31 Ağustos 2017 Perşembe

FAZLA KİLONUZ VAR MIYDI?

   
        Fazla kilonuz var mıydı? Nüfusun fazla kilolu ve obez oranının TÜİK'e göre %53 civarında olan bir ülkede işiniz zor. Fazla kilonun metabolizmaya işkencesi konusunu doktorlara bırakıyorum elbette. Ama beni asıl şaşırtan ve daraltan insanların fazla kilolu kişilere sergilediği acımasız tutum.

                İnsanlar kendilerine bakmadan ki zayıf dahi olsalar bunu yapmaya hakları yok fazla kilosu olanlara karşı mizah yaratma isteğinde bulunuyorlar. Elbette cinsiyetçilik burada da devreye giriyor. Kilolu ve kadınsan işin erkeklerden daha zor. Bu arada en büyük eleştiri, kadınlardan kadınlara geliyor. Sanki herkes Victoria Secret mankeni, sabah sporunu yapıyor, günde 5 varil su içiyor. Saçlar fönlü, eller manikürlü, herkes Venüs tablosu gibi tıngır mıngır ortalıkta geziniyor. Mükemmel olmanın ilk şartı ideal kiloda olmak, mümkünse biraz da sıska olmaktan geçiyor. Aksi takdirde çok büyük bir ayıp işlemiş gibi insanların meraklı bakışları, alaycı tebessümleri üzerinizde toplanabilir. Bu arada kiloluların kiloluları eleştirmesi de ayrı bir kara mizah konusu.
     
             Bu yaz özellikle kilo zorbaları daha çok cesaret kazandı. Bunda sabahtan akşama program program gezip kilolu insanları, ekmek yiyenleri, çayına şeker atanları kınayan sözüm ona uzmanların da etkisi büyük. İnsanlar bu baskı sonucu ameliyatla zayıflama yolunu tercih etmeye başladı artık. Gün geçmiyor ki bir mide ameliyatı ile zayıflama macerasına rastlamayalım. Keşke kimse ameliyat olmaya  mecbur kalmasa ama, 36 beden kot pantolon uğruna kendimi kestirip biçtiremem. Sözüm, ciddi sağlık sorunu yaşayanların dışında elbette. Ama insanlarda oluşturulan algı şu, zayıf olursan kaburgaların meydanda pozlar verirsen daha popüler olur, toplum tarafından daha çok kabul görürsün.

            Instagram'da  pembe filamingonun tepesinde , bikinli zafiyet resimlerini paylaşırsan herkes seni çok sever. 9628 tane kalp kazanırsın, cici bir kız olarak görevini yerine getirmiş olursun. Ünlüler kervanında bu yaz mayolu, bikinili poz vermeyen kalmadı çok şükür. Anında başladı tabii gıybet kulisleri. Flaş, flaş, flaş...Ünlü şarkıcı Şirincan bikinli yakalandı( sanki banka soyarken yakalandı). Sanatçının aldığı kilolar da gözlerden kaçmadı tabiii. Bu arada insanlar, resimlerin altına acımasız ve zorbaca yorumlarını eksik etmiyor elbette. Sosyal medyanın kazandığı güçle sanal zorbalar da kendilerinde her eleştiriyi yapma hakkını buluyor ne yazık ki.
       
        Fit  olmayı istemek gayet normal. Ama sağlığın için mi, toplum tarafından kabul görmek için mi? Kim için yaşıyorsun? Kendin için mi, ömründe yüzünü görmediğin 9628 insan için mi? İster Rihanna ol, ister karşı komşu Hülya. Başkası olma kendin ol, böyle çok daha güzelsin.

İstatistik  : http://www.tuik.gov.tr/basinOdasi/haberler/2015_58_20151008.pdf
Rihanna'dan kilo eleştirilerine cevap : http://www.ntv.com.tr/galeri/yasam/rihannadan-kilo-elestirilerine-cevabi,iORCIjXKQ0G-A8tEP3Ez5A/wlm40gN-H0SYbdi1PYhyUA

23 Ağustos 2017 Çarşamba

Pala Kaşlar, Fırça Sakallar

     
       
        " Moda o kadar çirkin bir şeydir ki onu 6 ayda bir değiştirmek zorunda kalırlar." derken Oscar Wilde gelecekteki yaşanacaklardan habersizdi tabii. Bazı modalar yani trendler geldi mi gitmiyor. Aksine abartılıyor da abartılıyor. Farklı olacağım diye değişik olmak yeni modamız oldu. Moda insanın kendine yakışanı giymesidir sözü dillere pelesenk olsa da hiç de öyle olmadığını bal gibi biliyoruz işte.Ama ah bu bizim statü endişelerimiz yok mu. Aslında bizi pala pala kaşlarla gezdiren, aslan gibi delikanlıları kısa paça pantolonla poz verdiren  kabul görme, beğenilme telaşımız aslında.
         Tamam, moda kapitalizmin en cafcaflı kozu. Ama abartıp da hem karizmadan hem paradan olmak da kişiye kalmış bir şey elbette. İnsan üstüne para verip  kendini nasıl berbat eder, anlamıyorum. Benim bu ara en dayanamadığım kalın kaş modası. Tabii bu sözlerime lütfen Cara Delevingne alınmasın. Ona yakıştığı gibi kimseye yakışmıyor çünkü o kaşlar.

            İnsanın kaşlarını olduğunun iki katı fazla göstermesi için çıldırmış olması gerek. Kartal kanadı gibi gözlerin üzerinde süzülen kaşları görünce irkiliyorum, ne yapayım. Ben 70lerin sonunda doğmuş ve çocukluğunu ince kaşlı kadınlara hayran olarak geçirmiş bir kadın olarak kalın, dövme, pala kaş modasının en kısa zamanda hayatımızdan çekip gitmesini diliyorum.

              Muhteşem Yüzyıl'dan sonra kendini Sultan Süleyman sananlar biraz sakal bıraksın, şöyle bir heveslerini alsınlar dedik de. Tamam di mi artık. Hipsterlar da işin içine girince yaşına başına, boyuna, posuna bakmadan erkek milleti usturaya küstü. Bıktık mı, hem de çok. Orman kaçkını gibi sakalını altına kısa paçalı daracık pantalon giyip gözlerimi kanatmayın artık.  Yakışan yok mu var. Ama nadir, çok nadir.Sakalım yok ki sözümü dinlesinler.
            Kıl, yün, tüy. Bunlar işin eğlencesi. Ama asıl dayanamadıklarımlarım çok başka. Uzman olmayan ama uzmanmış gibi davranan kişiler en dayanamadıklarım. Kitap yazıp, Mevlana'dan iki alıntı yapıp, kişisel gelişim uzmanıyım, psikolog değilim ama çok psikoloji kitabı okudum deyip program program gezenler. Dini sömürenler, sağlığı sömürenler, kaygıyı körükleyenler. Instagramda fenomen olacağım diye dalak filmine kadar paylaşanlar, çocukları kamera önüne koyup harcayanlar. Kıyafetime karışma hakkını kendinde bulanlar, aymayanlar, beynine değil, çiftesine güvenenler. Ben biriciğim, kıymetliyim deyip seni hiçe sayanlar, öküz ölünce ortadan kaybolanlar.  İşte asıl bunların hiçbirine dayanamıyorum.

      Keşke tek derdimiz moda olsa, tatlı tatlı atışsak ama hayatta kalması pek kolay olmayan bir gezegende yaşıyoruz. Belki başka gezegenlerde durum farklıdır. Siz ne dersiniz?
   

Görseller
http://joyreactor.com/post/1905514
http://cf.kizlarsoruyor.com/a52533/9bb21f9d-47de-4f2c-99e0-e6b3b56b132c.gif
https://media.giphy.com/media/ZYSeEG1ffYzoQ/giphy.gif

21 Ağustos 2017 Pazartesi

Kullanım Kolaylığı ve Estetik Bir Arada

Derin dondurucuların faydalarını anlatarak zamanınızı almayacağım, uzun süreli gıda depolama için başka bir seçeneğin olmadığını zaten biliyorsunuzdur. Henüz bilmiyorsanız da, bu yılki Kurban Bayramı’nda öğreneceksiniz zira etleriniz buzdolabı içerisinde en fazla bir hafta dayanacak! Yani ister et, isterse de diğer gıdalar için uzun süreli depolama yapmak istiyorsanız, bir derin dondurucu kullanmanız gerekiyor. Bu bakımdan iki seçeneğiniz var: yatay ve dikey derin dondurucu modelleri. Yatay olanlar bir sandığı andırıyor ve kapakları üst kısımda yer alıyor. Dikey olanlar ise aynı bir buzdolabı gibi: Kapakları ön kısımlarında bulunuyor ve (isminden de tahmin edebileceğiniz gibi) dik şekilde kullanılıyorlar. Ben, tercihimi dikey derin dondurucu modellerinden, hatta daha net söyleyecek olursak, UED 5170 DTK A++ modelinden yana kullandım.


                                                               


Neden derseniz, her şeyden önce Uğur Soğutma markası güven veriyor. 60 yılı aşkın bir süredir derin dondurucu üretiyorlar ve bu nedenle benzersiz bir uzmanlıkları bulunuyor. Unutmayın, bu cihazları on yıllar boyunca kullanmak için alıyorsunuz ve he sağlamlıkları, hem de servis ağlarının yaygınlığı önem taşıyor. Uğur Soğutma, her iki bakımdan da beklentilerimi fazlasıyla karşılıyor. Gelelim tasarıma: UED 5170 DTK A++, dikey bir derin dondurucu modeli. Ben bu tasarımı seviyorum zira kullanması daha pratik geliyor: Aynı bir buzdolabı gibi rahatça kullanabiliyor, hatta buzdolabının yanına koyarak uyumlu ve estetik bir görünüm elde edebiliyorsunuz (ben öyle yaptım, tavsiye ederim). 



UED 5170 DTK A++ yalnızca 46 kilo, yani kimseyi çağırmama gerek kalmadan bir köşeden diğerine kolayca taşıyabiliyorum. İç hacmi 170 litre, sadece benim değil, komşularımın gıdalarını bile depolamaya yetiyor! A ++ enerji sınıfında olduğu için, neredeyse hiç elektrik harcamıyor. En sevdiğim özelliği de, elektrik kesintilerinde bile içindekileri 15 saat boyunca korumaya devam edebilmesi oldu. Sık sık kesinti yaşanan bir yerde oturuyorsanız, emin olun bu özellik çok işinize yarayacak. Satın almak için https://satis.ugur.com.tr/item/ued-5170-dtk-a/100028 adresini kullanmanızı tavsiye ederim, peşin fiyatına 12 taksit yaptırarak kredi kartınızla alabiliyorsunuz. Geniş iç hacimli, dayanıklı, pratik ve uygun fiyatlı bir derin dondurucu arıyorsanız, UED 5170 DTK A++ modelini gönül rahatlığı ile tavsiye ediyorum.


                                     

Bir boomads advertorial içeriğidir.

13 Ağustos 2017 Pazar

Böğürtlenli, Beyaz Çikolatalı Pasta

   
        Böğürtlenli beyaz çikolatalı  pasta denilince insanın aklına ne kadar ihtişamlı bir pasta geliyor değil mi? Halbuki keki de kreması da çocuk oyuncağı bu pastanın tarifi bir tembel işi olarak çok kolay. Böğürtlenlerin de mevsimi geçmeden buyurun, geçelim yapım aşamasına.
Malzemeler
Kek
3 yumurta
1.5 su bardağı toz şeker
1 su bardağı sıvıyağ
1 su bardağı süt
3 su bardağı un
1 paket kabartma tozu
50 gr kakao
Krema
Dr Oetker beyaz çikolata sosu
2 su bardağı süt
Böğürtlen

         Mikserle yumurta ve şekeri iyice çırptıktan sonra süt ve sıvıyağı ilave ettim. Biraz daha çırptıktan sonra da elenmiş unu, kakaoyu ve kabartma tozunu ekledim. Çok düşük ayarda çırptıktan sonra yağlamış tepsiye karışımı döktüm. 200 derece fırında 25 dk pişirdim. Kreması içinde Dr Oetker beyaz çikolata sosunu 2 su bardağı sütle karıştırıp pişirdim. Krema ılınınca kekin üzerine döktüm. Böğürtlenleri de üzerine büyük bir zevk ve mutlulukla dizdim. İşte hepsi bu.

          Bu seneyi böğürtlen senesi ilan ediyorum. Böğürtlen toplamak için bu sene epey efor sarf ettim. Dağ, tepe, düzlük demedim keçi gibi sektim durdum. Bu pastadaki böğürtlenler annemlerin bahçesinden yani yabani değil. Tabii ki çok güzel ama gönül illaki olmayanı arıyor. Dağ , bayır gezerken fıtığımı da epey büyütmüşüm.  Evvelsi gün sol bacağımdaki dayanılmaz ağrıyla apar topar ameliyata alındım. Şu anda kuzu kuzu ameliyat sonrası yatıyorum. Boş durmayı oldum olası beceremem. Hazır fırsatını bulmuşken eski dostum blogumla biraz ilgileneyim istedim.




             Şikayetim yok ama hayatın rutinine şükretmek gerektiğini bir kez daha anladım. Allah şifa arayan tüm kullarının yardımcısı olsun. Bir de stresiniz kıt, neşeniz, böğütleniniz bol olsun.
           
       

8 Ağustos 2017 Salı

Dumanlı Dağlar, Biz Geldik!

             Samsun'dan çıktık yola, dumanlı dağlara varmaya. Her ne kadar Karadeniz'in tam göbeğinde yaşasam da Doğu Karadeniz her zaman ilgi çekici ve keşfedilesi gelir bana. Yani bıkmam, bıkamam. Bir numaralı sebebim yeşil ve mavinin  koyun koyuna olmasıdır.  Hem büyükleri ziyaret hem de kısa bir kaçamak adına biz de düştük yollara. Hava, elbetteki değişken ve kararsızdı. Yağarken bir anda güneş açabilir, hafif bir rüzgar bir anda fırtınaya dönüşebilir buralarda. Ama idmanlıyız tabii bunca yıldır. Bu arada Kazım Koyuncu da Hayde ile  eşlik etsin isterseniz.

             Tirebolu ilk durağımız oldu. Giderken sağda kalan Tirebolu 42 Çay Tesislerine uğramanızı tavsiye ederim. Açık büfe kahvaltı, bakır çaydanlıkta mis gibi çay ve yöresel lezzetler oldukça uygun fiyata. Hele bir balı var. Tirebolu'da yeşil ve mavinin arasına yol girmemiş. Denizin doğal yapısı korunmuş.  Daha sonra Tirebolu Kalesi'ne gittik. Kale'nin yakınındaki Kale Restorant'a uğrayıp meşhur pidesinden yedik. Kesinlikle tavsiye ederim, resmen damak çatlatıyor. Tirebolu sahili, sakin ve temiz bir havaya sahip. Havanın rüzgarsız olması da şansımızaydı elbette. Denize kollarını açıp sarmalayan Tirebolu, çok sevdim seni.












           Eşimin baba memleketi olan Eynesil de çok şirin bir yerdi. Ancak sahilden geçen yol deniz havasını biraz koparmış ilçeden. En çok Eynesil kalesini sevdim burada da. Ben de çıkılmadık kale bırakmamışım hani. Eynesil ve Tirebolu kaleleri ne yazık ki kendi haline bırakılmış. Şehrin içindeler ama yoklarmış gibi davranılmış. Tanıtımı, tarihi gibi bilgilere ancak internetten ulaşabiliyorsunuz. Ey yetkililer, sözüm size; biraz turistik adımlar atın da şehrinizin tarihini elaleme tanıtın lütfen. 





                 Oy Trabzon, Trabzon içi kalaylı kazan diyoruz ve şimdi de rotamızı Trabzon, Hayrat, Yarlı Köyü'ne çeviriyoruz. Önceleri Of İlçesine bağlı olan Yarlı köyü şimdi Hayrat'a bağlı. Ama bize göre hala Of'a bağlı. Babamın doğduğu , Ata yadigarı köyümüze gitmek, çocuklarımı köyümle tanıştırmak benim için çok değerli bir anı oldu. Ama köy de köy hani. Sıra sıra dumanlı dağları karşısına almış, yeşilin en ihtişamlı tonuyla boyanmış, belki kalesi kulesi yok ama aslan gibi dimdik ayakta kalmış Yarlı Köyü. Çaycılıkla geçimini sağlayan yöre halkı için hayat elbette bu güzel tabloyu izlemek kadar kolay değil. İnce belli bardakta gelin gibi süzülen çayın macerasına yarenlik etmek pek kolay değil tahmin edeceğiniz gibi. Ama manzarası, havası, çayı, halkı ile benim köyüm dünyada bir tane.Karadeniz, böyle güzel işte, denizi dalgalı, dağları dumanlı, kemençesi efkarlı.


















            Köyden sonra dönüş rotası için Trabzon'a döndük. Aklımda Pokut Yaylası vardı. Ama çocuklarla yolculuk zor olacağı için vazgeçtim. Ama bir daha ki sefere Sultan Murat Yaylası'na çıkmak istiyorum. Zaman ve rüzgar bizi nereye sürüklerse , biz oradayız doğrusu. 

           Karadeniz, yeşilin en güzel hali. Ancak gitgide yükselen dev binalar, oteller denizin kenarını taşlaştırıp, tabiatı küstürüyor. Turizm, tanıtım, az önce de belirttim, ekonomik ve kültürel olarak önemli bir kaynaktır. Ama gelen turistin ziyaret sebebi senin ağacının yeşili, denizinin mavisiyse onu doların yeşiline değişme güzel hemşerim. Senin beğenmediğin, terlikle kovaladığın arının nesli tükenirse dünya tükenir ama senin neslin tükenirse dünya hiç bir şey kaybetmez insan kardeşim. Üç beş kuruşun peşine düşüp torunlarımıza miras betondan bir dünya bırakmayalım. Ne mi yapalım o zaman? Balkonumdaki saksıda bile çam ağacı, erik ağacı yetiştiriyorum. Doğa gözümüzü açarsak yapabileceğimiz çok şey var. Peki daha yeşil bir dünya için senin önerin nedir?