine de aklınıza gelmişken kocaman bir öpücük kondurun yanaklarına. Onlar büyürken bizim de sevgimiz büyüyor. Daha güzel bir mükafat var mı dünyada? 
             
             

3 Ocak 2016 Pazar

Oğluma Boyunluk Ördüm


           Zamanın tatlı telaşında yılbaşı heyecanını ağırladık bu ara. Her sene olduğu gibi tüm olumsuzlukları geride bırakıp yepyeni yıla yepyeni umutlarla adım attık. Hepimiz için güzelliklerle dolu bir yıl olsun 2016. Senenin ilk örgüsü de kışlıklar arasında yerini aldı. Oğlanlar için bir şeyler örmeyi çok seviyorum. Atkı, bere derken bu sefer boyunluk örmeye karar verdim. Hem kullanması kolay hem de daha sıcak tutuyor. İpini de çok severek almıştım. Nako sport wool. 7 numara şiş ile örünce de çok kısa bir sürede bitiverdi tabii ki.  

       Özellikle kar tatili, yılbaşı tatili ve hafta sonu tatilinin bir araya gelmesi ile mutluluktan havalara uçtum. Bir yıldır özlemini çektiğim kara kavuşmak , ailecek bir arada olmak ne büyük bir nimettir benim için. Tabii tatilden istifade örgüye vakit ayırabildim. Hatta bir boyunluk bitirip bir de battaniyeye başladım. Umarım maymun iştahlılığımın kurbanı olmaz canım iplerim.
           
           Konu mankenimiz de üç numaralı bakışıyla pozunu verdiğine gece yarısı kar manzaralarına sıra gelmiştir.  Sağlıklı, huzurlu,bereketli, efendi, ağırbaşlı paşalar gibi bir yıl geçirmemiz dileğiyle.
Sevgiyle kalın :)