27 Temmuz 2016 Çarşamba

Bu Memleket Bizim


DAVET

Dörtnala gelip Uzak Asya'dan
Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan
  bu memleket, bizim.

Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
ve ipek bir halıya benziyen toprak,
  bu cehennem, bu cennet bizim.

Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
yok edin insanın insana kulluğunu,
  bu dâvet bizim....

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine,
  bu hasret bizim...
                                            
                                                    Nazım Hikmet Ran

         Memleket, ne güzel kelimedir. Anne gibidir, evlat gibidir. Sıcacıktır. En sevdiğim kelimedir. 
Memleket, memleketim...


9 Temmuz 2016 Cumartesi

YEŞİLMİŞİK SAZMIŞIK

             
        Trabzon Sera Gölü'ne bayram tatilinde biraz da bir tesadüf sonucu ziyaret ettik. Yolumuzu Trabzon'a doğru çevirmiş gidiyorduk ki Akçaabat trafiğinde öfke nöbetleri geçirmek üzereyken yol kenarında sağ tarafa doğru bir tabelayla rotamızı değiştirdik. Uzungöl'ü çocukluğumdan bu yana bilirdim, zaman zaman da giderdik ama Sera Gölü ile ilk defa yolumuz buluşuyordu. Son yıllarda Uzungöl'ün insan eliyle uğradığı tahribat  bilinen bir gerçek. Sera gölü'nün de aynı durumda olduğu önyargısı vardı bende açıkçası. Ancak  böyle bir yeşil cennetin içine düşeceğimi nereden bilebilirdim ki?





                 Sera Gölü 1950 yılında heyelan sonucu kopan büyük kayaçların vadi  tabanını tıkaması sonucu oluşmuş. Göl 18 günde son halini almış ve çevredekiler bu oluşuma tanıklık etmiş. Tabii bölge insanı için büyük sıkıntılar, kayıplar da yaşanmış gölün oluşum tarihinde.


                  Ulaşımı ise çok kolay. Şehir merkezine 10 km uzaklıkta olan gölde çocuk oyun alanları, deniz bisikleti ile gezme fırsatı da mevcut. İki restoran, bir de çay bahçesi var tesisi olarak. Umarım sayıları artmaz. İnsan elinin değdiği her şey rengini ve dokusunu kaybetmeye mahkum çünkü. Gölün tepelerine kondurulan büyük büyük binalar da dikkatten kaçmıyor tabii. Çocukluğumuzda kaldı yani yeşil bir göl kenarında, sakin bir köyün yerleştiği huzurlu manzaralar. Tabiat ana bizleri aç gözlülüğümüzle sınıyor." Tamam yeter bu kadar " demeyi beceremeyen nefislerimiz sayesinde ağaçsız , yeşilsiz kaldık. Hele ki Doğu Karadeniz'in heyelan problemininin en büyük sebebi insanoğluinsan işte.

             Yine coştum, koptum. Yeşil kalın, yeşil bakın dostlar. Yeni Türkü'de geliyor. Yeşilmişik...

             

2 Temmuz 2016 Cumartesi

TATİLDE NE YAPMALI NE ETMELİ

       
        Nihayet benim için de tatil zamanı geldi çattı. Her yaz olduğu gibi bu yaz da milyonlarca maddesi olan yapılacaklar listem var. Tabii çok azını gerçekleştirebileceğim, o ayrı. İlk olarak bayramda Doğu Karadeniz çıkartması yapmak istiyorum. Tabii çılgın Karadeniz'in çılgın havasının  izin verdiği kadarıyla. Malum nemiyle, yağmuruyla meşhur bir bölgede seyahat etmeden önce tüm ihtimalleri göze almak gerek. Ama bu yaz gözümü kararttım, bekle beni Doğu Karadeniz.

          Tabii koca bir yazı seyahat ederek geçirmeyeceğim. Bunun evde pinekleme faslı da var. İşte dört gözle beklenilen an da bu değil mi zaten. Pinekleme derken çocuklardan fırsat kaldıkça diyeyim de beni boğaza nazır bir  köşkte, 35 tane yardımcı, 24 tane İngiliz dadıyla birlikte yaşıyorum zannetmeyin. Ne olursa olsun benim de kendimi şımarttığım anlarım var elbette. Tatilde rahat rahat kitap okumak ilk başta yapılacaklar arasında. Yaza girişte iki kitabı bitirmenin haklı gururunu yaşıyorum. Adam Alain De Botton'dan Statü Endişesi ve Elif Şafak'tan Havva'nın Üç Kızı kitaplarını okudum. Yorumlarımı başka bir posta bırakayım  müsadenizle. Sıradaki kitabım da Agatha Christie'den Doğu Ekspresinde Cinayet. Oldum olası bayılırım polisiye romanlar. Yazın sahilde, çayırda, çimende olmadı vantilatörün dibinde bir solukta okumak istiyorum. Hatta bu yazı polisiye roman yazı ilan ediyorum. Neticede bir akrep kadınıyım, gizem çözmek benim işim.

            Tabii bir de yazlık dizilerim var. En başta Orange Is The New Black benim için yaz dizilerinin bir numarası. Her sezon sonunda büyük bir heyecanla sezon finali yapan çılgın kızların başına bakalım hangi yeni belalar açılacak. 4 sezondur beni sürprizlerden yana hiç şaşırtmayan Orange Is The New Black yazın olmazsa olmazı artık.

           Yeni tanıştığım ve önümüzdeki sezon için de hazırlıkları yapılan bir diğer dizi de Underground. IMBD puanı 7.9 olan dizide oyuncular, müzikler, kostümler alkışı hak ediyor. Kölelik düzenine başkaldırı mücadelesini anlatılırken siyasi hicivlere de haliyle yer verilmiş. Dünyanın süper gücü olan ABD'nin temellerindeki kan ve gözyaşının altı kalın çizgilerle çizilmiş. Başrolünü Aldis Hodge ve Jurne Smollett Bell paylaşsa da hepsi başrol bana göre. 

         Bu arada Games Of Thrones'un sezon finali ağzımızı beş karış açık bırakırken bir yıl sonra görüşmek üzere ekranlara veda etti. Açıkçası ben bu sezon sıkıntıdan patladım. Ta ki son iki bölüme kadar. Gerçi her sezon için aynısını söyleyebiliriz. Bundan sonra sadece son iki bölümü izlerim arkadaş. Ufuretler basıyor yoksa yeminle. 

            İzlenilesi bir diğer yaz dizisi de 2. sezonu 1 Temmuz itibariyle yayınlanan Marco Polo. Ünlü Seyyahın Çin'de geçen maceralarını ve Kubilay Han ile olan ilişkisinin anlatıldığı bu diziyi tarih meraklılarına tavsiye ederim. Gerçi 1. sezonu 2014 yılında izlemiştim. 2. sezonu 2016'da yayınlamaları da oldukça şaşırtıcı
. Tabii taht etrafında dönen bir dizide onca entrikayı ekrana yansıtmak kolay olmasa gerek. Kubilay Han'ın sarayı da dünyadaki diğer saraylardan farksız elbette. Ay içim sıkıldı bu taht kavgalarından. 

            İster tatilde olun ister olmayın , önemli olan sizi mutlu eden şeylerin peşinden gidin. Mutlu eden insanlarla bir arada yazın tadını çıkarın, çekirdek çitleyin, limonata yapın, yürüyün, koşun, dans edin, yazın, çizin, okuyun, sevin bir de . Hem de çok...


Karadeniz görsel:https://tr.pinterest.com/pin/313774299020333805/